• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 24 °C

Kürt folklorunda varyantlaşma

Fehim Işık

Bazil Nikitin Kürtler adlı eserinde, Kürt folklorunu şöyle açıklar: “Kürt edebiyatına eğilen araştırmacıya en çarpıcı gelen şey ‘aşırı folklor bolluğu’dur (Vilçevsky’nin deyimi); bu edebiyata temel özelliğini kazandıran da budur. Kürt folklorunun bu zenginliği, diyor Vilçevsky, bu halkın ana dilinde hemen hemen genel olan okur/yazar olmama olgusuyla açıklanabilir.” Elbet Nikitin’nin Kürt folkloru ile ilgili söylemleri Vilçevsky ile bazen çakışsa da çoğu kez ayrılık göstermektedir. Vilçevsky’e göre, “Kürt folklorunda, Kürt toplumunun üst tabakasının uğraşıları ve üslubu üstüne yeğlemeler yankılanmaktadır. Böylece, folklor, feodallerin, Kürt çoban ve çiftçilerine kendi etkilerini uğraştırmak için kullandıkları bir araç haline gelmektedir.” Ancak Nikitin bu konuda Vilçevsky ile aynı görüşte değil. Ona göre, “Bir Kürt ozanı, bir Yezdan Şir’in ya da Abdurahman Paşa’nın savaş başarılarını dile getirdiği zaman, Kürtlük adına yabancılara karşı verilmiş mücadeleleri de anlatmakta, anıları içinde ulusal isteğini de pekiştirmektedir.

Kürt folklorundaki bu gelişimin, aslında, her iki araştırmacı açısından da açıklanabilir yanları vardır. Öte yandan aynı folklor ürününün biçim ve içerik yönünden yöreden yöreye değişim göstermesini, yani farklı varyantların oluşumunu da, adı geçen araştırmacıların farklı gibi görünen görüşlerinden yola çıkarak yanıtlayabiliriz.

Kürtlerin, aynı coğrafyada birlikte yaşadıkları diğer halklardan farklı olarak bağımsız bir devlet kur(a)mamaları, onların, “somut tarih” yerine “törel tarihlerini” ön plana çıkarıyor. Kürtlerin kendi değerlerini koruma adına attıkları adımlar, giderek folklorik ürünlerin bollaşmasını ve dolayısıyla sözlü edebiyatın gelişmesini sağlıyor. Bu durum, feodal etkilerin uzun yıllar sürmesi nedeniyle aynı coğrafyadaki birçok komşu halk arasında da görünür. Ancak bu etki, Kürtlerde, diğerlerinden daha fazladır. Diğer halklar kendi folklorik ürünlerini Kürtlerden daha önce yazıya dökebilmişken, Kürtlerin yazılı edebiyat ile tanışmaları tüm diğer halklardan sonradır. Elbet, genel olarak yazı, özel olarak yazılı edebiyat ile tanışmaları döneminde, tüm Müslüman halklarda olduğu gibi, Kürtlerin eğitim dilinde de baskın olan dil ve edebiyatın Arapça olması, Kürtlerin kendi folklorik ürünlerini yazıya dökmelerini geciktirmiştir. Öyle ki, bazı tarihi folklorik ürünlerin yazıya kavuşması, neredeyse yüzyılımızda bile gerçekleşmemiş ve yitmekle yüz yüzedir; ya da yitmiştir.

Okur/yazar oranındaki gerilik, nihayet yazıyla geç ve eksik tanışma, doğaldır ki Kürt folklorundaki aşırı bolluğun ve aynı sözlü edebiyat ürününün varyant ya da varyantlarının oluşmasının da nedenidir. Hem Kürtlerin kendilerine ait folklorik ürünlerinde, hem de yakın coğrafyalarındaki diğer halklar arasında dillendirilen ortak efsane ve destanlarda, aynı folklorik ürünlerin farklı  varyantlarına rastlamamız, bu yönüyle çok ilginç olmamalı; “törel tarihin” ağırlıklı olmasının bir sonucu olarak görülmeli.

Örneğin, Kürtler, Farslar ve Beluciler başta olmak üzere birçok halk arasında birbirine çok yakın anlam ve içerikle kutlanan Newroz destanındaki farklılıklara bakalım. Kürtlerin, özellikle son otuz yılda siyasal yönüne daha ağırlık vererek kutladıkları Newroz, birbirine yakın anlam ve adlarla Ortadoğu ve Asya halklarının önemli bir bölümü tarafından da kutlanmaktadır. Aynı Newroz, son birkaç yıldır Türkiye’de de resmi bir söylemle, “Nevruz” adı ile kutlanmaktadır.

Araştırmacı Gürdal Aksoy, Newroz’un çeşitli halklar arasında dillendirilen farklı varyantlarından sözediyor. Daha da ötesi, Newroz’un, özellikle “yenigün” anlamını içeren bir benzerlikle, Avrupa ve Amerika kıtasında da kutlandığını söylüyor. Bu durum belki konumuzun dışında; ancak konumuzun içinde olan Newroz efsanesi ile ilgili, Araştırmacı Aksoy’unda yazdığı gibi onlarca varyanta rastlamak mümkündür. Farslar, Newroz’u “mitolojik İran kralı Cemşid’le ilgili bulmaktadır.” “Bir başka inanışa göre ise, tanrının evreni ve insanı yarattığı gün, Güneş, Koç burcu (Güneş 21 Mart’ta Koç burcuna girer.) üzerindeymiş. O gün, yani o ilk gün, aynı zamanda yeni bir gün olup, Newroz (yenigün) bunu ifade etmektedir.” Ünlü tarihçi Şeref Han ise, Şerefname adlı eserinde, Newroz ve Kawa adını hiç anmadan, Newroz efsanesini yazıyor. Şeref Han, Dahhak (Bivrasb)’ın zulmünden kurtularak “meskûn olmayan arazideki bir alanda, birçok diyalekt konuşan ve çeşitli topluluklardan gelen insanoğullarından büyük bir topluluğun meydana” geldiğini, bunların evlenerek ürediğini ve “bütün bu insanlara ‘Kürd’ adı” verildiğini yazar. Son otuz yılın Newroz bayramlarının kahramanı ise, Demirci Kawa’dır.

Newroz’un yazılı olarak yer aldığı ürün, Kürt yazarı Ahmedê Xanî’nin, 300 yıl önce Memê Alan destanından etkilenerek kaleme aldığı, ünlü Mem û Zîn adlı eseridir. Ahmedê Xanî, Newroz’un ayrıntılarına girmiyor; bunun yerine Mem ile Zîn’in aşkını bir Newroz bayramında başlatıyor. Kürt sözlü edebiyatının ünlü destanlarından Memê Alan’da da, Newroz efsanesine yer verilmektedir. Memê Alan destanının bir özelliği, onun da birçok varyantının olması ve son yıllara kadar da destanbêjler tarafından, neredeyse Kürtlerin bulunduğu her yörede farklı varyantlarının anlatılmasıdır.

Varyantları, sadece adı geçen ve son otuz-kırk yılda yazılı olarak da okura ulaşan folklorik ürünlerle sınırlamak doğru değil. Bunların dışında da birçok Kürt folklorik ürününde, farklı varyantlara rastlamak mümkündür. Celil kardeşlerin kaleme aldığı Destanên Kurdî (Kürt Destanları) adlı kitapta, birçok destana yer verilmektedir. Celil kardeşler, bu destanlar arasından sadece Zembilfroş ve Xelîl Bego destanlarının ikişer varyantına yer verirken, daha sonraları diğer araştırmacılar tarafından farklı varyantları da kaleme alınan Mem û Zîn ile Siyabend û Xecê destanlarına da yer veriyorlar. Celîl Kardeşlerin 1975 yılında SSCB’de yayınladıkları “Zargotına Kurdî” (Kürt Sözlü Edebiyatı) adlı eserde de, halk arasından derlenen folklorik ürünlerin birçok varyantına yer verilmiştir. Bilindiği gibi, Siyabend û Xecê destanının Araştırmacı Ahmet Aras tarafından kaleme alınan farklı bir versiyonu da, Kürtçe olarak, 1990’lı yıllarda İstanbul’da Fırat Yayınları tarafından yayınlandı.

Belirtilmesi gereken bir diğer olgu da Kürtlerdeki dengbêjlik geleneğidir. Kürtlerde dengbêjlik geleneği yaygındır. Dengbêjlik geleneğinin günümüze yansıyan ürünlerinde de aynı eserin birçok varyantına rastlamak mümkündür. Ünlü Kürt dengbêji Evdalê Zeynikê’nin Bazil Nikitin’in Kürtler adlı eserine de yansıyan stranlarının önemli bir kısmının, aynı stranın farklı varyantları olduğu göze çarpmaktadır. Nikitin, Evdalê Zeynikê’nin 12 şiirinden söz etmektedir. Bu 12 şiir, aslında Evdal’ın 2 şiirinin değişik varyantlarıdır. Araştırmacı Yazar Ahmet Aras tarafından Deng Yayınları tarafından Kürtçe olarak yayınlanan, Türkçesi ise Evrensel yayınlarından çıkan “Şaîrê Kurda ya Efsanevî: Evdalê Zeynikê/Efsanevi Kürt Şairi Evdalê Zeynikê” adlı kitapta ise, sadece “Wey Xozan” stranının iki farklı varyantına yer verilmiş.

Kürt sözlü edebiyat ürünlerinde, folklorik öğelerde aynı anlatının farklı varyantlarının gelişimi, kuşkusuz tek bir nedene bağlanamaz. Vilçevsky’nin “aşırı folklor bolluğu” olarak açıkladığı bu durumun, Kürtlerin sosyolojik ve tarihi geçmişleriyle yakından ilgisi vardır. Herşeyden önce Kürtler, yaşadıkları coğrafyada devletleşememiş ve çoğu kez yasaklanmışlardır. Kürtlerin bu tarihi realitesine, eğitimsiz kalma, okur/yazar olamama gibi sosyolojik realiteleri de eklenirse, “aşırı folklor bolluğu”nu, dolayısıyla varyantlaşmayı açıklamak daha kolay olur. Herhangi bir yörede konuya hakim bir destanbêj veya dengbêj tarafından dillendirilen bir efsane, okur/yazar olmayan, yasaklı halkın bireyleri arasında ancak dilden dile gelişme ve başkalarına ulaşma olanağı bulabilmiştir. Elbet her yeni ulaşma, eskisinden farklı olarak bazı artı ve eksilerin oluşmasını da beraberinde getirmiştir. Bazen halklar arası ilişkiler nedeniyle Yezidi’nin biri Kürt olabilmiş; veya kötülenen bir şeyh ya da bey, yiğit birine dönüşebilmiştir. Ancak şurası bir gerçek ki, Kürt kültürünün ağırlıklı olarak sözlü gelenekten esinlenmesinin önemli bir nedeni bu sosyolojik ve tarihi realitedir.

Peki bu durum, sözlü edebiyatın, ya da genel olarak Kürt edebiyatının gelişimine ne etki yapmıştır? Bu sorunun yanıtını tek yönlü olarak vermek mümkün değil. Artı ve eksileriyle birlikte yanıtlamak gerekir. Sözlü edebiyatın gelişimi, yani “aşırı folklor bolluğu”, hiç kuşku yok ki yazılı edebiyatın gelişiminde gerilemeye neden olmuştur. Kürt yazılı edebiyat ürünlerinin diğer halkların yazılı edebiyat ürünlerinin gerisinden gelmesinin nedenlerinden biri budur. Ayrıca, sözlü edebiyat ürününün tamamen anlatıcının insafına kalması, bazen çok ciddi yanılgıları da beraberinde getirebilmiştir. Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi, yiğidin hırsıza, çapulcunun kahramana, Ermeni ya da Yezidi’nin Kürd’e dönüşmesi de mümkün olabilmiştir. Aynı stranın farklı yörelerdeki varyantlarında, bu olgulara rastlamak, “aşırı folklor bolluğu”nun olumsuzluklarındandır. Ancak bir diğer gerçek de şudur, ki Kürt dili ve kültürünün onca baskı ve engellemeye rağmen günümüze ulaşmasının ve hâlâ canlılığını korumasının önemli bir nedeni, Kürt folklorundaki bu “bolluk”; diğer bir anlatımla bu zenginliktir. Okur/yazar olmayan ve uygarlığın bazı nimetlerinden yoksun olan Kürtler, çoğu günümüze kadar yansıyan folklorik ürünleriyle dil ve kültürlerini koruyabilmiş; daha da ötesi, bu folklorik ürünlerini yazılı edebiyat ürünlerinin esin kaynağı yapabilmişlerdir. Bu, yadsınamaz bir olumluluktur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89