• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 5 °C

Kürt kapanı...

Ali Bayramoğlu

Ortada bir kapan var. Ortadoğu kapanı, hatta tam adını koyalım: Kürt kapanıdır bu.

Değişim büyük:
Ortadoğu'nun Kürt toplulukları ve Kürt hareketleri hızla alan genişletiyor, ufuk derinleştiriyor, tarihsel olarak yol alıyorlar. Üç büyük Kürt hareketinden ikisi KDP ve YNK (Talabani) Kuzey Irak Kürtlerinin bağımsız bir devlet kurması peşinde koşuyorlar.

Diğer baskın Kürt hareketi PKK ve onun hattında varlığını sürdüren PYD ise Kuzey Suriye'de kanton yönetimiyle özerk bir alan oluşturmuş durumda. Bu kantonları birleştirerek Türkiye'nin Güney sınırında birleşik bir Kürt bölgesi meydana getirme ve burada kökleşme hedefini güdüyorlar. Dahası Türkiye'nin Kürt bölgesini de bu oluşumun bir devamı olarak görüyor, görmek istiyorlar. Ve Türkiye topraklarında bu istikamette bir egemenlik savaşı yürütüyorlar.

Yakaladıkları kimi fırsatlar var:
ABD IŞİD'e karşı verdiği mücadelede, İran ve Rusya Ortadoğu'da kökleşme çabalarında, Suriye'deki Kürt hareketini bir tampon, bir araç, bir silah olarak kabul ediyor ve kullanıyorlar. Bu durum, doğal olarak, PKK-PYD'nin meşrulaşma, yol açma, ilerleme çabaları için büyük bir fırsat oluşturuyor. ABD ve Rusya'yla eşanlı ilişki kurmaları şu an için bir çelişki oluşturmuyor. Nitekim kimi bölgelerde ABD'nin yanında IŞİD'le mücadele ediyor, kimi bölgelerde Esat ve Rusya'nın yanında rejimle savaşan El Nusra gibi örgütlerle çatışıyorlar.

Rusya'nın PYD'ye ve Kürt koridoruna sahip çıkması bir vakıa. İran'ın, Türkiye'yi Suriye sahnesinde oyundan iyice düşürmek için PKK'ya verdiği stratejik ve lojistik destek artık tartışma götürmüyor. ABD'nin PYD'yi, onun silahlı kolu olan YPG'yi, Türkiye'nin talep ve baskısına rağmen, açık bir dille müttefik ilan etmesi ise son günlerin en sıcak gelişmesi...

Rüzgar PKK-PYD'nin arkasından, Türkiye'nin karşısından esiyor.

Türkiye'nin varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü Suriye'de Kürt bölgesini engellemek için elinde her hangi bir koz yok. PYD'nin meşrulaşması süreci açısından da durum böyle.
Kapanın ilk ayağı bu.

Sınır ötesinde bu denge varlığını sürdürdükçe, Kandil'in Türkiye'de sokak savaşı, hendek siyaseti tarzı girişimlerini durdurması, egemenlik alanı oluşturma, kantonlaşma stratejisinden geri adım atması akla yakın görünmüyor.

Devletin elinde, mevcut paradigması çerçevesinde, kendi sınırları içinde kullanabileceği tek araç güvenlik önemleri. Bu önlemlerin pek çok sonucu var. Bunlardan birisi de kent ve kasabaların boşalması, tahribatı ve kalıcı güvenlik alanları haline dönüşmesi...

Kamu otoritesinden gelen “bugün yarın temizlik bitecek, kamu düzeni tesis edilecek” açıklamaları, geçmişe ve mevcut dengelere bakılınca oldukça naif kaçıyor. Bu, bölge halkının önemli bir kısmının PKK eylemlerini benimsememesine rağmen böyle. Zira benimsememe, devlet bakışına ve pozisyonuna yaklaşma anlamına gelmiyor.

Ayrıca bu güvenlik alanlarının varlığı ve koşulları hak ihlallerine, savaş görüntü ve sonuçlarına yol açtıkça, oluşan uluslararası imaj “devlet versus Kürt halkı” ve “ceberrut devlet” şeklinde oluyor. Bu, Ekvator'da bile Türkiye'nin karşısına çıkabiliyor. Velhasıl haklılık yetmiyor.
Kapanın ikinci ayağı da bu.

Peki Ankara ne yapıyor?
Türkiye'deki durumla ilgili olarak haklı olduğunu söylüyor, kendisine karşı hakikati tahrif eden algı operasyonları yürütüldüğünden söz ediyor.
Peki, bunun bir etkisi var mı?
Ciddi olarak tartışmalı...

Ankara Suriye'deki durumla ilgili olarak ise sert açıklamalar yapıyor. Rusya'yı Esat'ı desteklemekle, muhalefeti vurmakla, yeni göç dalgası oluşturmakla haklı olarak eleştiriyor ve suçluyor. Cumhurbaşkanı PYD'yi sahiplenen ABD'yi sert dille eleştiriyor.

Peki bunun karşılığı ve sonucu var mı?
Şu ana kadar yok. Devletlerin çıkarlarını dikkate alırsanız, olma ihtimali de çok düşük.
Bu da üçüncü ayak...

Şimdi soru şu:
Sert rüzgara karşı koşarak sonuç alınır mı? Bırak sonuç almayı nefes kesilmeden yola devam edilebilir mi?

Türkiye'nin bölgeye, Kürt hareketlerine bakışını, Kürt meselesine, geleceğe dair okumalarını, paradigmalarını gözden geçirme zamanı gelmedi mi?

Bu bir zorunluluk değil mi?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89