• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 8 °C

Kürt halkının güvencesi

Ömer Ağın

Kürt halkının mücadelesi hangi basamaktadır ve bu basamağa nasıl geldik. Tarihe çok kısa bir göz gezdirsek, yalnız Cumhuriyet döneminde bile sayısız irili ufaklı Kürt örgütleri kurulduğunu, çok sayıda yayın yapıldığını, onlarca isyan bayrağının Kürt dağlarında dalgalandığını görürüz. Birinci TİP’in kurulmasıyla birlikte eskisinden farklı olarak Türk solunda olumlu bir “değişim”den söz edilebilmesi ve sonraki yıllarda Kürt solunun bundan etkilenmiş olması ve sosyalizme ilgi duymaya başlamasına rağmen ciddi demokratik kazanımlar elde edildi diyemeyiz. En önemlisi, Kemalizm’in Türk kamuoyu üzerindeki ideolojik ve politik etkisi kırılamadı. Kürt halkının bakış açısında da ciddi bir değişim yaşanmadı. Cumhuriyetin tekçi zihniyeti, o güne kadar çıkan isyanların (son Kürt isyanı bunun dışında) hepsinin bastırılmış olması ve bir dönem “popüler” olan Kürt gruplarının rejimi zorlayan bir varlık gösterememiş olması nitel bir değişimin gerçekleşmemesinin başlıca nedenleri arasında sayılabilir.

Peki, şimdi neredeyiz ve buralara nasıl gelindi? Bununla ilgili kitaplar dolusu fikir söylenebilinir. Yazılmıştır da... Niyetim, bu kısa tespitin ışığında yeni süreç ile ilgili kimi şeylere değinmek. Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki, son Kürt isyanı Cumhuriyet tarihi boyunca çıkan isyanlar içinde yenilgiyle sonuçlanmayan tek isyandır. Bu durum, Kürtlerin büyük kazanımlar elde etmesinin yanında önemli bir moral de aşılamıştır. Yeni dönemi kavramak ve ona uygun mücadele biçimlerini yürütmek için süreç önemle incelenmelidir. Otuz yıldır kesintisiz olarak yürüyen ve günümüzde hala devam eden Kürt mücadelesini başarılı kılan çok sayıda nesnel ve öznel nedenlerden söz edebiliriz. Bunların içinde bugün için önemli olan en önemli özellik devrimci bir insan tipinin yaratılmış olmasıdır.

Daha somut konuşursam; ben, PKK kadroları ve geniş kitlesiyle Diyarbakır Cezaevi’nin “civcivli” döneminde tanıştım. Kadrolarının en belirgin ve ayırdedici özellikleri düzene karşı dik ve başeğmez tutumlarıydı. Militanlarının çoğu, ta başında rejimle bağlarını koparmış ve inandıkları davaya kendini adamış durumdaydılar. Bu özellik onları düzene karşı beklentisi (kişisel çıkar) olmayan insanlar haline getirmişti. Dayandıkları kitle ise tamamen yoksul Kürtlerden oluşuyordu. Onlar ise zaten nesnel olarak düzenden çoktan kopmuşlardı. Diğer Kürt grupları ve sol hareketleri için bunu söylemek çok zordu. Adam sendika başkanlığı yapmış dünya kadar ücret alıyormuş ve 12 Eylül gelince de yüklü miktarda tazminat almış. En önemlisi bu onda bir alışkanlık ve beklenti yaratmıştı. Amacım kişilerin sosyal konum tespitini yapmak değil. Kimi hareketlerin (benim de o dönem yönetici olduğum TKP de dahil olmak üzere) ana kadrolarının çoğunun şu ya da bu şekilde düzenle dolaylı da olsa ilişkilerine dikkat çekmektir.

Kürtlerin bugün elde ettikleri başarıların önemli bir nedeni Kürt Özgürlük Hareketi’nin zamana uygun yürüttüğü mücadele yöntemi ve uyguladığı kıvrak taktik ise, diğer bir önemli faktör de kadroların ta başından beri ikircimli davranma özelliklerden arınmış ve kararlı mücadele yürütmüş olmalarıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’ne devrimci karakter kazandıran ve onu halklaştıran bu özelliği hiçbir zaman unutmamak gerekir. Bu özelik bugün her zamandan daha çok dikkatte olması gerekiyor. Hepimizi aynı saflarda buluşturan ve yeni demokratik bir Kürt ulusu yaratan bu özellik olsa gerek. Amacım bu konuda tespit yapmaktan çok, Kürt Özgürlük Hareketi’nin halklaşmasına ve aynı zamanda Kürt halkının da Kürt Özgürlük Hareketi haline gelmesini sağlayan bir özelliğe dikkat çekmektir. Kürt Özgürlük Hareketi büyüdükçe, demokratik kitle örgütleri Kürdistan’da yığınsallaştıkça, BDP’li belediyelerin sayıları arttıkça nesnel zorluklar da arttı, artıyor. Devrimci kazanımlar çoğaldıkça, demokrasiye giden yollar kısaldıkça her türlü karşı devrimci saldırıların artacağı da açıktır.

Şimdi önemli bir yeni aşamadayız. Legal mücadele, ondanda daha kapsamlı ve çok yönlü mücadeleyi kapsayan barışçı demokratik çözüm yöntemi, zaafı kapamaya açık bir bünyeye sahiptir. Çünkü kapitalizmin saldırılarına karşı kendini korumak ve elde ettiği mevzilere rantçı, çıkarcı hastalıkların bulaşmasını engellemek bir kat daha zordur. Demokrasi güçlerinin tümüyle iktidar olmadıkları dönemlerde elde ettikleri lokal kazanımları düzenin yaydığı maraza karşı korumak daha da zordur. İnsan egosunu deşmek, ona ekonomik çıkarlar sunmak, manevi değerlerine iflah olmaz zaaflar aşılamak başta gelen temel saldırıdır. Türlü zorlukları aşan, kapitalizmin her türlü illetiyle mücadele eden, ağaç kovuklarında çelik gibi sertleşen Kürt evlatlarının var oluşu güvencedir. Kürt halkının en büyük kazanımı da budur.

Ancak yeni bir sürecin başlangıcındayız. O nedenle insan faktörü yeniden çok daha fazla önem kazanmıştır. Her türlü “ego”ya karşı mücadelenin güncel politik görev haline geldiği bir dönemden geçiyoruz. Bunu Kürt halkının elde ettiği kazanımlar ve Sayın Öcalan başta olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi’nin sağladığı güven ve denetimi unutmadan anımsıyoruz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89