• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 10 °C

Kriz ve nedenleri üzerine bazı notlar

Müfit Yüksel

Son günlerde cereyan eden olaylar, Türkiye'yi kritik bir dönemece getirdi. Öyle can sıkıcı bir dönemeç ki, insanın içinden çoğu zaman bir şey yazmak gelmiyor. Suriye ve Mısır'dan sonra Türkiye de mi benzeri bir krize sokulmak isteniyor, diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Bu coğrafya üzerinde Batılı ülkelerin, Düvel-i Muazzama'nın 200 yılı aşkındır oluşmuş bir vesayetinin olduğu bilinmektedir. Ve bu topraklar bu dönemlerden beri güçlü devletlerin operasyonlarına da sürekli açık halde oldu. Birilerinin ifadesi ile 'Emperyalist güçlerin bu topraklar üzerindeki oyunları' söylemlerinin de, üslup ve ifade olarak sloganik olarak nitelendirilse bile, gerçekliği yadsınamaz. Burada malumu tekrar etmeyeceğim. Başbakanı/hükümeti hedef alan küresel bir operasyonun olduğu açık. Özellikle, son dönemlerde Anglo-Sakson dünyanın tutumu bunu ele verir durumda zaten.

'Düğmeye basan güçler bu operasyonda kararlı, başkaca ortamı yumuşatıcı tutum ve adımlar bunu geriye döndüremez' tarzındaki önermeler, plan ve projelerde esneklik payı olamayacağına dair ideolojik bir kanıya dayanmaktadır. 1998'de Irak'a yönelik gerçekleşmesi an meselesi olan bir operasyon, Kofi Annan'ın devreye girmesi ile önlenmemiş miydi? Her türlü ihtimali göz önünde bulundurmak gerekli. Her şey, sadece siyah-beyaz denkleminde görülmemelidir.

Bu kadar büyümüş, uluslararası hale gelip, birçok ülkede dev eğitim kurumları bulunan bir Camia'nın yekpare/homojen olması da beklenemez. Başbakan ve hükümeti hedefleyen operasyonun aynı zamanda yine görünürde cemaat üzerinden Cemaat/Camianın ana gövdesini de hedeflediği çeşitli mafillerde açıkça dile getirilmektedir.

MNP/MSP çizgisinden gelen Milli Görüş geleneği ile Risale-i Nur geleneği arasında kırk yıllık süreçte siyasi farklılıkların, siyasal ayrışmaların olduğu bilinmektedir. Ancak bu hiçbir zaman bazı çevrelerin tasvir ettiği gibi sürekli bir karşıtlık ilkesi şeklinde seyretmedi. Kesişme/buluşma noktaları da oldukça fazla. Hatta bunu Nakşibendi/Nurcu çekişmesi söylemine vardıranlar da söz konusu. Bu söylem de hiçbir şekilde gerçekleri açıklamıyor. Ben kendim, her iki gelenekten gelen, her iki geleneği (Nakşibendilik ve Risale-i Nur) bünyesinde buluşturmuş bir aileden geliyorum. Şu örnek bile bunu yanlışlamaktadır. Kırklı yıllarda birkaç Nakşi şeyhinin Bediüzzaman'a olan sert muhalefeti de buna delalet etmez. Bunlara karşın merhum Şeyh Mehmed Zahid Kotku'nun, Bediüzzaman Hazretlerine hürmetkar olduğuna bizzat şahidiz. Bediüzzaman'ın ise, 'Hizbu'l-Hakâiki'l-Nuriye', ' Hizb-i Ekber-i Nuriye' adlı eserlerinde yer alanlar başta olmak üzere, okuduğu ve tavsiye ettiği evrad ezkâr, hizb ve duâlarının temel kaynağı, Şeyh Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî'nin 'Mecmuâtu'l-Ahzâb' adlı üç ciltlik dev eseriydi. Yanısıra, Bediüzzaman'ın Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbani Ve Mevlana Hâlid-i Şehrezori Bağdâdî ile ilgili risalelerde yazdıkları da bunun göstergesi'dir. Bediüzzaman'ın ellili yıllarda bizzat rahmetli babama gönderdiği bir mektuptaki Nakşibendî-Halidî meşayihinden Şeyh Abdurrahman Et-Tâhî hakkındaki ifadeleri de bunun açık delilidir. Hatta Seyyid Şefik El-Arvasi, Şeyh Seyda M. Said El-Cezeri ve Medineli Hacı Osman Akfırat Efendi Bediüzzaman ile dostluk kurmuş olup mektuplaşırlardı.

1970'li yıllardaki siyasi ayrılıkların bu ayrışmaları getirdiği unutulmamalıdır. O dönemde iki tarafın da birbirini ittiğine şahidiz. Son günlerde Bediüzzaman hazretlerinin yaşayan talebelerinin yayınladığı ortak bildiri ise Risâle-i Nur hareketinin siyasi bir hizip ve hareket olmadığını, Müslümanlar arasında siyasi ihtilaf ve çatışmaların aracı olmayacağı gerçeğini vurgulaması açısından son derece önemlidir.

Ümmetin, Hz. Osman(r.a)'ın şehadetinden, Cemel Vak'asından, Kerbelâ Faciasından beri, ihtilaf ve iftirak dönemlerinde hiç de iyi sınav vermediğini, tarihten asla ders almadığını biliyoruz. Bugünün şartlarında benzeri vakıaların tekrarlanma riski ciddi elem veriyor. Müslümanlar arasındaki ihtilafların çözümünde, maalesef hiç iyi bir geçmişimiz yok. Ümmetin bu husustaki sabıkası hayli kabarık. Her ne kadar işin içinde dış güçlerin eli ve operasyonu olsa bile, Müslümanların birbirinin üzerine, -hele ki bu çok hassas dönemde- bu şekilde gitmesinin ürkütücü sonuçlar doğurmasından endişeliyiz.

Bütün bu operasyonlar bir yana, 'Bir iklimde iki padişah olmaz' düsturu her hal ve şartta uygulanacak bir düstur değildir. Her hal ve şartta bu düstur uygulandığı zaman, çoğu kez uzun dönem zarar verecek kaoslara dönüşebilme eğilimi gösterebilmektedir. En yakın örnek olarak Sudan'ı verelim. 1989'da ülke idaresini ele alanlar uyum içinde olmayı sürdürebilseydi, Sudan büyük ihtimalle resmen ikiye, fiilen üçe bölünmezdi? Oysa ki, ABD'de başkanlık ön seçimlerinde, Demokrat Partide birbirine rakip olan Barack Obama ve Hillary Clinton, Barack Obama seçim kazandıktan sonra, Clinton dışişleri bakanı olarak bir dönem beraber çalışmadılar mı? Suudi Arabistan'a bakalım, Meliklik/Krallık ile yönetilen ülkedeki dengeler içinde, Suudî hanedanı ülke idaresini ve sistemini, bazı güçlü aileler ve aşiretlerle paylaşmasaydı, hayatiyetini sürdüremezdi. Örneğin, Alu'ş-Şeyh denen M. İbn Abdilvahhâb'ın ahfâdı veya Ka'be-i Muazzama'nın anahtarlarını elinde bulunduran Beni Şeybe ailesiyle, Aneze aşiretleriyle bir şeyleri paylaşmasaydı bu noktada durur muydu? Verdiğim örnekler, Türkiyenin hal-i hazırdaki durumu ve gerçekleriyle örtüşür veya örtüşmez, bu hakikatlerden , tarihten ders almamak bu ümmetin/milletin maalesef adeta iflah olmaz bir gerçeği...

Son olarak, İslam dünyasının en önemli ülkelerinden olan Türkiye'nin 200 yılı aşkın makus talihini değiştirebilecek ve Düvel-i Muazzama'nın operasyonlarına artık kapatacak iradenin gösterilebilmesi için; hükümeti ve dini-toplumsal gövdeyi hedef alan operasyonları püskürtebilecek güçlü ve uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi hayati bir önem kazanmaktadır.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89