• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 19 °C

Kürt sorununu kim çözer, kavgası

Kurtuluş Tayiz

Leyla Zana’nın “Bu sorunu Erdoğan çözer” sözleri, Kürt hareketi içinde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Kürt siyasetçiler Kürt sorununu kimin çözebileceğini ya da çözemeyeceğini tartışıyor. Zana’nın çıkışına ilk tepkiyi BDP lideri vermişti; Selahattin Demirtaş “AKP’den umutlu olmak saflıktır” diyerek, çözümü iktidar partisinden beklemenin hata olduğunu vurgulamıştı. Kandil de bu tartışmanın dışında kalmadı, örgütün önemli isimlerinden Murat Karayılan, Leyla Zana’nınkilere paralel sözler sarfetti ama Erdoğan’a duyduğu güvensizliğin altını çizmekten de geri durmadı.

zana-250.jpgBu konuda en dikkat çekici çıkışı ise Aysel Tuğluk yaptı. Tuğluk, dünkü Aydınlık gazetesinde yayımlanan demecinde -Leyla Zana’nın aksine- “Bu sorunu Erdoğan çözemez” dedi. Tuğluk, bu düşüncesini şöyle gerekçelendirdi: “Bizim AKP iktidarının bu konuda bir çözüm getireceğine kesinlikle inancımız yok. Devletin içerisinde bir kesimin çözüm istediğini biliyoruz. AKP Kürt sorununa karşı bu devlet politikasının daha ötesinde bir politika izliyor.”

Leyla Zana ve Aysel Tuğluk’un karşıt düşüncelerini önemli kılan yan, bence bu görüşlerin Kürt siyaseti içindeki iki temel siyasi doğrultuyu veya iki güçlü damarı yansıtıyor olması. Leyla Zana, bence çoğunluğun duygu ve düşüncelerini yalın olarak ifade ediyor. Zana’nın yaklaşımında Kürt sokağının sağduyusu, ortak aklı ve pragmatizmi var. Esnek ve demokratik bir mücadele biçimine geçişten yana. En küçük barış ihtimalini kan ve gözyaşına feda etmeyi biraz akılsızca buluyor. Kürt talepleri için artık silahların gerekli bir enstrüman olmadığını düşünüyor ve devreden çıkarılmasını istiyor. Görünüşte de pek ayrılıkçı değil, Türkiye ile birlikten yana. Hükümetle bu yönde başlatılacak diyaloğun hem PKK sorununu ve hem de Kürt sorununu çözebileceğine inanıyor. Leyla Zana’ya göre, yerel yönetimleri güçlü olan, Kürtlerin anadilde eğitim görebildiği ve kendi kimlikleriyle özgürce siyaset yapabildiği bir Türkiye, en büyük meselesini de köklü olarak hal yoluna koyabilir. Kuşkusuz bu eğilim İmralı ve PKK’yı dışlamıyor, Öcalan’nın ev hapsine çıkarılmasını, Kandil’e ise af ve siyaset yapma özgürlüğünün tanınmasını da içeriyor.

Aysel Tuğluk ise Zana’ya göre Kürt hareketi içindeki daha katı ve uzlaşmaz bir eğilimi yansıtıyor. Bu görüş AKP iktidarına ve Erdoğan’a büyük bir güvensizlik duyuyor. Ancak kendi çözümleri de yok. Daha doğrusu Türkiye tarafından kabul görecek düzeyde makul bir çözüm anlayışı içinde değiller. Bu yüzden şöyle düşünüyorlar; “Ya hükümeti silahla kendi çözümümüze zorlarız ya da bu hükümeti silahla deviririz...” Hükümeti devirme konusunda ise gerçekten “samimiler”. Kürt sorununun ağırlığına geçmişte dayanamayan hükümetlerin birbir eriyip siyaset sahnesinden silindiklerini hatırlatarak, silahla yaratacakları istikrarsızlığın AKP hükümetini de vuracağını sanıyorlar. Yani diğer hükümetlerin başına gelenin AKP’nin de başına geleceğini...

Amaçları ise Güneydoğu’nun yönetimini Kuzey Irak’ta olduğu gibi üstlenmek ve tümden devralmak. “Demokratik özerklik” denen modelin özü biraz böyle. Barzani’den daha güçlü olmak istiyorlar. Özünde ayrılıkçı olan bu çözüm tasavvuru, örgütü ve Kürt siyasi hareketini uzlaşmaz, katı ve silahlı bir çizgiye sürüklüyor.

Dağdaki isyancı küçük bir grubun tahammülsüz ve umutsuz ruh halini yansıtan bu eğilimi küçümsemeyin; çünkü bu grup, bütün bir Kürt siyasi hareketini esir aldığı gibi, İmralı’yı bile baskı altına tutacak kadar güçlü.

Başbakan Erdoğan’ın demokratik açılımı durdurmasında, geri çekilmesinde hatta eski devletçi anlayışa savrulmasında bence Aysel Tuğluk’un yansıttığı, BDP’ye de zaman zaman egemen olan, özünde ise Kandil’in temsil ettiği bu zihniyet etkili oldu.

Kürt siyasi hareketi, bence bugün umudu veya umutsuzluğu Erdoğan’a bağlamak yerine çözüm için Erdoğan’ın bile çok karşı duramayacağı bir siyaset geliştirmek zorunda. Yoksa Kürt meselesinde çözümün öznesi olmaktan uzaklaşıyorlar. Bu noktada BDP lideri Selahattin Demirtaş’ın şu sözü aklıma geliyor: “Ne Kürtler PKK’dan, ne de Türkler AKP’den barış beklemesin.” Bence de!

Eğer Kürt hareketi makul bir siyaset geliştirebilirse Erdoğan’ın bile çözüme direnmesi mümkün olamaz; zira ondan da büyük bir Meclis var. Bu çağda sağduyulu siyasete, ortak akla direnebilecek hiçbir iktidar, siyasi parti yoktur, Erdoğan da bunun karşısında duramaz.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89