• BIST 105.064
  • Altın 146,120
  • Dolar 3,5109
  • Euro 4,1827
  • İstanbul 26 °C
  • Diyarbakır 34 °C
  • Ankara 33 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 15 °C

Krizde son durum?

Ali Bayramoğlu

Savcı görevden alındı, dokuzu dün toplam 12 polis görevden alınıp Ankara'ya çekildi, komisyon MİT müsteşarıyla ilgili soruşturmaları başbakan iznine bağlayan yasayı onayladı.

İlk bakışta krizin köpüğü alındı?

Dün, tarafların bütünlük görüntüsünü koruma ve bu işten en az hasarla çıkma gibi endişelerden hareketle, krizi örtmeye yöneldiklerini söylemiştik.

Ancak, yine dün altını çizdiğimiz üzere, şu da başka bir gerçek:

Taraflar kavgalarından vazgeçmiş görünmüyorlar. MİT'e yönelik topyekûn saldırı ile yargı ve polise yönelik topyekûn eleştiri arasındaki kutuplaşma hala siyaset ve basında ana gündemi oluşturuyor. Hala Fidan'la ilgili yakalama kararı var, hükümet durumu 27 Nisan muhtırasından daha ciddi bir hal olarak tanımlamayı sürdürüyor. Görevden alma, tasfiye operasyonlarına devam ediyor.

Başbakan'ın başdanışmanı ve yakın çalışma ekibinden Yalçın Akdoğan'ın dün Yeni Şafak Gazetesi'nde manşet olan yazısı meselenin iki yönüne de değiniyordu.

Akdoğan, bir yandan, 'AK Parti ve Gülen cemaati arasında hiçbir zaman çatışma ve çekişme yaşanmamıştır, bundan sonra yaşanmayacaktır, bunu murad edenler fitne ateşine odun atanlardır' diyor, öte yandan şu tespiti yapmaktan da geri kalmıyordu:

(MİT müsteşarına karşı) 'bu girişimi başlatanlar böyle duruma sebep oldularsa, bir adım sonrasını göremeyecek yetersizlik içindedirler ve söylediklerinin tam tersi bir tezgâhın parçası olmuşlardır (?)

Ve ekliyordu:

'Yargı ve güvenlik bürokrasisi içinde kimseye güvenmeden gizli kapaklı iş çeviren bir grup, ülkeyi yönetmeye ve siyaset mühendisliğine kalkışıyorsa, bunun daha önceki durumdan ne farkı olur?'

Mesaj açıktır:

'Sorun yok diyelim, ancak herkes haddini bilsin, hükümet alanını korumaya kararlıdır?'

Krizin köpüğünün alınması sadece ilk aşamasının atlatılmasıdır.

Çünkü kavga kim ne derse desin, temel olarak, özü çok kolay değişmeyecek bir 'yer tutma ve pay alma kavgasıdır'?

Bu kesindir.

Henüz net olmayan ise siyasi iktidarın kendisin sağlama almakla yetinip, yetinmeyeceği ve yapacağı tasfiyenin derinliğidir.

Bu derinlik ise krizin örtülü çatışma ile açık çatışma arasında gidip gelmesinin nihai olarak duracağı noktaya bağlıdır.

İşin asli boyutu böyle?

Gelelim meselenin diğer bir boyutuna, siyasal sitemi kuşatan ve tartışmaya açan diğer yönüne?

Bu, MİT müsteşarıyla ilgili soruşturmayı başbakan iznine bağlayan ve mecliste bekleyen 'yasa'yla ilgili yöndür. Ve hem krizin seyri, hem tarafların konumu, hem ilkesel açıdan önemlidir.

Şöyle:

Bu yasa hükümet tarafından ne kadar önemseniyorsa, o oranda da eleştiriye uğruyor.

Bu yasaya itirazların bir kısmı söz konusu iktidar kavgasından ve karşı tarafın dirençli tutumundan kaynaklanıyor. Diğer kısmı parlamenter muhalefetin geleneksel duruşuyla ilgili? Bir de ilkesel açıdan eleştiriler var?

Nasıl ele almalı?

Elbette bu tür düzenlemeler, hem bir duruma ve kişiye özgü olması nedeniyle sıkıntılıdır, hem ileriye dönük olarak yürütmeye verilen aşırı güç itibariyle kötü kullanıma açıktır.

Bununla birlikte, bugün yaşanan gerginlik açısından ve krizin üstesinden gelinmesi için yasa değişikliği önerisi ara ve zorunlu bir durumdur.

Malum, Türkiye 2009 yılına kadar bu tür yasalarla yaşadı.

Devlet Memurin Muhakemat Kanunu ile üçlü kararnameyle atanmış, MİT müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, TRT Genel gibi devlet memurlarını hakkında soruşturma başbakan iznine bağlıydı.

Bu yasalar pek çok açıdan Türkiye'de devlet içindeki karanlık noktaların gizlenmesine vesile oldu, devlet adına suç işlenmesine yol açtı.

2009'da çıkarılan bugünkü krize zemin oluşturan özel yetkili savcılık yapısı bu zırhları olduğu gibi deldi.

Ancak bugün görülmektedir ki, yapı başka bir siyasal çerçevede kullanılmakta, yargının siyasi alana müdahalesine dönüşebilmekte, savcıların sosyolojik dokusu, özgürlük ve otorite fikri arasında ikinciye yatkın zihni yapıları, siyasi dosyalar ve güç kullanımı eğilimleri açısından denetim ihtiyacı doğurmaktadır.

Bu yapı açık krize neden olmuşken, yürütmenin yasama organını yeni bir düzenlemeye davet etmesini doğal karşılamak gerekir.

Ama bunun ara durum olduğunu kabul etmek şartıyla?

Daha önce söyledik tekrarlayalım?

Siyasi iktidar ve meclis Özel yetkili mahkeme ve savcılıklar meselesine mutlaka el atmalı, 250. ve 251. maddeler genel bir bakışla gözden geçirilmeli, yargının eylem alanı hukuki denetime ve ölçüye tâbi kılınmalıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89