• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin 1 °C

Kürt değil Kürdistan sorunu

Şahin Alpay

Diyarbakır/Amed’de o kadar yoğun temaslarımız oldu ki, iki günün sonunda, bölgeye değil ama Diyarbakır’a ilk kez gelen dostum Seyfettin Gürsel “On yılda öğrenebileceğimi 2 günde öğrendim…” demekten kendini alamadı.

Onda bu izlenimin doğmasının bir nedeni, Türkiye Kürdistan’ında yaşanan rönesans, yeniden doğuş. Bu yeniden doğuşun temelinde, onyıllarca baskı altında tutulan Kürtçe dili ve kültürünün yükselişi var. Öyle ki dostum avukat Muhammed Akar’ın sözleriyle, “Yakın zamana kadar sadece korucu aileleri (aşiret mensuplarını kastediyor) aralarında Kürtçe konuşurlardı. Artık herkes Kürtçe öğreniyor; konuşabilen şimdi yazmasını öğreniyor…” Adeta her yerden Kürtçe fışkırıyor. Kitapevleri Kürtçe kitap ve müzikle dolu.

Yaşanan Kürt rönesansının aynı ölçüde önemli bir yönü ise, siyasal alandaki çoğulculaşma. Artık sadece devlet ve PKK konuşmuyor. Kürt partilerinin ve hareketlerinin sayıları artıyor. BDP, HDP, KADEP, Hakpar, Hüdapar yanında yeni bir parti daha var: “Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi” resmen kuruldu. Ancak bu partinin, Mustafa Molla Barzani’nin kurduğu Kürdistan Demokrat Partisi’nin kardeş partisi olan, kuruluşu 1960’lara uzanan partiyle ilgisi yok. Onun yasallaşma çalışmaları Kürt Demokratlar Platformu tarafından yürütülmekte. Dilerim o da yakında Kürt partileri arasında yerini alır. Tıpkı yasallaşma hazırlığı içinde olan Kürdistan Sosyalist Partisi gibi.

Erdoğan’ın son üç yıldır bütün tahrip çalışmalarına rağmen, kök saldığı kadarıyla demokrasi Türkiye’yi değiştiriyor ve sorunlarını barış içinde, kan akmadan, uygar şekilde çözmeye yöneltiyor. Türkiye’yi bütün öteki Müslüman çoğunluklu toplumlardan ayıran özellik, zaten bu. Gayet totaliter ve şiddetli PKK’yı, önce ayrılıkçılığı terk etmeye, sonra da siyasi mücadeleye yönelten de olduğu kadar demokrasi. Demokrasi ergeç makul ve normal olanı hakim kılar.

1990’lardan beri siyasi kanadıyla, gerek parlamentoda, gerekse yerel yönetimlerde artan bir temsil kazanan PKK, halka açıldıkça tabanın baskısını üzerinde hissediyor. Bir sivil toplum temsilcisinin sözleriyle, eskiden PKK’ya gençler sahip çıkardı, şimdi anne ve babalar sahip çıkıyor ve bu yüzden PKK toplumu dinlemeye zorlanıyor. Anladığım kadarıyla Selahattin Demirtaş, Kürt siyasi hareketi içindeki tabanın sesi.

Siyasi rönesansın bir sonucu da, yine bir Amedli’nin bize söylediği gibi, artık gündemde olan “Kürt değil Kürdistan sorunu.” Bu kesinlikle, ayrılıkçılığın güçlendiği anlamına gelmiyor. En ayrılıkçı bellenen PKK Türkiye’de idarenin ademi merkeziyetçi bir yapıya bürünmesini, 20 dolayında bölgeye ayrılıp bölgelere yetki devri yapılması fikrini destekliyor. Buna karşılık PKK muhalifi partiler federasyon istiyor. Kürt rönesansı bölünmeye götürmüyor, aksine Türkiye’yi bütünleştiriyor. Hayli marjinal kalan ayrılıkçıların vizyonunda bile Türk–Kürt Konfederasyonu var.

Siyasi rönesans devam etmeli. Yaygın bir talep, çözüm sürecinin, barış müzakerelerinin MİT ile PKK arasında kalmayıp, bütün Kürt partilerini kapsayacak şekilde yapılanması. HDP’li anneler çocuklarının siyasi afla dağdan inmesini talep ediyor, AKP’li anneler ise PKK’nın artık çocukların yakasını bırakmasını istiyor. Muhammed Bey, bu durumu bir fıkrayla anlattı: “Sultanın biri savaşmak için halktan habire çocuklarını istermiş. Sonunda analar ayaklanmış, ‘Bize güvenip savaş çıkarma, verecek oğlumuz kalmadı’ demişler.”

Erdoğan’ın kesinleşen cumhurbaşkanı adaylığı hakkındaki düşüncelerimi Kılıçdaroğlu ifade etti. Diyarbakır/Amed gözlemlerine devam edeceğim.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89