• BIST 97.533
  • Altın 145,745
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 13 °C

Kötü gidişi tersine çevirmek mümkün

Gülay Göktürk

Kâbus senaryolarının birbiri ardına sökün ettiği bunaltıcı bir dönemden geçiyoruz.
Ekim ayının büyük kalkışmalara gebe olduğuna dair söylentiler kulaktan kulağa büyüyerek yayılıyor. Bu defa da Alevi kartının devreye sokulacağı söyleniyor. Ayrıca üniversitelerin açılmasıyla birlikte Gezi benzeri protestoların yeniden deneneceği konuşuluyor.

Güneydoğu'da yaşananlar, çözüm sürecinde dar bir geçitten geçtiğimizi gösteriyor. Suriye'de işler tahmin edildiği gibi gitmiyor; ilave olarak, Suriye Kürdistan'ında yaşanan gelişmelere ilişkin doğru bir politika uygulanmazsa bu gidişatın bizdeki süreci de olumsuz etkilemesi kaçınılmaz. "Otoriterleşen AK Parti" söylemi Batı dünyasını oldukça etkisi altına almış durumda. Uluslararası planda yaşanan bu görece yalnızlaşma AK Parti'de ve muhafazakâr çevrelerde geleneksel "Bizi bölmek ve yutmak isteyen Batı" paranoyasını körüklüyor.

Bu kötü gidişi tersine çevirmek için AK Parti'nin elinde silahlar var. Hem de etkili silahlar... Ama hükümet bir türlü harekete geçmiyor. İçte ve dışta yapması gerekenleri yapmıyor. Küçük jestlerle durumu idare etmeye çalışıyor. Bir zamanlar hepimizi hayran bırakan o cesaretli adımlar gibi adımları bir türlü atmıyor.

Hayır, hayır... Ben öyle üslup yumuşatmaktan, daha "birleştirici olmaktan" falan bahsetmiyorum. Ben, sahici iyileştirmelerden, yeni bir demokrasi hamlesinden söz ediyorum.

İki paralel hamle

Kanımca hükümetin birbiriyle eş zamanlı iki büyük hamle yapması gerekiyor.
Bunlardan birincisi hem Kürtler'in en temel taleplerini (vatandaşlık tanımı, ana dilde eğitim ve yerinden yönetim reformu) hem Aleviler'in en temel taleplerini (cemevlerinin ibadethane olarak kabulü, zorunlu din dersinin kaldırılması) hem de dindar kitlelerin şu anki en acil taleplerini (kamu başörtüsü yasağının kaldırılması) kapsayan bir reform paketinin bir an önce çıkarılması...

CHP ve MHP'liler "48 maddelik paketi çıkaralım" önerisine karşı aldıkları tutumla kendilerini yeteri kadar teşhir ettiler. Erdoğan'ın artık teşhir faslını bir yana bırakıp, kendi yapabileceğini yapmasının zamanı geldi de geçiyor bile...
Atılması gereken ikinci adım ise, Suriye Kürdistan'ında olup bitenlerle ilgili yeni bir değerlendirme ve yeni bir politikaya geçiş...

Şu anda hükümete yakın ağızlarda dolaşan, kalemlere yansıyan "Esed'i destekliyorlar", "Kaos ortamından yararlanıyorlar", "Suriye'deki kargaşayı fırsat biliyorlar" tarzı düşmanca üslupla bir yere varamayız.

Suriyeli Kürtler, iç savaşın yarattığı koşullarda karşılarına çıkan tarihi bir fırsatı değerlendirmeye, özlemleri olan özerkliğe kavuşmak istiyorlar. Bu suçlanacak, "fırsatçılık" diye aşağılanacak bir şey değildir. Bir zamanlar Iraklı Kürtler Irak'ın işgalini kendileri için fırsata dönüştürüp federe devletlerini kurdukları zaman, Türkiye'de birileri onları da "postal yalayıcı" diye suçlamış ama yıllar sonra zeytin dalı uzatmak zorunda kalmıştı.

PYD ile iletişim

Bugün aynı hatayı tekrarlamamak, PYD'ye karşı düşmanca bir tutum almak yerine iletişime girmek gerekiyor. PYD lideri Müslim uzun süredir Suriyeli Kürtler olarak Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirme arzusunda olduklarını, Ankara'yla görüşmek istediklerini tekrarlayıp duruyor. Barzani, Talabani ve Öcalan'ın çağrısıyla yakında toplanacak olan Kürdistan Ulusal Konferansı ana gündemini "Dört parçalı Kürdistan'da Kürtler'in ve diğer halkların barış ve demokrasi içinde yaşamalarının koşullarını tartışmak" olarak belirliyor.

Bu koşullarda Türkiye'nin izlemesi gereken siyaset, yine bölünme fobisinin esiri olup bütün bu oluşumları tehdit olarak değerlendirmek değil; dost bir tutumla süreci etkilemeye çalışmak olmalıdır.

Ankara'nın önümüzdeki günlerde PYD başta olmak üzere Kürt partileriyle bir araya gelip, Suriye Kürdistan'ı ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açması neden olmasın? Bu hamle aynı zamanda Esed'in oyununu boşa çıkarmak demek değil midir?

Her üç parçada Kürtler'in desteğini kazanan bir Türkiye'nin bölgede ve dünyada çok daha önemli bir güce sahip olacağını görmek için dış politika uzmanı olmak gerekmiyor. Takıntılardan biraz kurtulmak yeterli.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89