• BIST 82.248
  • Altın 147,416
  • Dolar 3,7690
  • Euro 4,0357
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 1 °C

Kürt Klasik Edebiyatının İz Bırakanları-1

Fehim Işık

Uzun zamandır yazma konusunda sıkıntı yaşadım. Doğrusu işin kolayına kaçıp birçoklarının yaptığı gibi güncel siyasi değerlendirmelerde de bulunmak istemedim. Evet, çok nazik bir dönemden geçtiğimiz doğru. Şiddetin tekrar ön plana çıkması, beraberinde Kürt sorununun yeniden yoğun bir şekilde tartışılmaya başlanması, hatta bazılarının kendi niyetinden menkul bir şekilde ellerini ovuşturarak sinsice gülmeye başlaması, diğer bir anlatımla bu niyeti menkullerin yeni OHAL’lerle kendi rantlarını pekiştirme çabaları, elbet çok önemli ve üzerinde durulması gereken konular.

Ama maşallah bu konuda ciddi bir sıkıntı çekmediğimizi görüyorum. Hemen her gün onlarca makale, bir o kadar da tartışma programı bu konuyla ilgili yapılıyor. 

Tüm bunlar içinde oturup bu yazanlara bir de ben mi katılmalıyım, yoksa başkalarının görmezden geldiğini mi görmeliyim, diye düşündüm. En nihayetinde görmezden gelinenleri yazmak, bildiğim konuda ahkam kesmek bana daha gerçekçi geldi. 

Evet, bu tür yazıların sıkıcı olduğunu biliyorum. Kısa, birkaç paragraf ile biten, günceli-aktüeli yorumlayan yazılar daha dikkat çekici. Ama şu da bir gerçek, bu yazdıklarımız bilinmezse aktüelin de bir anlamı yoktur. 

Bugün eğer Kürtler ayakta ise, hiç kuşku yok bundan yüzyıllar önce Kürt diline, edebiyatına, eğitimine katkıda bulunan bu edebiyatçılarımızın, Ediplerimizin de ciddi bir payı vardır. 

Bu yazım da, öyle ders notu edasında, Kürt klasik edebiyatının iz bırakanları olsun. 

Bu Ediplerimizi iki yazıda anlatmaya çalışacağım. 

İlk bölümde Melayê Cizîrî ile Feqiyê Teyran var. Önümüzdeki yazıda ise Melayê Batê ile Ehmedê Xanî’yî yazacağım. 

Melayê Cizîrî (1570-1640) 

16870Kendisinden sonra gelen edebiyatçıların birçoğu üzerinde ciddi etkiler bırakan, klasik kürt edebiyatının yeri sarsılmaz ekollerinden biri olan Melayê Cizîrî, Cizre ilçesinde doğmuştur. Doğum ve ölüm tarihi ile ilgili birçok farklı yaklaşımlar var. Alexander Jaba, "Recueil De Noticeset Recits Kourds" adı ile 1860 yılında Rusya’da yayınladığı kitabında Melayê Cizîrî’nin 11. ve 12. yüzyıllarda yaşadığını belirtir. Kürt edebiyatçı Alaaddîn Seccadî ise “Mêjuy Edebî Kurdî” (Kürt Edebiyat Tarihi) adlı kitabında Melayê Cizîrî’nin 1407 ile 1481 yılları arasında yaşadığını açıklar. İngiliz Kürdolog David Neil MacKenzie “Mala-e Ciziri and Feqiye Teyran” adlı eserinde, Melayê Cizîrî’nin 1570 ile 1640 yılları arasında yaşadığını yazar. Prof. Qanatê kurdo, M. B. Rudenko ile Minorski gibi yazarlar ise Kürtler üzerine incelemelerin yer aldığı eserlerinde Melayê Cizîrî’nin yaşadığı yıllar yerine 12. yüzyılda yaşadığını yazmayı tercih ederler. 

Melayê Cizîrî’nin farklı yıllarda yaşadığını belirten yazarların, araştırmacıların her birinin dayandığı farklı nedenler var. Birçoğu Melayê Cizîrî’nin şiirlerinde atıfta bulunduğu diğer edebiyatçılardan yola çıkarak Melayê Cizîrî’nin yaşadığı yılları yorumlarlar. Bazıları ise Cizîrî’nin şiirlerindeki tarihsel tanıklıklardan yola çıkarak doğum ve ölüm tarihi belirtirler. Ama en önemli nedenlerden birisinin Melayê Cizîrî’nin asıl adından ve yaşadığı yöreden kaynaklandığı belirtilir. Cizîr bölgesi, Kürt coğrafyasında bugünkü Cizre’den Harran’a, oradan da Diyarbakır’a uzanan bir bölgeyi karşılar. ‘ada’ anlamına gelen Arapça bir kelimedir. Bölgenin özelliğinden dolayı bu bölgede yaşayan birçok edebiyatçı, şair mahlas olarak ‘Cizîrî’ lakabını kullanmıştır. Asıl adı Şêx Ahmed el-Cizîrî olan Melayê Cizîrî de şiirlerinde yer yer Mela, yer yer de Melayê Cizîrî mahlasını kullanmıştır. 11. yüzyıldan sonraki dönemlerde bu bölgede adı Şêx Ahmed olan veya Melayê Cizîrî, Şêx Ahmedê Cizîrî gibi mahlasları kullanan çokça edebiyatçı olduğu sanılmaktadır. Tarih karmaşasının birçoğunun da bundan kaynaklandığı varsayılır. Ama Melayê Cizîrî’nin  yaşadığı yıllar açısından günümüz araştırmacılarının büyük çoğunluğu 1570-1640 tarihlerini, en gerçekçi yıllar olarak tanımlarlar. 

Melayê Cizîrî’nin şiirlerinin çoğunluğunda tasavvuf önemli bir yer tutar. Bunun yanı sıra dünyevi aşkı irdelediği şiirler de Melayê Cizîrî’nin eserlerinde önemli bir yer tutar. Şimdiye kadar bilinen Divan’ının yanı sıra başka eserlerine rastlanmamıştır. Melayê Cizîrî’nin Divan adlı eserini ilk olarak Martin Von Hartman 1904 yılında Birlin’de bastırmıştır. Bu ilk baskıdan günümüze Qamışlı müftüsü Ahmedê Zivîngî’den İstanbul Kürt Enstitüsü’ne ve Nubihar yayınlarına kadar birçok kurum ve kişi tarafından Melayê Cizîrî’nin Divan’ının çokça baskısı yapıldı. 

Şiirlerinde sufist bir anlayışı öne çıkaran Cizîrî, şiirlerinde güzelliği Allah ile bütünleştirir; evrenin Allah’ın güzelliğini yansıtan bir ayna olduğunu ifade eder. Şiirlerinde güzellik ve aşkı birlikte yorumlayan Cizîrî, başat temalarından biri olan Selma’ya duyduğu aşkı içindeki öz ile bütünleştirmiştir. Birçok araştırmacı bu yönüyle Cizîrî’yi Mevlana ve Hafız gibi tasavvuf edebiyatının önemli şairlerine benzetir. 

Melayê Cizîrî yaşamının neredeyse tümünü, Cizre’de Medresa Sor’da öğrencilerini eğiterek geçirmiştir. Şiirlerinde, Medresa Sor temasını da işleyen Cizîrî ile bu medrese arasında özel bir ilişki olduğu görülür. Melayê Cizîrî’nin çağdaşı II. Mîr Şeref tarafından inşa edilen bu medrese, son yıllarda yapılan restorasyonla bir kez daha yaşam buldu. İddiaya göre uzun yıllar Cizre dışında sürgün hayatı yaşadıktan sonra Cizre’yi ele geçirmek üzere yola çıkan II. Mîr Şeref, şehri ele geçirdikten sonra şehre ilk giriş yaptığı noktada bu zaferin anısına bir cami inşa eder. Medresa Sor, bu camiyle birlikte inşa edilerek Melayê Cizîrî’nin hizmetine sunuldu. 

Feqiyê Teyran (1590-1660) 

16871Klasik Kürt edebiyatının önde gelen şairlerinden olan Feqiyê Teyran, Hakkari’ye bağlı Mûks (günümüzde Van’a bağlı Bahçesaray) kasabasında doğmuş. Asıl adı Mihemed’dir. Şiirlerinin bazılarında Feqiyê Teyran adının yanı sıra ‘Mîr Mihê, Feqê Têra, Feqê Hêşetê, Feqiyê Gerok, Meksî’ ve ‘Xoce’ adlarını da kullanır. Feqiyê Teyran adının kuşlarla olan yakınlığından, hatta kuşlarla konuştuğundan dolayı kendisine verildiğine inanılır.

Feqiyê Teyran, yörenin önde gelen ailelerindendir. Büyük dedesinin Osmanlı Devletinden Mirlik (Beylik) Fermanı aldığı anlatılır. 

Feqiyê Teyran 16 ve 17. yüzyıllar arasında yaşamıştır. Diğer klasik edebiyatçılardan farklı olarak şiirlerinin yanı sıra manzum eserler de yazmıştır. Birçok şiiri, medreselerde korunarak günümüze ulaşan divanları aracılığıyla, bugün de biliniyor. Bunun yanı sıra dengbêjlerin anlatımıyla Kürt folklorunun bir parçasına dönüşerek farklı varyasyonlarıyla da olsa günümüze ulaşmış eserleri vardır.

Feqiyê Teyran ile Melayê Cizîrî’nin aynı dönemde yaşadığı ve Feqiyê Teyran’ın yaşamının bir döneminde Cizre’de bulunan Medresa Sor’da (Kızıl Medrese) Melayê Cizîrî’den ders aldığı belirtilir. Feqiyê Teyran, “Feqî û Mele” adlı şiirinde Melayê Cizîrî ile yaşadıklarını anlatır. Feqî’nin uzun şiirinde anlattıklarının bir bölümü şöyledir:

“Suala min heqirî
Sedefek divê têkin
Îro li Cizîrê
Heqe li Mele kin
Hilak in ji derba tîrê
Çi derman heye lê kin”

Feqiyê Teyran’ın halkın bugün bile rahatlıkla anlayabildiği sade bir dili var. Medreselerde köklü bir eğitim almasına ve Arapça ile Farsçayı çok iyi bilmesine karşın, şiirlerinde ısrarla Kürtçenin kurmancî lehçesinin en sade biçimini kullanır. Elbet, Tüm klasik yazarlar gibi Feqiyê Teyran da Arapça ve Farsça’dan etkilenmiş ve yer yer şiirlerinde bu dillerden sözcüklere yer vermiştir. Bunun temel nedenlerinden biri İslamiyetin eğitim, dil ve kültür üzerindeki etkisidir. Kuran’ın dili olması nedeniyle kutsal olarak görülen  Arapça, medreselerin birçoğunda Allah’ın dili olarak da benimsenmiş ve bu dilde de eserler verilmiştir. Farsça ise neredeyse bölge halklarının tamamının kültür ve bilim dilidir. Her iki dilin etkisini Feqiyê Teyran’da da görmek mümkün. Ancak Feqî, tüm eserlerini Kürtçenin kurmancî lehçesi ile yazmış, şiirlerinde bu dilden sözcükleri özenle kullanmıştır. 

Feqiyê Teyran’ın Kürt klasik edebiyatçılarından bir diğer önemli farkı da sürekli halkla iç içe olması, onların acılarını da şiirleştirmiş olmasıdır. Zengin ve tanınmış bir ailenin ferdi olmasına karşın, şiirlerinde halkın acılarını kendi acısı bilmiş, onların çaresizliğini dizelerine dökmüştür. 

Feqiyê Teyran’ın şiirlerinde Allah ve din temaları da önemli bir yer tutar. Şiirlerinin birçoğunda Allah’a ve peygambere övgü vardır. Aynı zamanda Allah ile kulları, özellikle de bir kul olarak kendisini karşılaştırır. Bu karşılaştırmaların önemli bir çoğunluğunda Allah’a ulaşmak isteği vardır. 

Feqiyê Teyran’ın şiirlerinin bir bölümünde de sevgi ve aşk vardır. Allah’a olan inancını aşkla dile getirdiği gibi gerçek sevgiliye olan aşk da şiirlerinde kendini gösterir. Sevgililerin hiçbirinin adı şiirlerde geçmez. Ancak bu şiirleri okuyanlar onun kime aşk ile bağlandığını anlayabilir. 

Feqiyê Teyran’ın günümüze ulaşmış eserleri şunlardır: Qewlê Hepsê Reş, Bersîsê Abîd, Şêxê Sen’an, Kela Dimdim (Dimdim).  Bunların yanı sıra her biri kendi başına birer eser olan şiir ve destanları da vardır. Onları da şu şekilde sıralayabiliriz: Ay dilê min, Bi çar kerîman, Çiya anî li deştê kir, Dengbêjê jaran î, Dewran, Dilber, Dilo rabe, Ê bên, Ellah çi zatek ehsen e, Ey av û av, Ez çi bêjim, Feqe û bilbil, Feqe û Mela, Feqiyê Teyran û dîlber, Feqiyê Teyran û evîna dila, Feqiyê Teyran û quling, Feqiyê Teyran û roj, Îro Ji dest hunsa hebîb, Melayê Batê kanê, Mihacir, Qewî îro zeîfhal im, Yar tu yî.

Resimler: Nevin Güngör Reşan

  • Yorumlar 6
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89