• BIST 107.700
  • Altın 143,961
  • Dolar 3,5286
  • Euro 4,1426
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 34 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 20 °C

Kürt barışı, yeni Türkiye demek

Oral Çalışlar

Askeri vesayetin tasfiye edilmesi son on yılımızın temel meselesiydi. Bu noktada; AK Parti, Cemaat ve “seküler demokratlar”ın önemli bir kesimi ortak hareket etti. Askeri vesayetin temizlenme sürecinde; “militan faaliyetin sürükleyici gücü”; Cemaat’in yargıdaki, polisteki, bürokrasi içindeki ağırlığıydı. Hükümet, siyasi irade olarak, sürecin arkasında durdu. Demokrat sekülerler de, medyadan, etkili bir psikolojik destek sağladılar.

“Askeri vesayetin bitirilmesi”nde, dönüm noktası, 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği referandumu oldu. Askeri vesayetin bir ölçüde halledilmesiyle birlikte, Türkiye’nin önüne, temel bir mesele olarak, “çözüm süreci” geldi. Militarizmin etkisizleştirdiği koşullarda, “Kürtlerle yapılacak büyük barış projesi”; demokrasinin yerleşmesi ve derinleşmesi bakımından, kaçınılmaz bir dönemeç olarak karşımızda duruyor.

“Çözüm süreci” başladığında, iki bakış açısı vardı: Birinci bakış açısı, “AK Parti hükümeti ile barış projesi yapılamaz” şeklindeydi; Erdoğan, dikatatördü bu nedenle çözümde bir rol oynaması mümkün değildi. İkinci bakış açısına göreyse; bugünkü siyasi tablo içinde, “Türklerin çözüme ikna edilmesi” açısından, Erdoğan ve AK Parti bir olanak olarak görülebilirdi.

Bu noktadan itibaren, 12 Eylül 2010 tarihinde oluşan blok, parçalandı. Cemaat, “Tayyip Erdoğan’sız bir siyasi tablo” için düğmeye bastı. Seküler demokratlar, kendi aralarında bölündüler. Bir kesim, “Bu Erdoğan'la hiçbir şey olmaz” diyerek, “çözüm süreci” konusunda da şüphe içine girdi. Kürtlerin Erdoğan'la “çözüm noktasında olan ilişkileri”nden hoşlanmadılar. Erdoğan’a karşı tavırları, bir süre sonra, Kürtlerle olan ilişkilerine de yansıdı: Öcalan’a yönelik, “kullanılan adam”, “Türkleri satıyor”, “demokrasiyi satıyor” gibi ağır suçlamalar başladı.

“Askeri vesayet”in bir ölçüde çözüldüğü koşullarda, demokratikleşmenin sürdürülebilmesi, “Kürt barışı” ile orantılı olarak mümkün. Peki, “barış”a, hangi siyasi güç ne kadar hazır?

Seçeneklere bakalım:

1. AK Parti hükümeti, Tayyip Erdoğan… Onları, elbette, Kürtlerin talepleri karşısında “süründüren” bir çizgi izledikleri için, eleştirmek mümkün. Bazı “çözülmesi mümkün” konularda, gereken adımlar, gerçekten atılmıyor. Örneğin, hasta tutuklular meselesi, sorunun çözümünden de öte, çok insani bir konu. Maalesef, bu noktada atılmış adımlardan söze edemiyoruz.

2. Diğer seçenek ise, şimdi oluşan “yeni siyasi koalisyon”... Bu koalisyon, “Tayyip Erdoğan karşıtlığı” noktasında, bir cepheye dönüşmüş durumda. CHP-MHP-Cemaat eksenine, bir kesim laik demokratı da ilave etmek mümkün. “Çözüm süreci”nin “buradan yürüyebileceğine” dair bir imkandan söz edebilir miyiz? Örneğin, CHP, Kürtlerin haklarının kabul edildiği bir çözümü yürütebilir mi? Cemaat ister mi? MHP ister mi? Bu cephe ne tek tek, ne de birlikte; “çözüm sürecini ileri götürecek” bir potansiyel izlenimi verebiliyor. En azından şimdilik…

“Kürtlerin hakkının hukukun kabul edildiği” bir Türkiye, baştan aşağı değişmiş bir Türkiye olmak durumundadır. Milyonlarca Kürt’ün varlığını, eşit haklarını, dilini, kültürünü kabul eden, bunu yasal zemine oturtan, psikolojik olarak toplumun bu eşitlik meselesini içselleşmesini sağlayabilen Türkiye, “eski paradigmalara veda etmiş” bir Türkiye’dir.

Demokrasinin gerçek zeminine oturabilmesi, siyasi yelpazedeki güçlerin bu gerçeğe göre yeniden kendilerini tanımlayabilmesi, başta Kürt sorunu olmak üzere, Türkiye’nin renklerinin meşru görülmesiyle mümkün. Kürtlerle anlaşabilen ve onların kimliğini kabul edebilen bir Türkiye; Aleviyi de, Hıristiyanı da, Yahudi’yi de daha derinlikli bir şekilde kabullenip, onların hakkına hukukuna daha gerçek bir şekilde saygı gösterebilir.

İşte bu nedenle, günümüzdeki çatışma ve ayrışma, “Kürt sorununun çözümü” noktasında yoğunlaşıyor, buraya odaklanıyor. Siyasi güçlerin bu noktadaki konuşlanmaları, çokboyutlu anlamlar ifade ediyor. “Gündelik çatışmalar”ın hengamesine kapılmadan baktığımız zaman, esas olan barıştır, “çözüm süreci”dir. Bu noktada kimin nerede durduğudur. Kalıcı bir anlamı olan, budur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89