• BIST 82.504
  • Altın 147,463
  • Dolar 3,8179
  • Euro 4,0606
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 0 °C

Küçük Kara Balık yola devam ediyor

Yıldıray Oğur

Ferzad Kemanger İranlı bir Kürt öğretmendi. 2007 yılında PJAK üyesi olduğu için tutuklandı. Af Örgütü’nün kayıtlarına da giren işkenceler gördü. İran’ın yakaladığı PJAK üyelerine verdiği ceza belliydi. Ölümü beklerken hapishanede yazdığı son mektubunda organlarını bağışlamayı vasiyet ederken şöyle demişti:

“Hangi dili konuşuyor olursa olsun, kalbimin bir başkasının göğsünde atmasına izin verin. Kalbimin bir çocuğun göğsünde atmasına izin verin ki bir sabah yapabildiğim kadar yüksek sesle ve anadilimde -Kürtçe- haykırabileyim: Bu uçsuz bucaksız dünyanın bütün köşelerine, bütün insanlığı sevme mesajını taşıyan bir rüzgâr olmak istiyorum.”

2010 yılında diğer beş Kürt öğretmenle birlikte idam edildiğinde sadece 34 yaşındaydı.

Bir yıl sonra PJAK İran’daki askerî mücadelesini bitirip, gerillalarını sınır dışına çektiğini açıkladı.

4 yıl sonra ise Kemanger’in adı, vasiyetine çok yakışan bir yere verildi. Diyarbakır Bağlar’da bir ilkokula. Özel Okullar’da Kürtçe eğitime izin veren düzenlemenin ardından Belediye, Kürdi-Der tarafından Kürtçe özel ilkokul izinsiz olduğu için mühürlendi. HDP İl Başkanı öncülüğündeki kalabalık mührü kırıp okula girdi. Bu sahneler üç kez tekrarlandı. Gerilim günlerce sürdü.

Milli Eğitim Bakanlığı, son tarihi 1 Eylül olan okul başvurusu tarihinin geçtiğini, eğer başvuru yapılırsa okula izin verilebileceğini açıkladı. Kürdi-Der öncülüğünde aralarında vekillerin olduğu kalabalık bir grup valiliğe okul için gerekli belgeleri götürdü. İki müfettiş gelip okulu inceledi. Fiziki eksiklikler bildirildi. Sınıf sayısı 3’ten 4’e çıkarıldı. Ve okul önceki gün MEB’e bağlı özel okul statüsünde yeniden açıldı. 1.5 aylık bir gecikmeyle.

100 öğrencisi olan ilkokulda çocuklar okuma-yazma, matematik, hayat bilgisi, resim, müzik derslerini anadilleri olan Kürtçe olarak görecekler.

Tam Ferzad Kemanger’in istediği gibi.

Diyarbakır’da Ferzad Kemanger İlkokulu resmen açılırken, PKK’nın Türkiye’de çözüm sürecini bitirip yeniden savaşın başlayacağı konuşuluyordu. PJAK güçlerini İran’dan çeken Cemil Bayık, okulun açılmasından kısa bir süre önce Türkiye’den çekilen PKK’lıların geri döndüğünü bile açıklamıştı.

Halbuki geri çekilme kararını hükümet ya da Öcalan’dan değil, bundan iki yıl önce Kandil’de Türkiye’den gelmiş yüzlerce gazeteci önünde Bayık’ın selefi Murat Karayılan’dan duymuştuk:

“Devam eden hazırlıklar temelinde geri çekilme, 8 Mayıs 2013 tarihinde başlayacaktır. Geri çekilme, kademeli gruplar halinde planlanmış olup, gerillanın hareket tarzı, gizliliği ve disiplini temelinde mümkün olan en kısa sürede tamamlanması hedeflenecektir.”

Karayılan, çekilirken müdahale edilmemesi dışında hiçbir şart öne sürmeden, süreci başlatacak ilk adım olarak geri çekilmeden bahsettiğini gazetecilerin soruları üzerine teyit etmişti.

Zaten sürecin üç aşamadan oluştuğunu da Türkiye kamuoyu hükümetten ya da Öcalan’dan değil, ilk kez Kandil’den duydu.

Karayılan, birinci aşamayı da bizzat kendisi tarif etmişti: “Uygulanmakta olan ateşkes ve gerilla güçlerimizin başarılı bir biçimde geri çekilmesiyle birlikte birinci aşama sona erecek ve ikinci aşama başlamış olacaktır."

İkinci aşamada ne olacağını da:

“İkinci aşama, sorunun kalıcı çözümü için, daha çok devletin ve hükümetin yükümlülüklerini yerine getireceği aşamadır.”

Peki PKK geri çekildi mi? Hayır. Hem de Şengal’de, Maxmur’da, Kobani’de askerî güce ihtiyacı varken. Hatta çekilen güçlerinin geri döndürüldüğünü açıkladı.

Peki neden? Anadil için ya da özerklik için değil, içinde IŞİD, Rojava geçen belirsiz pek çok gerekçe göstererek.

Peki devlet ne yaptı? Devletin yaptıkları biraz Ferzad Kemanger okulunun hikâyesine benziyor. Yavaş, bürokratik ama sonunda atılan adımlarla.

Hazıra konup Cahit Bülent’in Kürdistan’dan Notlar bloğundaki herkese tavsiye Politik Kürtler yazısından bir alıntıyla özetleyelim:

“Hiçbir şey yapmıyor dedikleri hükümet, süreç başladıktan sonra Hatip Dicle dahil olmak üzere, KCK’li siyasi tutsakların serbest bırakılmasını sağladı. Demokratikleşme paketiyle ilkokul çocuklarına zorla okutturulan faşist and kaldırdı. Kürtçe harf yasağını kaldırdı. Bugün Kürdistan’daki bütün belediyelerin üzerinde çift dilli tabelalar var. Adları değiştirilip, Türkçeleştirilen mahalle ve köylerin isimleri Belediye Meclisi kararıyla değiştirilebiliyor. Daha geçen gün Van’da İpekyolu Belediyesi onlarcasının Kürtçe ismini kullanmak için karar çıkardı. Özel okullarda Kürtçe eğitim serbest, ilkokul dördüncü sınıflarda Kürtçe seçmeli ders almak mümkün. Devlet çok çok az sayıda da olsa, Kürtçe öğretmenleri için ilk defa kadro açtı, atama yaptı. Göreve çağrılan 'Seküler Güçlerin' aşiret reisi diye aşağılamaya çalıştıkları Irak Kürdistan Başkanı Mesud Barzani, Şivan Perver’le Diyarbakır’a geldi. Kantar Kavşağı’nda Diyarbakırlılara Kürtçe barışa destek çağrısında bulundu. Çözüm iradesini ortaya koymanın en önemli adımı yasal zemindir diyorlardı. Hükümet barış sürecinin yasal zeminini oluşturdu. Resmî Gazete'de yayınlandı. Öcalan bunu tarihî bir adım olarak karşıladı. Bakanlar kurulu kararı ile süreci yürütecek kurullar tek tek belirlendi. Bütün bunlar olurken Devlet heyeti Öcalan’la görüşmeye devam etti, yol haritası üzerinde çalıştı. HDP’li vekillerden oluşan İmralı heyeti defalarca Kandil’e ve İmralı’ya gidip geldi. TRT Şeş ve yüzlerce öğretmen yetiştiren üniversitelerdeki Enstitülerden bahsetmiyorum bile...”

Bu iki yılda iki tarafın yaptığı en iyi şey ise çatışmaya girmemek, ateşkese saygı duymak oldu. Devlet iki yıldır operasyona çıkmadı.

Ama PKK bu sırada karakolları taciz etmeye, yol kesmeye, mahkeme kurmaya devam etti. Şehirlerde milisler örgütledi. Ve 6/7 Ekim’de bu şehir milislerinin başlattığı olaylar büyük bir felaketle sonuçlandı.

Ardından “Mahkûm değiliz”den, “seküler güçler göreve”ye kadar epey büyük laflar edildi. Ağır sözler söylendi. HDP kapatılacak diye şayialarla ortam zehirlenmeye çalışıldı. Hedef gösterildik lafları havada uçuştu. (Hedef göstermek deyince Kandil’in meşhur isimlerinden biri yıllar önce JİTEM’in vurduğu bir Kürt aydını için lümpenliğin dibine vurup “Bu gibilerin üstüne de halk işeyecektir. Ya canlısının üstüne ya da mezarına!” diye bile yazdı.)

Ama ne söylendiyse söylendi, kimse o son cümleyi kurmadı.

Dün Yeni Şafak’ta Süleyman Seyfi Öğün’ün yazdığı gibi:

“Ama konuşmalarda açık kapı bırakan son vurgu; yâni 'süreci bitiren taraf biz olmayacağız' vurgusu, bana her şeyden daha önemli gözüküyor. Bu vurgu, sürecin her şeye, hattâ tarafların bizzât kendisine karşı da çalıştığını, işlediğini gösteriyor. Yâni, süreç son derecede nesnel bir tabana oturmuş durumda.”

Çözüm süreci büyük bir badireyi daha atlattı. Sürecin üzerine oturduğu o nesnel taban hâlâ yerinde duruyor çünkü.

Yakaladığı Kürt öğretmenleri idam eden İran’da silahlı mücadeleyi bitirip, gerillalarını çeken PKK’nın, o öğretmenin adıyla Kürtçe okul açılan (1.5 ay gecikmeyle de olsa) Türkiye’de savaşı başlatmasının bir nesnel tabanı yok çünkü.

Hükümetin de bunca badireden, politik riskten sonra, dün Al Jazeera’dan Sümeyye Ertekin’in nabzını tuttuğu Trabzon’da bir ayakkabı boyacısına "Akan kan dinecekse, Öcalan’ı evimde de misafir ederim” dedirten toplumsal destek, her şeye rağmen sürerken süreci bitirmesi nesnel değil. Ama AKP muhalifliğinden savaş kışkırtıcılığına kadar gelen bir grubun hayallerini süslediği kesin.

Dün Cemil Bayık da tonunu yumuşattı ve AKP’yi “halkın umuduyla oynamakla” suçladı. Bu kadarlık romantik bir sitemi kaldırabilir süreç.

40 bin insandan sonra son düzlükte, 50 insan daha kaybettik. Boşu boşuna, hunharca işlenmiş cinayetlerle.

Ama çözüm süreci devam ediyor. Belki Ferzad Kemanger İlkokulu’nda okuyan çocuklar, Yasin Börü Lisesi’ne gider. Sonra da Musa Anter Üniversitesi’ne…

Ferzad Kemanger idam edilmeden önce yazdığı mektuba Samed Behrengi'nin Küçük Kara Balık’ından bir alıntıyla başlamıştı. Onunla bitirelim:

“Bir zamanlar annesiyle ırmakta yaşayan küçük bir kara balık vardı. Annesinin bıraktığı on bin yumurtadan bir tek bu yavru balık kalmıştı. Küçük Kara Balık bir gün annesini uyandırdı: 'Buralardan gitmeliyim.' Annesi sordu: 'Nereye gideceksin?' 'Gidip ırmağın sonunu görmek istiyorum'...”

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89