• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 11 °C

Kürt korkusu

Gönül Tol

Onlarca yıl Türkiye’nin Kürt korkusu sadece iç siyasette değil bölge siyasetinde de elini kolunu bağladı. 90’lı yılları düşünelim. Irak’la, İran’la, Suriye ile ilişkilerdeki gerginliğin altında yatan en önemli sebeplerden bir tanesi Türkiye’nin güneyinde oluşabilecek bağımsız bir Kürt devleti endişesiydi. Kürtlere kuzey Irak’ta özerk bir alan açtığı için Amerika ile ilişkiler gerildi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin ismindeki ‘Kürdistan’ zikredilmedi, ısrarla ‘Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’ denildi. Ülke, Avrupa’nın Türkiye’yi bölüp parçalamak istediği paranoyasıyla kıvrandı. ‘Sevr sendromu’ bir türlü yakamızı bırakmadı.

2009’dan itibaren nihayet normalleşmeye başladık. Ortadoğu politikası Kürt korkusunun esaretinden kurtuldu. Barzani’yi resmen tanıyınca, Kürdistan’a Kürdistan deyince, Erbil’de konsolosluk açınca Türkiye bölünmedi. Üstelik Barzani’den Irak’ta, Suriye’de, Diyarbakır’da medet umuldu. Türkiye, Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle imzaladığı petrol anlaşmalarıyla bağımsız bir Kürdistan’ın ekonomik temellerini attı. ‘Güneyimizde bir Kürdistan kurmak istiyor’ dediği Amerika Kürt petrolünü ‘Irak’ın bütünlüğünü korumalıyız’ gerekçesiyle reddederken Türkiye Kürt petrolünü Ceyhan üzerinden dünya pazarıyla buluşturdu.

Ağır aksak da olsa kendi Kürtleriyle de bir normalleşme sürecine girdi. Öcalan’a ev hapsinin, özerkliğin konuşulup tartışılabildiği bir ülke haline geldi.

Peki Kürtlerle bu kadar yol alınmışken neden Türkiye’nin Suriye politikası hala Kürt korkusunun esaretinde? Hükümet Abdullah Öcalan’la konuşurken, ‘Kandil’le görüşmek faydalı olur’ derken neden PYD lideri Salih Müslim’den korkuyor?

Sevr sendromu geri mi döndü? Türkiye Suriyeli Kürtlere yüz verirse bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasından mı endişe ediyor? PYD’yi angaje ederek PKK’yı meşrulaştıracağını mı düşünüyor? Yoksa asıl korkusu Arap ayaklanmalarıyla yıldızı parlayan Kürtlerin barış sürecinde müzakere masasına güçlü oturması mı?

Türkiye’nin korktuğu şey Suriye Kürtlerinin de bağımsızlık planlarına başlaması ise müttefiki Barzani’nin bu konuda söyleyecek iki çift lafı olmalı.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Kürt siyasi hareketi içinde bağımsızlığa en çok yaklaşmış yapı. Kendi ordusu var, petrolü var, parlamentosu var. Bu noktaya ancak 20 yılı aşkın Amerikan korumasının, enerji sektörüne yapılan dış yatırımların ve kendi içindeki güç mücadelelerinin ardından gelebildi. Tüm bunlara rağmen hala bağımsızlığın önünde yatan pek çok engel var.

KBY ekonomik olarak bağımsız değil, tükettiği malların yüzde 80’ini ithal ediyor. Siyasi olarak bağımsız bir Kürdistan’ın gerçek anlamda bağımsız olabilmesi için ekonomisini çeşitlendirmesi, özel sektörü canlandırması gerekiyor. Bunun için de petrolünü dünya pazarlarına satabilmesi şart. Bağdat’ın karşı çıkması, Amerika’nın Kürt petrolünü almak isteyen ülkelere yaptığı siyasi baskı işleri zorlaştırıyor.

IŞİD’in Musul’u ele geçirmesiyle başlayan süreç bağımsızlığın önündeki bir başka sorunu su yüzüne çıkardı. Barzani’ye bağlı Peşmergeler IŞİD’e karşı etkili bir savaş yürüttü fakat bu ancak Bağdat’ın, Amerika’nın ve Avrupa’nın askeri desteği sayesinde mümkün oldu. O destek olmasa peşmergeler IŞİD’e karşı kendi sınırlarını korumakta zorlanırlardı.

Suriyeli Kürtlerin bağımsızlık hayalinin önündeki engeller çok daha büyük, yol onlar için çok daha uzun ve çetrefilli. Ülke 4 yıldır ne zaman biteceği bilinmeyen bir iç savaşın içinde. Altyapıyı yeniden inşa etmek, ekonomik altyapıyı kurmak yıllar sürecek. Bunun için yabancı yatırımcıları çekebilmek şart fakat bunu yapabilmek için önce siyasi istikrar lazım. Siyasi istikrar için de siyasi kurumların yeniden inşası gerekiyor. Yani Suriyeli Kürtlerin akşamdan sabaha bağımsız bir Kürdistan kurması zor.

Türkiye PYD’yi angaje ederek PKK’yı meşrulaştıracağından endişe ediyor da olabilir. Fakat bu kaygı barış sürecinin ruhuna aykırı. Hükümet PKK’yı muhatap almış, lideriyle müzakereler yürütürken Suriye’deki çatışmanın en önemli aktörlerinden PYD’ye karşı giriştiği mücadele hem Türkiye’nin Suriye’deki manevra alanını daraltıyor hem de barış sürecini sıkıntıya sokuyor.

Türkiye’nin kaygısının kaynağı bunların hiçbiri olmayabilir. Hükümet PKK’nın IŞİD ile yürüttüğü mücadele nedeniyle Batı’nın sempatisini kazanmış olmasından rahatsız. PYD ile gireceği herhangi bir müzakerenin Kürtlerin barış sürecinde elini güçlendirmesinden korkuyor olabilir. Fakat Türkiye PYD’yi angaje etsin ya da etmesin, Kürt siyasi hareketi artık önemli bir bölgesel güç olmuş durumda. Ondan korkmak, Suriye politikasını bu korku üzerine inşa etmek yerine Türkiye, barış sürecinin, KBY ile girilen ittifakın ruhunu Suriyeli Kürtlerle ilişkilerine de taşıyabilir.

Bugüne kadar PYD’nin ılımlı Suriye muhalefetinin bir parçası olamamasının nedenlerinden bir tanesi Türkiye’nin buna karşı çıkması ve muhalefet üzerinde bu yönde baskı kurmasıydı. Oysa eğer PYD bu muhalefete etkin olarak katılırsa Türkiye’nin her ne pahasına olursa olsun güçlendirmeye uğraştığı rejim karşıtı cephe güçlenebilir ve IŞİD’e karşı daha etkin bir mücadele yürütülebilir. Tıpkı KBY ile olduğu gibi, Türkiye’nin etki alanında bir Kürt bölgesi Suriye’nin kaosu ve Türkiye arasında bir tampon vazifesi görebilir.

Tüm bunların olması için her şeyden önce Kürtleri IŞİD’den bile daha büyük bir tehdit olarak gören söylemin değişmesi şart.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89