• BIST 109.666
  • Altın 156,594
  • Dolar 3,8910
  • Euro 4,5831
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 1 °C

Küçük Kürdistan

Günay Aslan

Irak‘ta merkezi yönetimin çökmesi; Sünni Arapların ardından Kürtlerin de bağımsızlık istemesi bölgesel dengeleri sarsıyor.

Bağdat’tan Akdeniz’e uzanan Sünni Arap hattında IŞİD’in yolunu açtığı yeni bir denge yükseliyor. Burada yeni bir devlet yapılanmasının ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Aynı şekilde Irak merkezi yönetimiyle ilişkileri kopan Kürtlerin de birkaç ay içinde yapacakları referandumun ardından bağımsızlıklarını ilan edecekleri anlaşılıyor.

Güney Kürdistan’da şimdi bunun hazırlıkları yapılıyor.

Anlayacağınız ufukta Bağdat’tan Akdeniz’e uzanan yeni bir Arap devletiyle küçük bir Kürdistan görünüyor. Bu da bölgesel dengeleri sarsmışa benziyor.

IŞİD’in yolunu açtığı yeni Arap devletinin yarattığı ve daha da yaratacağı çalkantılar bir yana Kürtlerin bağımsızlık meselesi de ciddi sorunlar yaratmışa benziyor ve daha da yaratacak görünüyor. Dolayısıyla hazırlıklı olmak gerekiyor.

Zira bağımsızlık meselesi Güney Kürdistan’ın Türkiye’yle ilişkilerini olumlu, İran’la ilişkileriniyse olumsuz etkiliyor.

Türkiye, Sünni Araplar gibi Kürtlerin de bağımsızlık çabasına açık destek veriyor. İran ise bu iki dinamiğin devletleşmesine karşı çıkıyor ve Kürdistan’ı işgal etmekle tehdit ediyor.

Irak merkezi yönetimini kendisine bağlayan; Bağdat’ı da Şam gibi kendi çıkarları doğrultusunda kullanan; Kürtleri baskı altına alan, Sünnileri de dışlayan İran izlediği politikayla bir yandan Irak’ın bölünmesini kaçınılmaz hale getiriyor, diğer yandan da gücünü kullanarak bunun önüne geçmeye çalışıyor.

Fakat İran’ın bu aşamadan sonra Irak’ın bölünmesini engellemesi; bitkisel hayattaki merkezi yönetimi diriltmesi mümkün görünmüyor. Buna rağmen, bu onun hiçbir şey yapmayacağı ve sessiz kalacağı anlamına da gelmiyor.

Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceğini bilen ve bu yüzden Irak’ı da ateşe veren İran, öncelikli olarak bir Kürt-Arap savaşı dayatıyor.

Ne ki bunu başaramayacağını biliyor ve buna alternatif olarak Kerkük merkezli bir Kürt-Şii savaşı çıkarmaya çalışıyor. Bu savaşı Kürtler arasındaki bir ‘iç savaşa' dönüştürmeyi de amaçlıyor. İran’ın silahlandırdığı Şii milislerin Kerkük’te yaptıkları gösteri böylesi bir savaşa hazırlık anlamına geliyor.

İran’ın 1746 yılında Osmanlı'ya kaptırmak zorunda kaldığı Kerkük’ü almak istediği biliniyor.

1514’teki Çaldıran savaşından bu Perslerle Türkler arasında yaşanan Kürdistan rekabeti günümüzde de bir biçimde devam ediyor. Osmanlı-İran arasındaki ‘tampon ülke’ Kürdistan yüz yıllardır bunun acıları yaşadı, yaşıyor.

Gerçi İran şimdi Türkiye’yi yanına almaya ve Kürdistan’ı onunla birlikte paylaşmaya dönük bir takım manevralar da yapıyor ama bunun sonuç vermesi de mümkün görünmüyor.

İran’ın resmi sözcüsü, Ankara’yla Tahran arasında Kürtlerin bağımsızlığı konusunda bir sorun olmadığını; tarafların stratejik bakışlarının aynı olduğunu söylüyor. Fakat görüldüğü kadarıyla bu söylem gerçeği yansıtmıyor.

Anlaşıldığı kadarıyla İran, Türkiye’nin ulusalcı cephesine oynuyor. Ulusalcı cephe de zaten bu işbirliğine teşne görünüyor. Ancak bunların şansları olacak gibi görünmüyor.

Kaldı ki Kürdistan meselesi sadece Türkiye’yle sınırlı yol almıyor. Bu mesele arkasında Amerika’nın olduğu Türkiye-İsrail-İngiltere üçgenine oturuyor.

Ortadoğu’nun dizayni sürecinde çok öncesinden kurgulanan ancak Mavi Marmara olayıyla yara alan Türkiye-İsrail eksenin de yeniden inşa edildiği gözleniyor.

Türkiye ile İsrail’in birlikte bağımsız Kürt devletinin arkasında durmaları bunu gösteriyor. Küçük kardeş Kürdistan’da bir devletin bu eksende ilan edileceği anlaşılıyor.

Güney Kürdistan hakkı olan bağımsızlığı elde diyor ancak, bu eksen içeride ve dışarıda yeni sorunların ortaya çıkmasına da neden oluyor. Dolayısıyla Kürt siyasetinin özellikle de KDP’nin bir an önce bu ‘iç kriz’ potansiyellerini ortadan kaldırması gerekiyor. Aksi durumda ciddi sorunlar yaşanacağa benziyor.

Bağımsızlık meselesi içeride kırılgan bir zeminde yürüyor. Kürtleri birleştirmesi gereken hayati bu mesele Kürtleri bölüyor.

YNK hem İran etkisinden hem de KDP’nin herkesi katmak yerine tekel kurmaya çalışan siyaseti yüzünden bağımsızlığa destek vermiyor.

PKK’yse halkların birlikte yaşamasını; ortak gelecek kurmasını savunuyor ancak, bunun koşullarının yaratılmadığı yerde de halkların iradesine saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyor.

Referanduma da bu perspektikle destek veriyor. Oradan çıkacak iradeye de saygılı olacağını belirtiyor. Ancak KDP’yi özellikle de Rojava siyasetinden dolayı sert biçimde eleştirmeye devam ediyor.

Dolayısıyla KDP’nin YNK’nin kaygılarını gidermesi kadar, Rojava siyasetini de kökten değiştirmesi, Türkiye ve müttefiklerini –zor da olsa- ikna etmesi gerekiyor.

Aksi durumda yarılmanın derinleşeceğini ve bunun da küçük kardeş Kürdistan’a yeni riskler üreteceğini görmek gerekiyor.

*

Vakit geldi artık; 20 yıllık sürgün dönemi birkaç gün sonra bitiyor.

14 Temmuz’da ülkeye gidiyorum. Sürgünde yaşamaya devam eden seçkin insanların özlemlerini de beraberimde götürüyorum.

Bir süre burada olamayacağım için köşe yazılarıma ara veriyorum.

Sizleri özleyeceğimi bilmenizi istiyorum. Vakit bulabilirsem ülkeden izlenimlerimi yazmaya çalışacağım. Yeniden görüşünceye değin sevgiyle, saygıyla ve sağlıcakla kalın…

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89