• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 21 °C

Kürt yeniden uyanışının mimarı: Sosyalizm (2)

Fehim Işık

Kürtlerin bırakın yaşanan devasa sorunu çözmeleri, kendi realitelerinden kaynaklanan durum nedeniyle belki çözüm önermeleri bile o kadar kolay değildi. Ancak sosyalistlerin/komünistlerin bir işi de zoru başarmak değil mi? 1938 Dersim İsyanı’ndan sonra büyük bir sessizliğe bürünen Kürtulusal hareketinin ilk ciddi dirilişini, ulusal uyanışını sol ve sosyalist düşüncelerle tanışmasından sonra gerçekleştirdiğini ve sosyalistlerin ulusal mücadelenin gelişimi anlamında kısa sürede önemli başarılara imza attığını dikkate alırsak, Kürt sosyalist ve komünist hareketlerinin bu konuda daha etkin davranmalarını beklemek gerekirdi. Sorunumuz ulusaldır, deyip tartışmalardan geri çekilmek ya da onu önemsememek yerine, yaşananları tartışmak, en azından çözüm önerilerini gündemleştirmek/zenginleştirmek yapılabilirdi. Üstelik bir çoğunda isim ve program değişiklikleri yaşansa bile, Kürt ulusal hareketlerinin önemli bir bölümü nicelik anlamında olmasa da nitelik anlamında hâlâ bile sosyalizme olan inancını koruyor.

Elbet sorunu tartışmak, onu çözmek anlamına gelmiyor. Busorun belki daha on yıllarca tartışılacaktır. Belki daha on yıllar boyunca sosyalistler, iktidara gelemeyeceklerdir. Tüm bunlara rağmen sorunun her boyutta tartışılması, yeni teorik/pratik formülasyonların üretilmesi gerekiyor.Çarlık Rusyası’nın acımasız koşullarında, kapitalizmin, sömürünün en acımasız olduğu 20. yüzyılın başlarında yoksulların ve emekçilerin umudu olan sosyalizm, bugün daha gelişmiş ve daha nitelikli teorik/pratik üretimlerle, üstüne üstlük bunca deneyimden sonra niye yeniden insanlığın umudu olmasın? 

Deneyimlerin ışığında sosyalizm

Sosyalizmin 70 yıllıkiktidar deneyimi, özellikle de son 20-25 yılda yaşananlar sosyalizme geçişin zamanı ve biçimleri konusunda önemli ipuçları vermektedir. Sosyalistlerin yaşananlardan dersler çıkarıp kapitalist üretim ilişkileri ile bu sistemin doğasına ilişkin gelişmeleri dikkatle incelemeleri durumunda, kapitalizmin sanıldığı kadar kısa ömürlü olmadığı görülecektir. Kapitalizmin sömürü ve baskı mekanizması nasıl ki sosyalizmi bir tarihsel zorunluluk olarak ortaya çıkarmışsa, üretim güçleri ile üretim ilişkilerinde ortaya çıkan farklılıklarda kapitalizmin ömrünün uzamasının en önemli nedenidir. Üretim ilişkileri hergeçen gün değişiyor/gelişiyor. Mal ve hizmet üretimi, artıyor. Çalışanlar başta olmak üzere halkın önemli bir bölümünün durumu, kapitalizmin azgın sömürü çarklarına sahip olduğu ilk dönemindeki gibi değildir. İnsan hakları,demokratikleşme, doğa ve çevrenin korunması, gelir dağılımında nispi de olsabir dengenin sağlanması gibi genel konularda yaşanan iyileştirmeler ile şiddet ve savaş karşıtlığının kapitalist ülkelerdeki kitleler nezdinde artması, gelişmiş kapitalist ülkeler başta olmak üzere dünyanın önemli bir bölümünde demokratik yapının gelişmesini beraberinde getiriyor.

Elbet her şey güllük-gülistanlık değil ve dünyanın hâlâ çokciddi sorunları var. Silahlanmaya ayrılan pay, yoksulluğun dünyanın belli bazı coğrafyalarında vardığı korkunç boyut, bölgesel savaşlar, sanayileşmedeki kâr hırsının neden olduğu çevre kirlenmesi ve bunun bir sonucu olarak dünyanın geleceğini tehdit eden atmosferdeki ozon delinmesi... Bunların tümü kapitalistlerin eseridir ve kapitalistler hâlâ bile bu risklerin ortadan kaldırılmasına yönelik bir adım atmıyorlar.

Şu da unutulmamalıdır ki, kapitalistler karşılarında ciddi bir rakibin olduğu dönemde, yani sosyalist sistemden söz edilebildiği dönemde,özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal ve siyasal alanda ciddi iyileştirmelere yöneldiler. Batı Avrupa’da yaşanan iyileştirmelerin; son zamanlarda ciddi sarsılmalar yaşasa da sosyal devlet anlayışının özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde gelişmesinin önemli bir nedeni, hiç kuşkusuz sosyalist sistemin varlığıdır. Gelişmiş kapitalist ülkeler, arka bahçelerinin artıları sonucu da olsa, ciddi ekonomik iyileştirmelere ve bununla bağlantılı demokratik gelişmelere neden oldular. Ancak nedeni ne olursa olsun, yaşanan gelişmeler üretim güçlerinin rolünde ciddi bir değişime neden oldu. Emekçilerin ve genel olarak halkın durumunda iyileşme gözlenmesi, giderek sınıflar arası ilişkilerin yumuşamasını beraberinde getirdi. Ezen-ezilen sınıf kavramı, artık yalnızca ‘patron-proleter’ bağlamında ele alınmıyor. Daha da ötesi, sınıflar arası ‘antagonist’ denilen çelişkilerin ‘çözümü’ için barışçıl mücadele yöntemleri daha fazla öne çıktı/çıkıyor.

Üretim güçleri ile üretim ilişkilerinde yaşanan budeğişimler ile sosyalist sistemin kapitalizm karşısında aldığı ağır yenilgi, 20. yüzyılda terminolojimize giren yeni bir kavramın ortadan kalkmasına daneden oldu. Bir diğer deyimle artık çağımız, kapitalizmden sosyalizme geçişçağı değildir.

Sorular ve yanıtlar

Bu yaşananlardan çıkarılması gereken sonuçlar vardır/olmalıdır. Çıkarılması gereken en önemli sonuç ise, kapitalistlerin akılalmaz kâr harsının ve bunun neden olduğu yıkımların, ölümlerin hâlâ devam etmesidir. Kapitalizmin bu aç gözlülüğünün önüne geçmek ise sosyalistlerin görevidir.

Hiç kuşkusuz “sosyalizm insanlığın geleceğidir”. Geleceğin özgür, barışçı, savaşsız, sömürüsüz, sınıfsız ve devletsiz toplumu şu an içinbir ütopya olsa bile, bu toplumu kuracak olanlar da sosyalistlerden başkası olmayacaktır.

Sosyalizmin, özellikle de Kürtler açısından bugünden yarına elde edilecek bir kazanım olacağı inancında değilim. Deyim yerindeyse bu hamur daha çok su götürecektir. Ancak yine de, sosyalist örgütlenmenin olmazsa olmaz bir gereklilik olduğu inancından yola çıkan kadrolar, aydınlar, emekçiler olarak yanıtını bulmamız gereken sorular olduğu inancındayım.

Nedir bu sorular ve ne yapmalı?

Diğer bir deyimle, eğer proleterlerimizin artık “zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri de varsa”, sosyalizmin yeniden inşası ve egemenliği için nasıl bir yol izlemeliyiz?

Sosyalizme geçiş nasıl olmalıdır? Eskiden olduğu gibi, gerekirse zor yöntemlerinin de kullanılacağı kesintisiz/sürekli devrim sürecimi benimsenmeli? Yoksa yeni ve başka bir yol mu bulunmalı?

Bir diğer olgu ise, toplumun farklı sınıf ve katmanlarına yönelik sosyalistlerin tutumudur. Sosyalistler, kendileri dışındaki diğer örgütlenmelerle, farklı sınıf, katman ve akımlarla nasıl bir ilişki geliştirmeli? Bir diğer deyimle, “proleterlerin biricik partisinin” yönettiği,diğer sınıf ve katmanların yönetsel haklarının ellerinden alındığı bir “proleterya diktatörlüğü” mü, yoksa herkesin özgürce örgütlenebildiği yeni bir toplum modeli mi?..

Sosyalizmin ilk deneyiminin yarı-feodal bir ülkede yaşanması, onun yenilgisinin de nedeni midir?

Soruları artırmak mümkün. Ülkemizdeki tüm sosyalistlerin bu ve benzeri onlarca soruya araması gereken yanıtlar vardır/olmalıdır.

Sosyalistler her şeyi tartışmalı

Yukarıda dillendirdiğim soruların tartışılması gerektiğine inanıyorum. Bunun yanı sıra tartışılması gereken, yanıt bulunması gereken başka olgularda vardır.

Örneğin sosyalistlerin, sadece şiddet yanlısı teokratik ve faşist partilerin örgütlenmesinin yasaklandığı çok partili demokratik toplum modeli içinde kendi kimlikleriyle örgütlenip iktidara kitlelerin oylarıyla gelmelerini ve bu oyları alamadıklarında ise muhalefette kalmalarını savunmak, sosyalizmin tezleriyle ne kadar örtüşür? Ya da bu anlayışı sosyalist tez olarak geliştirmek mümkün mü?

Sosyalizmi, artık yalnızca bir sınıfın diktatoryasını savunan iktidar ideolojisi olarak değil, tüm toplumu kapsayan çağdaş, özgür ve demokratik toplumu/toplumları kurmanın ideolojisi olarak görebilir miyiz?

Bu sorulara yönelik yanıtlar elbette soruları yönelten biri olarak zihnimde var. Kendini sosyalist olarak tanımlayan bir Kürt olarak,sosyalistlerin çok partili demokratik bir toplum içinde kitlelerin oylarıyla,barışçıl yöntemlerle iktidara gelebileceğini ve yine aynı yöntemlerle iktidardan ayrılarak muhalefette kalabileceğini savunmakta, sosyalizmi, artık yalnızca proleteryanın ideolojisi olarak görmediğim için de, ‘proleteryadiktatörlüğü’nü de bir kavram olarak red etmekteyim.

Tüm bunların yanı sıra kapitalizmin yeni bir yüzünün deoluştuğunun görülmesi gerektiğine inanıyorum. 

Kapitalizmin yeni yüzü 

Kapitalizmin, artık yalnız başına Sosyalizmin Alfabesi’nde yazıldığı gibi değerlendirilmesinin, onun geçmişin köklü sosyalist deneyimlerinden kaptıklarını kendi hanesine katarak yeni ilişkilere,anlayışlara evrilmesinin görül(e)memesini, doğru bulmuyorum.

Bilindiği gibi kapitalizmin klasik tanımı, iki ana olgu üzerine oturur: Emek ve üretim araçları. Üretim araçlarının kamu mülkü olmaması, dolayısıyla bireylerin bunları işletmesi sonrasında ortaya çıkan artı değer, işletmeci ile çalışan arasında, daha geniş anlamıyla emek ile sermaye arasında bir savaşımı da zorunlu kılar. En basit anlatımla, bu kesimlerden biri için iyi olanın diğeri için kötü olduğu ve bu iki kesimin, bu nedenle de olsa uzlaşamayacağı, çatışması gerektiği, ezberimizin yegane düşüncesidir.

Elbet bu tanımlamanın yanlış olduğunu iddia etmiyorum. Sınıfların varlığında, sınıflar arası uzlaşmazlık ve çatışmaların olması kadar doğal bir olgu yoktur. Bırakın sınıfları, aynı sınıfın farklı katmanları, hattaaynı katmanların kendi içinde bile farklı ilişkilerin neden olduğu çatışmaların, uzlaşmazlıkların varlığından söz etmek mümkünken, emek ile sermaye gibi iki ezeli düşman arasında bir çatışma olmaması gerektiğinden sözetmemek mümkün değildir. Ancak şurası da bir gerçek ki, üretim araçları artıksadece kapitalizm tahlilinin ilk yapıldığı dönemlerdeki gibi değildir. Üretim araçları gelişmiş, gelişiyor. Üretim araçlarındaki bu gelişme, üretim güçlerinede yansıyor. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler, mal ve hizmet üretiminin artmasına, emekçiler başta olmak üzere halkın önemli bir kesiminin durumunun geçmişten bugüne olumlu bir seyir izlemesine neden olmuştur. Elbet bu durumun oluşmasında, kapitalizm gibi azgın bir anlayış karşısında iktidarını 70 yılboyunca sürdüren sosyalizmin de, burjuva demokrat ülkelerdeki sosyal demokrat, sosyalist örgütlenmeler ile iktidarların da güçlü bir etkisi vardır. Ancak nedeni ne olursa olsun, üretim araçları, üretim ilişkileri ve nihayetinde üretim güçleri boyutunda yaşanan bu değişimler, beraberinde yeni iyileştirmeleri getirmiş; şiddet ve savaş karşıtlığının artmasını sağlamış;gelişmiş kapitalist ülkeler başta olmak üzere dünyanın önemli bir bölümünde nispi de olsa demokratik yapının gelişmesine olanak sunmuş, sunmaya devam ediyor. Kısmi de olsa yaşanan bu iyileştirmelerin, olumlu gelişmelerin tümünün yalnızca sosyalizmin eseri olduğunu iddia etmek de, doğru olmasa gerek.

Tüm bunlardan, kapitalist sistemin iyi olduğu anlamını çıkarmak gerekmiyor. Sosyalizmin büyük yenilgisine ve bu yenilginin nedeni ve/veya sonucu olan her şeye rağmen, hatta ortaya çıkan yeni liberal akımlara rağmen kapitalizm iyi değil; kendini ne kadar süslerse süslesin, içinden nekadar liberal çıkarırsa çıkarsın, onun iyi olması da mümkün değil. Çünkü onun ana eksenini sömürü ve baskı oluşturuyor. Bir diğer deyimle o, tüm kötülüklerin anasıdır.

(Devam edecek)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89