• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -7 °C
  • Ankara -12 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -2 °C

Kundakçı devletin zifiri resmi

Yıldırım Türker

Yunanistan'a orman yangını misillemesi yapılması için örtülü ödenekten kaynak ayrılmıştı. Tabii ki Yunanistan'da orman yakmak devlet sırrıydı. 

Bu resimaltı yazısı resimsiz.

Siz, katranlı bir karanlık koyun yerine. On yıllardır kimileyin ancak gazetelerin beşince sayfalarında küçücük birer haber olarak gözümüzden kaçan Güneydoğu’daki orman yangınlarıyla yaşamaya alışmış bir milletiz.

Onların neden yandığı, nasıl yandığı, yakanlar, söndürmeyenler, söndürtmeyenler belli olmasına rağmen bu konuda fevkalade suskun kalan seferberlik basınımızdan defalarca yakındık. Basınımız hep suskundu. Çünkü o ormanların yanıp gitmesi, bizim, o basının hitap ettiği kitlenin canını yakmıyor bellenmişti bir kere. Yakmaması gerektiği. 

Çünkü o ormanlar oranın ormanlarıydı. Âdetleri farklı düşmanların yaşadığı, onlara sığınak, onlara anı, onlara dünya, onlara soluk olan ormanlar.

Güneydoğu’da yakılan, yok edilen on binlerce hektar orman bizim dünyamızda hiçbir zaman olmadı. O ormanlar, yanan o binlerce ağaç, hiçbir çatışma sonrası ‘şehit ve terörist’ sayılarının yanı sıra belirtilmiyor.

Bundan birkaç yıl önce Orman Mühendisleri Odası Genel Başkanı açıklamıştı: 

“Doğu ve Güneydoğu’daki yangınlar terörle mücadelede konusunda oluyor. Burada insan yaşamının ön planda tutulması gerekiyor. Güvenlik görevlilerinin bazen yangınları engellediklerini düşünüyorum. Ama zaman zaman terör kaygısıyla yapılan birtakım şeyler de olabiliyor. Soğukkanlı olmak gerekiyor.” 

Devlet, ‘terörist’ dedikleri derinine sığınamasın diye koskoca bir yörenin bütün ormanlarını yaktı, kuruttu. “Vatanın bir karış toprağını vermem” hamasetiyle vahşi milliyetçiliği körüklerken öte yandan vatanının ormanlarını yakıyor, binlerce kuş, böcek türünün yok olmasına neden oluyor ve bunda bir beis görmüyordu. ‘Ora’ ya da ‘bölge’ ya da ‘o coğrafya’, yani adı bile rahatlıkla ağza alınamayan topraklar yerle bir edildi. İtiraz edenler, yok edilen ağaç ve hayvan türlerinin dökümünü çıkaranlar nefretle karşılandı. Onca insan vatan uğruna şehit düşerken ağaçların, canlı türlerinin hesabını sorabildikleri için nanemolla kışkırtıcılar, şımarık muhalifler olarak adlandırıldılar. Çünkü vatanın, kimi muktedirlerin tanımladığı gibi üstünde kimsesiz bir bayrak dalgalanan çıplak bir kayalık olarak düşünülmesi isteniyordu. Gerekirse kuşların sürgün edildiği, ormanların kül olup havaya savrulduğu, kültürel kalıtların paramparça edilip tarihten silindiği topraklar. Kazanılmış Vatan. 

2006 yılının temmuz ayında Şırnak’ın Cudi Dağları’nın haftalarca yandığını hatırlıyor musunuz? Orada gazetecilik yapan Kerem Çelik’in bildirdikleri tüyler ürperticiydi. Yangınla ilgili yetkililerin duyarsız kaldığı gerekçesiyle Şırnak Barosu’na bağlı 16 avukat suç duyurusunda bulunmuştu. Gazeteci Çelik ilk yangının İkizce Komando Taburu’nun eliyle çıktığını belirtmişti bianet’e. Ona kalırsa ilk olarak karakolun çevresindeki bir alan güvenlik açısından yakılmış, lakin yayılması engellenememişti. Bölge sakinlerinin iddiaları da yangının söndürülmesi talebinin dahi asker tarafından engellendiği yolundaydı. Güvenlik gerekçesiyle Silopi Belediyesi’nin yangın söndürme çalışmasına da izin verilmemişti. 

Bingöl’de Doğanlı, Dedebağ ve Çamlıyurt köyleri arasında kalan ormanlık alanın büyük bölümü yanmış, yine günlerce süren yangına, valilikten orman işletme şefliğine kadar bütün yetkililere defalarca başvurulmuş olmasına karşın ne bir cevap alınmış ne de yangına bir müdahalede bulunulmuştu.

Sonra Dersim’de kalan ormanları da yaktılar. Haber olmayan, bizim kaygı alanımıza girmeyen ormanları.

Söz konusu ormanların güvenlik gerekçesiyle devlet tarafından yakıldığı kuşkusu karşısında kimsenin bir açıklamada bulunma zahmetine girmediğini biliyoruz.

O dağlar soyundukça savaşın sonu yaklaşıyor inancında oldu hep vatanını dünyadan çok sevenler. Vatanı, dünyanın kuşundan, bitkisinden, insanından soyunmuş bir ülkü zannedenler.

“Biz bu vatanı yakarız da kimselere yâr etmeyiz” diyenler. 

Komşunun ormanları

Sözde sivil oda başkanını bırakın, Hilmi Özkök döneminde yurdun her köşesinde kimi felaket, kimi zaruret orman yangınları patlamışken Orman Bakanımız, Yunanistan’da orman yangınları için kullanılan, denizden su çekebilen uçaklardan bizde sadece iki tane olduğu ateş vatanı sarınca fark edildiğinde hiçbirimizi şaşırtmayacak bir açıklamada bulunmuş, “Bizde de yürek var” demişti. Doğduğumuz bu benzersiz güzellikteki yarımada hızla yanıp çöle dönüşüyor olmasa, beyefendiye dönüp gülecektik. Çünkü bu memleketin en hayati meselelerinden biri olan çevreden sorumlu bakanın söylediğinden ancak şöyle bir mantık silsilesi yaratabilmek mümkündü: Türkiye’nin ormanları yanıyor çünkü Yunanlılarda yürek yok. 

Gözlerden ve gönüllerden her dem ırak eski başbakanlardan Mesut Yılmaz ağzına tutulan mikrofonun cezbesine dayanamayarak baklalardan birkaçını ortaya döküverdi. Yunanistan’a orman yangını misillemesi yapılması için örtülü ödenekten kaynak ayrılmıştı. Tabii ki Yunanistan’da orman yakmak devlet sırrıydı. Biz çok geç gelen itiraflara alıştık da Yunanistan tepkiyle karşıladı. Yunan hükümetinin büyük ortaklarından muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi’nin Dış Politika Sorumlusu Panos Panayotopulos, “Eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın istihbarat teşkilatının eylemleri çerçevesinde ‘derin devlet’in Yunanistan ormanlarını yaktığına ilişkin itirafı, Türk-Yunan ilişkilerine derin bir gölge düşürdü. Erdoğan hükümeti, bu karanlık noktalara ilişkin Yunanistan’a derinlemesine bilgi vermek ve Yunanistan’ın maruz kaldığı büyük zararı karşılamak zorundadır” dedi. Eski Dışişleri Bakanı Bakoyanni de o dönemde adalarda yanan arazilerin Yunanistan’ın diğer bölgelerine göre yüzde 1200 daha fazla olduğuna dikkat çekiyordu. 

Çölaşan’ın kahramanı

Bize de Mesut Yılmaz’ın söyledikleri karşısında şaşakalmış rolü kaldı. Oysa Emin Çölaşan’ın yine 2006 yılının haziran ayında çıkan bir yazısı nedense hiç tepki almamıştı. ‘Kahraman’ başlıklı yazısında, yayımlanan hatıralarında yazmış olduğu bir karakteri saygıyla anıyordu. Özetle hatırlatayım.

Sabah Ketene’ye ‘aslan gibi çocuklar’ diye sözünü ettiği ekibiyle birlikte yurtdışında gerçekleştirdiği suikastları ballandırarak anlatıyordu. Sözgelimi bir gün Erbil’de PKK’nın bir binasını bombalama görevi nasıl gerçekleştirilmiş dersiniz? “Abi bu sefer canımız çıktı... Tam üç ay sabah 4’te kalktım, fırından simit aldım ve binanın çevresinde sattım. Böylece geleni gideni öğrendik. İş geldi bombaları yerleştirmeye. Bir gece sabaha karşı dükkânların kilitlerini usulca söküp içeri girdik ve patlayıcıları yerleştirdik. Bina yok oldu. İçerideki yirmi sekiz (PKK’lı) kişi de aynı akıbete uğradı. Ama bu sefer çok yoruldum. Zor bir işti. Ankara’ya yolum düşünce size uğramak istedim.”

Bir gazeteciyle bir suikastçı arasında, basit insanlık hallerinden dem vururmuşçasına asude geçen bu sohbet, okuru şaşırtmamıştı. Tatlı tatlı anlatan kahraman, kısa süre önce 28 kişiyi birden havaya uçurmuş, hayran olduğu yazara bir yorgunluk kahvesine uğramıştı. 

PKK terörünü desteklediği ‘belli olan’ ülkenin cezalandırılması konusuna gelince... Ketene anlatıyor: “Malzemeleri ayrıca gönderip o ülkeye geçtik. Onların turistik yörelerinde birkaç bomba patlattık, oraları da derhal boşaldı. Onların başkentinde, metronun önünde bir patlama oldu ve halk paniğe kapıldı. Sonra dikkat ettiyseniz, o ülkede de çok büyük orman yangınları çıktı. Güzelim ormanlarına yazık oldu. Ama bizi sabote eden yakınımızdaki ülke pabucun pahalı olduğunu ve ne ekerse onu biçeceğini görmüş oldu. Bir daha bu gibi işleri açıktan yapamadılar.”

Türkiye’nin yitirdiği kahraman evladın üstlendiği kutsal görevler, suikast, sabotaj, kundakçılıktı.

Pusu-kundaklama-orman yakma-halkı sindirme gibi eylemler vatanseverler arasında bir yorgunluk kahvesi eşliğinde neredeyse esprili bir dille konuşulacak meslek cilveleri olageldi.

Bilmiyormuş gibi durmayalım istedim.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89