• BIST 90.056
  • Altın 145,047
  • Dolar 3,6129
  • Euro 3,8964
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 7 °C

Kürdistan

Ahmet Altan

Türkiye’nin güneyinde iki Kürdistan “resmîleşerek” ortaya çıkıyor, bunlara ne isim takarsanız takın, ister “özerk bölgeler”, ister devletler, ister eyaletler, isterseniz de “Kürt yerleşim bölgeleri” deyin, taktığınız isim oralarda Kürtler tarafından yönetilen, Kürt ahalinin yaşadığı bölgeler olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Kürtler tarafından yönetilen Kürtler var orada.

Bu gerçek Türkiye yönetimini çok rahatsız ediyor.

Mezopotamya’da dört ülkeye yayılmış yaklaşık kırk milyon Kürd’ün yaşadığını yeni fark ediyor gibiler.

Dünya ve özellikle Ortadoğu çok temel bir değişimden geçerken bu kırk milyon insanın yaşam biçiminin hiç değişmeden kalacağını sanmak için gerçeklere karşı körleşmiş olmak gerekir.

Ortadoğu diktatörleri, halklarının barış içinde yaşayacağı bir sistem kurmaya hiç uğraşmadılar, onlar halkın bir kesimini yanlarına çekip “diğer kesimleri” ezerek yönetmeyi tercih ettiler, bu yönetim biçimi de büyük düşmanlıklar yarattı.

Diktatörler yıkılınca da o düşmanlıklar daha keskin biçimde ortaya çıktı.

Irak’ta Kürtler çok uzun zamandan beri mücadele ettikleri ve örgütlendikleri için Saddam yıkılırken Kürt devleti de hemen oluştu.

Suriye’de de çok uzun zamandan beri devam eden bir Kürt hareketi var.

Suriye Kürtleri kendi içlerinde bölünmüş durumdalar ama bir “Kürt devleti” ihtimali belirince koalisyon yaptılar.

Tam nasıl olacağı bilinmiyor ama Suriye’de özerk ya da bağımsız Kürt bölgeleri ortaya çıkacağı kesin.

Türkiye’nin yönetimi bu yeni Kürt oluşumlarından çok rahatsız ama ne yapacağını da bilemiyor, “müdahale ederiz” diyor, “yok etmeyiz ama kırmızı çizgi çizeriz” diyor, kısacası Irak Kürdistan’ı oluşurken hangi saçmalıkları yaptılarsa şimdi de aynı saçmalıkları yapıyorlar.

Türkiye’nin bu gelişmeleri önleme imkânı yok.

Irak Kürdistan’ına zaten kimsenin dokunması mümkün değil.

Suriye Kürtlerine de Türkiye dokunmaya kalkarsa tarihinin en büyük belalarından birini yaşar.

Neşe Düzel’le konuşan Veysel Ayhan’ın dediği gibi Türkiye Suriye Kürtlerine müdahale ederse, Türkiyeli Kürtlerin de dâhil olacağı büyük bir Türk-Kürt çatışması patlar.

Ayhan’ın uyardığı gibi “savaş Suriye’de kalmayabilir”.

Türkiye’nin “niye bu kadar rahatsız” olduğunu anlarsak, ne yapması gerektiğini de görebiliriz bence.

Türkiye, sınırlarında Kürt devletlerinin ortaya çıkmasının, Türkiye Kürtlerinde de aynı isteği uyandıracağından korkuyor.

PKK’nın da “iki Kürdistan” üzerinden Türkiye’ye saldırabileceğinden çekiniyor.

Bu ihtimaller var.

Sormamız gereken soru şu bence:

Niye böyle ihtimaller var?

Niye Kürtler Türkiye’den ayrılmak ya da “özerk bölge” kurmak isteyecek?

Niye PKK Türkiye’ye saldırmayı göze alacak?

Cevap çok basit.

Çünkü Türkiye’nin Kürtleri mutlu değil.

İçinde bulundukları koşulların değişmesini istiyorlar.

Hemen beş yüz metre ötede Kürtlerin yönettiği, Kürtçe konuşulan, Kürtçe eğitim verilen, Kürt olmakla övünülen bölgeler varken Türkiye’nin Kürtleri anadillerinde bile eğitim yapamamayı niye kabul etsinler?

Neden, çoğunlukta olan Türklerin “eşitliği” reddetmesini, sürekli kendilerini tehdit etmesini sineye çeksinler?

Neden sürekli olarak “bunları kabul edeceksiniz” diyen bir zorbalığın kurbanı olsunlar?

Türkiye’nin Mezopotamya’daki değişimleri engellemeye gücü de yok, imkânı da yok.

Irak’ta, Suriye’de Kürdistanlar kurulmasını engelleyemez.

Türkiye’nin gücünün yetebileceği ve onu “korkularından” kurtaracak tek bir yol bulunuyor.

Eşitliği ve özgürlüğü kabul etmek.

Türkiye’nin Kürtlerinin Irak’ta ve Suriye’de bulabilecekleri özgürlükten, eşitlikten, zenginlikten ve mutluluktan daha fazlasını onlara sunmak.

Bunu yapabilirse, tarihin aktığı yönde akar Türkiye de.

Bir sorun yaşamaz.

Gerçekten bölge için model bir ülke olur.

Kendisi de daha güçlenir, zenginleşir, kendine güveni yerine gelir.

Bunu yapan da Türkiye’ye “çağ atlatan” adam olarak tarihe geçer, Türkiye’yi demokrasi içinde başarıyla ve çok uzun süre yönetir.

Başbakan Erdoğan’ın aslında hâlâ bu şansı var.

Ama Uludere gerçeğini saklayarak, Kürtleri aşağılayarak, İdris Naim Şahin gibi birini İçişleri Bakanı yaparak, işkenceci polisleri terfi ettirerek Türkiye’yi sadece belaya ve çatışmaya sürükler.

Orada burada küçük çaplı ama ürkütücü Alevi-Sünni, Kürt-Türk gerginlikleri uç veriyor, bunlar küçük olaylar ama derinde oluşan yarayı bize gösteriyor.

Zorbalık bitiyor dünyada.

Esed’in zorbalığını kınayıp kendi ülkendeki Kürd’e karşı zorbalaşamazsın.

Bir halkın anadilini inkâr etmek “zorbalıktır”, bunun başka bir tarifi yok.

Türkiye, “dışarıdan” değil, her şeyden evvel kendi “içinden” korksun.

Kendi içimizdeki “korkuyu” görmemek için bu korkuyu “dışarıya yansıtmak” derde deva değil, derdimizin devası bu topraklarda.

Özgürleşmekte.

AKP’nin neredeyse nefret ettiği “özgürlük” kavramı aslında AKP’yi ve ülkeyi kurtaracak tek kavram.

Ama bunu görmek için önce iktidar körleşmesinden kurtulmak gerekiyor.

  • Yorumlar 11
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89