• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

Kürt sorununu PKK'den ayırmak

Oral Çalışlar

Kürtlerin demokrasiye atfettikleri önem ve demokratik sisteme duydukları ilgi gerçekten de yeni bir olgunluk düzeyine ulaşmış durumda.

Cengiz’in (Çandar) tartışma yaratan raporunun içerdiği dikkat çekici değerlendirmelerden birisi, Kürt sorununu PKK’den ayırmanın imkânsızlığı üzerine. Bu noktayı analiz edemeyen siyasiler ve kanaat önderlerinin işleri karıştırdığını, kaos yarattığını, sorunu içinden çıkılmaz hale getirdiğini gerçekten de yıllardır gözlemliyoruz.

Hükümet ve yakın çevresi, KCK davasına belli odaklar tarafından ikna edildi. Bu süreç; KCK ile BDP’liler arasında bir ilişkinin var olduğu teziyle başladı. Polis dinleme raporlarına göre; KCK’lı olduğu iddia edilen bazı isimler, BDP yöneticilerine, BDP’li belediye başkanlarına ‘talimat’lar veriyordu. Onları ‘terör örgütü’nün amaçları doğrultusunda yönlendiriyordu.

Bütün bunları daha sağlam bir zeminde değerlendirebilmek için geçmişe gitmekte fayda var... Süreç içinde PKK, Kürt siyasi hareketinin yasal kolu üzerinde büyük bir etki sağladı. İlk kurulan ve ağırlığı Kürt siyasi temsilcilerinden oluşan HEP’i hatırlayın. Fehmi Işıklar’ın başkanı olduğu bu partinin ilk kuruluş aşamasına SHP’den ayrılan Kürt kökenli olmayan milletvekilleri de katılmak istemişler ve ilk kuruluş çalışmaları içinde bulunmuşlardı. PKK ise bu girişimi eleştirmiş ve ona katılmamıştı.

HEP, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı, ardından kurulan DEP de benzer akıbete uğradı ve kapatma alışkanlığı daha sonra kurulan her partiye karşı sürdürüldü. Yasal alan, kapatma davaları, tutuklamalar, faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlarla darbelendi. Kapatılamayan yani varlığını sürdürebilen tek güç merkezi olan PKK’nin yasal hareket üzerindeki ağırlığı doğal olarak arttı ve bu giderek bir egemenliğe dönüştü.

Kürt siyasi hareketi bir bütün

Kürt siyasi hareketi iki ayak üzerinde duruyor. Birisi ‘yasal alan’, diğeri ‘dağ’. Bu iki alan arasında geçişlerin olduğu da sır değil. Hatta bağlar şimdi eskisinden daha güçlü.

KCK davasıyla iki alan arasındaki bağlar koparılmaya çalışıldı. Tutuklamalar yoluyla PKK’nin egemenliğinin kırılması amaçlandı. Şu anda mahkemeler de bu anlayış üzerinden yürütülmek isteniyor ve doğrusu davalar pek yürümüyor. Davaların bu ilişkinin kırılması açısından bir rolü olmuyor.

Yasal alanda mücadele eden ‘Kürt siyaseti’nin önde gelen isimleri, Kandil’e de Öcalan’a da sahip çıkıyor. “Biz ayrı dünyaların insanlarıyız” demiyorlar, “aynı dağın yeliyiz biz” yaklaşımına yakın duruyorlar. Cengiz’in de ifade ettiği gibi, onlar aynı siyasi akımın iki parçası haline dönüşmüş durumdalar.

Zaten, devlet de, biz gazeteciler de, bu olguları göz önünde bulundurarak, İmralı’dan gelen, Kandil’den gelen mesajları, söyleşileri aktarmaya, yorumlamaya, anlamaya çalışıyoruz. Oraları görmezlikten gelerek gerçekleri yansıtabilen bir tablo elde etmek mümkün değil.

Yasal alanın önünü devlet tıkıyor

Şunu da göz önünde bulundurmakta yarar var: ‘Yasal alan’la ‘dağ’ arasında güçlü bir bağ olsa da, ikisi aynı şey değil. Yöntemler, ilişki biçimleri, tepkiler ciddi farklılıklar gösteriyor. Yasal alanda mücadele edenler, Batılı kamuoyuyla daha fazla yüz yüzeler, dolayısıyla da farklı bir kültüre sahipler. Şiddeti eleştiriyorlar, diyaloğu ön planda tutuyorlar, farklı kesimlerin duyarlılıklarını gözetmeye çalışıyorlar, parlamenter kültürü daha çok merkez alıyorlar. Tabii “Silahlı mücadele miadını doldurmuştur” gibi saptamalar yaptıklarını da görüyoruz.

Kürtlerin demokrasiye atfettikleri önem ve demokratik sisteme duydukları ilgi gerçekten de yeni bir olgunluk düzeyine ulaşmış durumda. TBMM, Kürt hareketinin geleceği ve Kürtlerin sorunlarının çözümü açısından hayati önemde. KCK davası, Hatip Dicle’nin aldığı mahkûmiyet kararı, seçilmiş milletvekillerinin tutukluluk hallerinin devam ettirilmesi gibi bir dizi uygulama, yasal alanın genişlemesini ve güçlenmesini engelliyor. Kürtlerin şu anki en büyük talep ve arzusu, bağımsız milletvekillerinin Meclis’e girmesinin önündeki engeller kaldırılarak ‘Meclis’te çözüm üretimi’nin yolunun açılması. Karayılan da Kandil’den aynı çağrıyı yapıyor...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89