• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 31 °C

Kürt sorunu ve iki koalisyon

Hadi Uluengin

KÜRT sorunu tabii ki Türkiye’nin en hayati ve en birincil meselesidir!

Dolayısıyla da Barış Süreci yine en temel gündem maddesidir.

Gezi Parkı olaylarından önce de öyleydi, şu anda da öyledir. Sonra da öyle olacaktır.

***

OYSA yukarıdaki olayların dinamiği ister istemez sözkonusu süreci aktüaliteden koparttı. Hatta medyatik ilgi sırf Taksim’e odaklandığı için konu sanki zihinlerden silindi.

Bu açıdan Sıcak Haziran’ın gerçekten çok “münasebetsiz” (!) ve çok talihsiz bir zamana denk geldiğini söylemek yanlış olmaz.

Fakat böyle bir tesbit yapıyorum diye de komplo teorilerine prim verdiğim sanılmasın.

Yani Gezi Direnişi’nin aslında barışı baltalamak isteyen güçler tarafından planlandığı yönündeki zırvalamalara asla kapik vermiyorum. Bunlar hezeyandır ve iler tutar tarafı yoktur!

Öngörülemez bir kaos olan tarihte sosyal patlamaların ne programlı bir takvimi vardır, ne de onlar “aman şimdi sırası değil, biraz sonra” türünden iradi yaklaşımlara itaat ederler.

***

HAA, yukarıdaki barış karşıtı güçler işin içinde yok muydular?

Tabii ki vardılar! Ve, tabii ki hâlâ da varlar! İbadullah!

Mevcudiyetlerini ve kaderlerini savaş yandaşlığı temelinde inşa eden ulusalcılar tabii ki ilk andan itibaren eylemleri gasp etmeye yeltendiler. Bunda da bir ölçüde başarılı oldular.

Park’ta “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye tepinenlerden internet ve sosyal medyada bin bir yalan üfürenlere; tuzu kuru mahallelerde tencere tava çalanlardan mezhebî eksende intikamcılık güdenlere, hiç şüphesiz ki “hoşnutsuzlar koalisyonu”nun ciddi bir kesimi sözkonusu kategori içinde yer alıyordu.

Zaten adım gibi eminim ki eğer şu veya bu protesto gösterisi sırasında sıcağı sıcağına bir sondaj yapılacak ve “barış sürecini destekliyor musunuz yoksa reddediyor musunuz” sorusu sorulacak olsaydı, büyük ihtimalle ikinci cevap ağır basacaktı.

***

ÖYLE, çünkü Gezi Direnişi’nde kıvılcımı çakan ilk öncüler belki çok geniş ve çok elastiki anlamıyla liberal diye tanımlanabilecek yeni güçlerden oluşuyordu.

Ana hatlar dışında bu yeniliğin sosyolojik portresi henüz tam netleşmediğinden şu an hüküm vermek istemiyorum.

Fakat her hâlükârda, değişik mekânlarda sahaya inen heterojen kitle önemli ölçüde eski güçleri ve eski zihniyetleri de temsil ediyordu.

Başka bir deyişle, yukarıdaki “hoşnutsuzlar koalisyonu”nu birleştiren yegâne ve asgari ortak payda, AKP’nin bile değil Başbakan’ın otoritarist eğilimlerini reddetmek oldu.

Onun dışındaki hemen her şeyde kademe kademe bir ayrışma sezinlendi ki Kürt sorununu, dolayısıyla da Barış Süreci’ni sözkonusu ayrışımın başına koymak gerekiyor.

Nitekim flamalar yan yana duruyordu diye aynı sürecin temel aktörleri arasında yer alan bir BDP’yle “Kürt bakkala gitme” diye anıran ulusalcı avenenin aynı telden çaldığını iddia etmek budalalık olur.

***

İMDİİ, buradaki en vahim olguyu, sözkonusu sürecin cesur ve dirayetli mimarı olarak övgüyü ve hürmeti hak eden Recep Tayyip Erdoğan’ın böylesine zıt kutupları bile en azından zahiri bir ittifaka yönlendirecek ölçüde tepki toplamış olması oluşturuyor.

Başbakan’ın siyaset pratiği, aslında kendisine doğal müttefiki olması gereken o yeni güçleri zaten fırsat kollayan eski güçlerle zoraki bir “hoşnutsuzlar koalisyonu”na itiyor.

Oysa Barış Süreci hayati viraja doğru ilerlerken Türkiye’nin ancak bir “hoşnutlar koalisyonu”na ihtiyacı vardır ki, aksi takdirde virajın dönülememesi tehlikesi çok büyüktür!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89