• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 34 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

Kürt muhalefetinin karakteri ve PKK-AKP diyalektiği

Yavuz Delal

“Kürt sorunu” aktüel sosyal ve siyasal yaşamda PKK-AKP ikilemine sıkışmış bulunmakta. 

Ve savaşın veya barışın, çözümün veya çözümsüzlüğün bu diyalektikle elverişli kılınmak istendiği anlaşılmakta. 

Bana kalırsa bu diyalektiğin bir gerçek olmasını, Kürt muhalefetinin tarihsel karakteriyle kurulan ilişki veyahut da Kürt muhalefetinin tarihsel karakterinin değişmesi veya yeni bir yön alması mümkün kılacaktır. 

Öyleyse Kürt muhalefetinin tarihsel karakteri nedir? 

Bildiğim bütün literatür, egemenlik için veya egemenliğin paylaşımı için “dışarıda” veya kendi toprağının bir yerinde konuşlanabilmiş bir silahlı hareketin tahakkümcü devleti korkutan tek gerçek muhalefet olduğunu ve fakat bu tür bir muhalefetin doğal olarak belli bir (tahakküm konmuş kendine ait) toprak parçasında bir biçimde egemenlik hakkını amaçladığını söyler. 

Eğer amaç bu değilse, “dışarıda” veya kendi toprağının bir yerinde konuşlanmış silahlı hareketin paradoks içerisinde olduğu anlaşılır. 

Yine bildiğim bütün literatür, bir ülkede demokrasiyi tahkim etmek için mevcut rejime dönük devrimci mücadele veren muhalefetin “dışarıda” veya ülkenin yalnızca bir parçasında ve bir etnik kimlik üzerinde silahlı bir hareket olarak konuşlanmasını paradoks olarak belirtir. 

Çünkü bu türden bir paradoks hem terörizme hem de özgürlüğe açık uygulamaları ve tanımlamaları elverişli kılmaktadır. 

Kürt muhalefetini ayrı tutmak durumunda olduğum Suriye’dekine benzer durumlar ise, ülkeye kimin veya neyin egemen olacağına dair bir çeşit iç savaştır. Suriye’de Nusayriler mi Suniler mi, Sosyalizm mi İhvanizm mi, diktatörlük mü demokrasi mi, Rusya mı Amerika mı, İran mı Türkiye mi egemen olacak? 

“Kürt muhalefetini ayrı tutmak durumunda olduğum” derken kast ettiğim şey, gerek Türkiye’de ve gerekse de Suriye, İran ve Irak’ta tarihsel Kürt muhalefetinin temelde bir rejim muhalefeti olmadığı, kendi iradeleriyle egemenlik haklarını elverişli kılma muhalefeti olduğudur. 

Kürt muhalefeti bu açık fark cihetiyle ülkelerdeki sosyal, politik ve diğer ideolojik muhalefet unsurlarından ayrışır. Dolayısıyla benzer bir biçimde daha önce Irak’ta olduğu gibi Suriye iç savaşında da Kürt muhalefeti, Sunni olmasına karşın, “Kürt tarafı” olarak ortaya çıkar ve Suriye’de rejime dönük amaçlanan temel muhalefet yaklaşımından farklılaşır. 

Bu fark dolayısıyla Suriye’deki Kürt muhalefeti iç savaşın bir aktörü değildir. Doğal olarak kendini var eden muhalefet angajmanıyla hareket eder ve çıkarları doğrultusunda iç savaşın taraflarıyla ilişki içerisinde olur. 

Bütün Kürt muhalefetinin tarihsel karakterinin kendi iradesine sahip olma amacını barındırdığı dikkate alındığında, Kürtlerin Suriye’deki politikalarını da daha gerçekçi anlamak mümkün olur. 

Bu açıdan Suriye’deki Kürt muhalefeti, rejimle veya rejim muhalifleriyle kurduğu ilişki üzerinden değil de, bu ilişkinin tarihsel karakterine ve geleneğine uyumluluğu bakımından kritik edilmelidir. 

Aynı şey diğer parçalar için olduğu gibi, TC ulus devlet egemenliğindeki Kürt muhalefeti için de geçerlidir. 

Kısaca şöyle formüle edelim: Ülkelerdeki Kürt muhalefetinin tarihsel karakteri olan “kendi egemenliğini irade etme” farkı, diğer muhalif unsurlardan onu açık biçimde ayırır. 

Kürt muhalefetinin tarihsel karakteri, “Kürt sorunu” çözümü konusunda PKK-AKP diyalektiğinin birbirine bazen yaklaşmasını, bazen de uzaklaşmasını sağlayabilmiştir. 

Çünkü yer yer nükseden ideolojik aymazlığının rağmına PKK muhalefeti, tarihsel Kürt muhalefetinin karakteri gereği TC’nin egemenliğine ilişkin iken; AKP muhalefeti, baskı altındaki Müslüman ahalinin tarihsel muhalefetinin doğası gereği TC’nin rejimine ilişkindi. PKK aynı zamanda Kürt muhalefetini karşılarken; AKP de Müslüman ahali muhalefetini karşılama kabiliyetini haizdi. 

Her iki muhalefet de TC’ye karşıydı! Evet, ama biri TC’nin rejimine diğeri egemenliğine muhalefet etmekteydi. TC’ye ilişkin muhalefetlerinde ortak ve fakat muhalefet karakteri bakımından farklı olduklarından PKK-AKP (Kürt-Müslüman ahali) diyalektiğinin birbirine doğal olarak bazen yakınlaşması ve bazen de uzaklaşması söz konusu olmaktaydı. 

Şimdi AKP iktidarı dolayısıyla Müslüman ahalide rejime dönük muhalefet kalmadığından, PKK-AKP arasındaki TC muhalefeti konusundaki ortaklık da bitti. Daha doğrusu Kürt muhalefetinin karakteriyle Müslüman ahali muhalefeti arasındaki ortaklık bitti. 

Aslında bu salt PKK-AKP diyalektiği değildir; tarihsel Kürt ve Müslüman ahali muhalefetinin karakteri bunlar adına hareket eden her yapıyı bu davranış biçimini geliştirmek durumuna sokacaktı. 

Belki bu muhalefetleri içeriklendiren temel karakter belirlemesinden sonra PKK-AKP üzerinden gelişen “Kürt sorunu”nun çözümü veya çözümsüzlüğü konusundaki banal ayak oyunlarını anlamlandırmak mümkün olur. 

PKK’nin ve dolayısıyla mevcut Kürt muhalefetinin çıkmazı 

TC ulus devletinin henüz tam tahakküm kuramadığı dönemde ortaya çıkan 1925 Şeyh Said hareketi, müstakil bir iradeyi tahkim etmek isteyen Kürt muhalefetinin temel karakteri için “etrafını cami ağyarını mani” biçimlenmenin başlangıcını oluşturur.

Şeyh Said kendi topraklarında konuşlanmış ve harekete geçmiş bir silahlı harekettir. Şeyh Said başlangıcıyla temin edilen muhalefet karakterinin doğası gereği TC ulus devleti 1925 Şey Said hareketini bir iç savaş olarak değerlendirmemiş ve dinci ayrılıkçı (Şeriatı Ğarrayı Ahmediyye’nin izzetini tahkim edecek Kürdistanî) bir kalkışma olarak hafızasına kaydetmiştir.

Tarihsel Kürt muhalefetinin karakterine uygun olan egemenlik hakkı için; PKK’de olduğu gibi “dışarıda” ve Şeyh Said’de olduğu gibi “içeride” konuşlanmış silahlı bir hareket bütün literatürde bağımsızlık savaşı olarak anlaşılır.

Bu bakımdan PKK-AKP diyalektiğinde aynı zamanda Kürt muhalefetini de çıkmaza sokan “dışarıda” örgütlenmiş silahlı bir hareket olarak PKK’nin çıkmazı, doğasının gereği olan bağımsızlık mücadelesinin gerek şartı olmayan Türkiye’nin demokratikleşmesini tesis etmeye kalkışmasıdır.

Duran Kalkan’ın bahsettiği devlet olmaktan vazgeçmeyi öngören devrimciliğe ilişkin strateji değişikliği ve Murat Karayılan’ın önerdiği tam demokratik ulus için birlikte bir ulus devlet önermesi, “Kürtler adına” silah zoruyla Türklere kendini anlatamayacağı gibi, devrim ve birlikte bir ulus devlet için silahlı hareket olmayı da Kürtlere anlatamaz.

Çünkü Kürt halkı; devrim ve birlikte bir ulus devlet için neden yalnızca Kürtler ölüyor, diye soracaktır. Türkiye’de devrim ve demokrasi isteyen bilumum sol, sosyal ve liberal demokratlar adına birlikte bir ulus devlet kurmak için neden yalnızca Kürtler ölmektedir?

Eğer amaç devrim ve birlikte demokratik bir ulus devlet ise, ya silahlı hareket demokratik muhalefet karakterine uygun olarak kendini feshetsin ve legal veya illegal ama yalnızca siyasi savaşım versin, ya da Kürtlerin ölümüyle elverişi kılınmak istenen ve KCK ve HDK’nin yeni Türkiye modeli için öngördüğü diğer bölgelerden; Karadeniz’den, Ege’den, Marmara’dan, Orta Anadolu’dan halklar ve toplumlar da devrim ve demokratik bir ulus devlet için dağlara evlatlarını yollayıp kendi paylarına düşen savaşımı versin.

“Kürtler öldü, ama devrimci veya liberal demokrat Türk solu kazandı” demek zorunda kalmayalım!

Bu bakımdan özellikle PKK’nin PKK-AKP diyalektiği yerli yerine oturmuş değil.

Eğer bu diyalektik Kürtlerin ölümleri üzerine kuruluyorsa –ki başka türlüsünü düşünmek zaten mümkün değil- o taktirde PKK bu diyalektiği tam olarak hangi paradigma üzerine inşa ettiğini açık biçimde Kürt halkının her kesimine deklere etmelidir.

İki yıl önce temel amaçlarda strateji değiştirildiyse, Kürt halkının her kesiminin bunu anlaşılır biçimde bilmesi gerekir; ölümlerimiz ve siyasetimiz Türkiye’nin tam ve ileri demokratik bir ulus devlet olmasını mümkün kılmak ise, enerjimizi sağda solda bağımsızlığı çağrıştıran yaklaşımlar için harcayıp ölümlerimizi ve siyasetimizi boşa çıkarmayalım.

Ve Kürt muhalefetinin karakterine yeni bir yön verelim.

PKK-AKP diyalektiğinde bir söylemi veya kendi inanç ve meşrebimize uygun olan diyalektiğin söylemini kurup geliştirelim. “Kimimiz devrimci demokrat ulus devlet için, kimimiz de İslamcı demokrat ulus devlet için ölmeye ve siyaset yapmaya devam edelim!”

Veya ironisiz işin doğrusunu söyleyelim:

Kürt muhalefetinin karakterini değiştirelim ve bundan sonra ölmek zorunda olmadan inancımıza ve meşrebimize uygun olan siyaseti yapalım.

“Kürt muhalefetinin karakterini değiştirelim” derken bir metafor kullanmıyorum. Çünkü tarihsel de olsa karakteri var kılan, insana ve insan dolayısıyla topluma ait bir karardır.

Öyleyse onu değiştirmek veya yeni bir yön vermek de bizim elimizdedir. Çünkü bugüne dek süregelen karakter dahi, sosyal ve politik şartlara bağlı olarak oluşmuştur ve değişmez kutsal bir karakter değildir.

Yeni sosyopolitik şartlar muhalefet karakterinin değişmesini sağlayabilir.

Yeter ki; sosyal, siyasal, itikadî ve kültürel gibi ihtiyaçlarımız dolayısıyla onu biz değiştirelim veya ona biz yön verelim.

Ve “Kürt sorunu”nu mevcut durumda PKK-AKP diyalektiğinde çözmek veya buna kendi bağımsız diyalektiğiyle katkı sunmak için Kürt muhalefetinin bütün renkleri paylarına düşen sorumluluğu yerine getirsin.

Ama hepimiz açık, hilesiz ve hurdasız olalım!

Herkesin kendi diyalektiğiyle hiçbir suçlamaya maruz kalmadan neyi amaçlıyorsa onu söyleyebileceği bir ortamın oluşmasını elverişli kılalım.

Hulasa tartışmak istediğim konu şudur: Kurşun, Kürdistan’ın bağımsızlığı için atılıyorsa, bu, Kürt muhalefetinin tarihi karakteri bakımından anlaşılır bir şeydir. Ama kurşun, Türkiye’nin demokratikleşmesi için atılıyorsa, bu, hem demokratik muhalefetin doğası bakımından hem de yalnızca taşın altına Kürtlerin elini koyması bakımından anlaşılır bir şey değildir. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşmesi için neden yalnızca Kürtler kurşun atsın ve ölsün?

Kürt muhalefeti, karakterinin içeriği ve biçimi hakkında tartışma başlatmalıdır.

Ya bağımsızlık-özgürlük için savaşılır ve onun sosyopolitik gereği ne ise o yapılır! (Çünkü on binlerce insanın yaşamı ancak bağımsızlık için bedel olabilir).

Ya da demokrasi için mücadele edilir ve onun gereği ne ise o yapılır! (Çünkü Türkiye’nin demokratikleşmesi için yalnızca Kürtlerin bedel ödemesi ve bunun için yalnızca Kürtlerin silahlı savaşım vermesi anlaşılır değildir).

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89