• BIST 108.410
  • Altın 143,491
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1292
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 41 °C
  • Ankara 35 °C
  • İzmir 30 °C
  • Berlin 21 °C

Kürdlerin Birliği Sorunu - 4

Ersin Tek

Kürd ulusal birliğinin sağlanmamasının sömürgeci olguyla sağlam bir irtibatı var.

Sömürgeciliğin bilincimize nüfuz etme ve öldürücü olma kabiliyeti, parçalanmışlığımızı daha da derinleştirmiştir. Aynı şekilde bu parçalanmışlığımız olmasaydı sömürgecilik de yaşamımızın içine bu kadar nüfuz etmeyecek ve kalıcı görünmeyecekti.

Sömürgecilik faaliyeti basit bir biçimde ifade edilebilecek bir olgu değildir. İktisadî kaynaklara basit bir el koyma faaliyetlerinden öte, bünyesinde birçok gayri insanî ve gayri ahlakî anlayış barındıran, hatta çoğunlukla son derece masum yüzlerle sunulan ama tarihte hep var olmuş bir psikolojik, biyolojik, kültürel ve ruhsal sahalara yönelik katliamdır, sürekli büyümek için atılan vahşet tohumlarıdır.

Sömürgecilik faaliyetinde, sömürülenlerin hayatta kalmasına, ancak onlara ihtiyaç duyulduğu müddetçe müsaade edilmiştir. Aksi takdirde öldürülmüşlerdir. Mesela, sömürülen insanların işbirliğine ve emeğine ihtiyaç duyulmadığı yerlerde öldürülmüşlerdir; Kürdistan’da binlerce faili meçhulü, binlerce köyü yakma işini gerçekleştirmek, sömürgeci rejimleri güzel göstermek için çoğunlukla Jitem’in Kürd tekçilerine, ajanlara, siyasetçilere ve koruculara ihtiyaç duyulmuştur. Bunlara ihtiyaç duyulmadığı anda ise bunlar da diğerleri gibi acımasızca öldürülmüştür. Bu uygulamalarda sömürgeciler, biyolojik ya da kültürel horgörme aracılığıyla da haklı olduklarını ilan etmişlerdir.

Bütün bu gerçekliğe karşılık sömürgeciliği kavram karmaşasıyla, süslü ifadelerle, olumlu izahlarla açıklamaya(perdelemeye) çalışan ve böylece sömürülenin dikkatini dağıtan, yerine getirmesi gereken sorumluluklarını unutturan kimseler vardır. Bu kimseleri doğrudan doğruya sömürü faaliyetlerini yerine getirenlerden görmek hata olmayacaktır.

Biliyoruz ki; sömürü, temiz kitleleri aldatırken planının ve sesinin anlaşılmaması için kendisiyle yazılabileceği kalemlere ve konuşabileceği borazanlara ihtiyaç duyar. Bu demektir ki, bu kalemler/borazanlar sömürülen ülkelerde hâlâ yaygındırlar ve hatta el üstünde tutuluyorlardır. Biz özellikle Kürdistan’da bunların birçok çeşidini tanıdık.

Bugüne kadar Kürdlere akıl verenlerin ekseriyeti sömürgecilerin borazanları/kalemleri idi. Bu rezalet, Kürdlere dokunmuyordu. Ve hâlâ da bazılarına dokunmuyor, bundan zevk alıyorlar. Bugün bu iğrençliğe itiraz eden, bu durumun yanlışlığını sorgulayan, kendi milleti için alternatifleri sorgulayan, akıl verme hakkı olan kendi çocuklarının varlığı Kürdlere(sömürgeci ahlaksızlığı içselleştiren çoğunluğa) dokunuyor, bu durumu kabullenemiyor, mızmızlanıyor, aptalca küçümsemelere kalkışıyorlar. Bu acı gerçek, sömürgeci tahribatın, sömürge psikolojisinin en bariz ispatıdır. Kürdler bu durumdan kurtulmadıkça da kendilerine uzatılan zokayı yutacak, kendileri olamayacak, çocuklarını ötekileştirecek, kendi geleceklerini yiyecektir.

Kürdlerin, kendilerine akıl verenlerle bir problemi yok. Kürdlerin asıl problemi kendileriyledir; eleştirel düşüncenin önünde engel olarak duran, ideolojik ve partisel körlüğün aşılması zorunludur.

Kürdistan’ın selametini sağlayacak her şeye karşı kalbinde bir sevgi besleyen her Kürd, can sıkıntısıyla şunu der: Bir millet, diğer milletten bir şeyler alabilir, akıl bize faydalı bir şeyi almayı, zarif bir şeye uymayı emreder. Fakat sömürünün kalemlerinden/borazanlarından ne alabiliriz? Onlar, çok defa, o zamana kadar Kürdün tasavvur edemediği hadiseleri önüne sererek ve böylece onların kafasında sinsi bir biçimde gelecekteki nifakın, kardeş kavgalarının ve yeni sömürülerin tohumlarını ektiler, ekiyorlar, ekecekler. Misyonları hep bu idi ve değişmeyecek. Sömürgeci borazanlarının bize getirdiği ahlâksızlığın ve mânasızlığın yankısı duyuluyor…

Sömürü, halkın/partilerin arasına gizlenmiş bu ‘bilgili tahtakurularını’ şartlara göre belirli görevler için fiilen kullanmaya devam etmektedir. Örneğin, sömürünün etkisini yaymak için seçilmiş bazı kalemler/borazanlar, Kürdistan’daki siyasi hareketlerin, cemaatlerin, tarikatların, sivil toplum örgütlerinin, vs. içine sızarak, Kürdlerin kafasında kavram kirliği yaratarak, ideolojik ve dar-çıkarsal anlayışı etkinleştirerek, ‘sömürgecilik mi yoksa emperyalizmin mi önce olduğu’ türünden tartışmalar başlatarak Kürdleri gereksiz tartışmaların ve projelerin etrafında döndürüp dururlar. Bu oyalama işini de büyük bir ustalıkla sürdürürler.

Sömürünün kalemleri/borazanları geliştirdikleri ilmî, ideolojik ve duygusal metodları kullanarak, Kürdler için hayâtî önem taşıyan konuları bir yandan istedikleri gibi yorumlayarak, diğer taraftan tarafsızlık perdesi arkasına saklanarak son derece ustalıkla sokuşturdukları zehirli fikirlerle saptırarak işlemişlerdir. Böylece Kürdistan’daki siyasî ve aydın zümrelerin kültür, inanç, duygu ve düşünceleri üzerinde tesirli olmuştur. Kürdler arasındaki en doğal farklılıkları(zenginlikleri) bile birer çatışma sebebi haline getirerek, Kürdlerin bölünmüşlüğü daha da derinleştirmişlerdir.

Denilebilir ki, Kürdistan mücadelesinde görülen millî duruşun ve hassasiyetlerin yozlaşması, Kürdistanî değerlere sırt çevirme, nihayet Kürd toplumunun kendi değerlerine yabancılaşması, bu sömürü kalemlerinin/borazanlarının gayretlerinin neticesi sayılabilir. Kim ne derse desin, durum ortadadır ve herhangi bir açıklamaya ihtiyaç yoktur.

Önce sömürgeciyi taklit etmeyi öğrettiler, sonra taklit sömürgeci hayranlığına dönüştü. Dönüştüğünde de çok şey kaybettik ve kaybettiklerimiz…

Önce kendimize, kendi insanımıza olan güvenimizi kaybettik. Kendi değer ölçülerimize yabancılaştık. Bizi biz yapan ahlakî meziyetlerimizden, toplumumuzu oluşturan adet ve an’anelerimizden soğuduk. Sömürgecilerin gücünün ve yalan vaatlerinin peşine kapıldık. Her şeyi sömürgecilerin penceresinden görme hevesine düştük. En önemli ve hayâtî konularda ilk akla gelen sömürgecilerin yaklaşım şekilleri oldu. Kürdistan ile aramızdaki ontolojik bağı yitirdik, aşksız, akılsız ve muvazenesiz kaldık…

Diğer taraftan; sömürü kalemleri/borazanları devirlerini tamamlamıştır. Kürdler kendi meselelerine kendileri eğilmeli, araştırmalı, sorgulamalı, yanlışı dile getiren kendi çocuklarını ötekileştirmekten vazgeçmeli ve kendi değerlerini sahiplenmelidir. Sömürgeci hayranlığının şimdiye kadar kaybettirdiklerine yenilerinin eklenmemesi için bu noktalar üzerinde ciddî olarak durulmalıdır. Aksi takdirde, bu çeşit ‘haşerat’ın sonu gelmeyecek. Haşerat, doğası gereği, sömürünün yayılması için her şeyi yapacaktır.

Kürdlerin, tarihin sayfalarında arada bir görülen karışık olaylar arasında nasıl bir bağ kuracaklarını bilmeden köklü, şan, şeref, direniş ve acı dolu tarihleri karşısında mahcup, başları eğik ve paramparça bir halde durmaları, güçlü bir birlik ve beraberlik oluşturamamaları çok düşündürücü ve üzücü bir durumdur.

Emperyalist güçler ve yerli işgalciler Kürdistan’ı talan etmekten ve sömürmekten başka bir şey yapmamışlardır. Yıllarca dillendirilen ‘demokratik dünya’, ‘halkların kardeşliği’, ‘ümmet birliği ideali’, vs. Kürd birliğini zorlaştıran ve sömürgeci gayelerinin gerçek yüzünü gizleyen perdeden başka bir şey değildi. Bu tür bir demokrasinin/kardeşliğin eğer bir değeri varsa bu sömürgeciliktir.

Emperyalist güçler ve yerli işgalciler bugün sahayı yine tertiplemiştir. Bizim sahayı sorgulamadan ve bilinçli/ilkeli bir birlik oluşturmadan sahaya çıkmamız oyunun her seferinde tertipçilerin istediği sonucu vermesine yol açıyor, açacak. Dolayısıyla böyle bir ahval ve şerait içerisinde millî siyaset/mutabakat arayan(mecbur olan) Kürdler, tertipçilerin istediği gayrı millî bir düzlemde sağlamak zorunda kalacak. Bu da yeni bir felaket olacaktır.

Devam edeceğiz…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89