• BIST 89.848
  • Altın 145,269
  • Dolar 3,6231
  • Euro 3,9157
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Koster arızası: İşler yolunda gitmiyor ama biz Türkiyeyiz

Hamid Omeri

Sayın Selahattin Demirtaş, Türkiye'nin en genç siyasi liderlerinden birisi. Doğrusunu söylemek gerekirse o kürsüye çıkınca ben genel itibarla daha bir rahat olurum. Zira Selahattin Demirtaş, Selaheddindir. Onu sevdiğimi söylemekten rahatsız olmam. Sağlam ve samimi konuşmasını da severim. Kendisini izleyen ve dinleyenleri rahatlatır. Gazını alır diyeceğim de 'bizim kuşak' bu gaz alma işinden pek hoşnut olmadığı için gerçekçi konuşur demek daha uygun. İçinden gelmeyen, kendisinin inanmadığı sözler etmez. Zira bizim kuşak damara basmayı bilir ve damardan konuşur. Bu manada Demirtaş, BDP tabanında ve başka bir alternatifi olmadığı için BDP'ye yakınlık duyan Kürtler arasında farklı bir yerde duruyor. Dile getirilmesi gereken hassasiyetleri ve sözleri edebiliyor olması yönüyle mühim bir isim. 

Diyarbakır'da düzenlediği basın toplantısında son demokratikleşme paketi, BDP'nin iç işleyişinde yaşandığı iddia edilen çalkantılara dair açıklamalarda bulundu. Demirtaş'ın toplantı süresince sert ve gergin olduğunu söyleyebiliriz. Zekasının kıvraklığı, gerginliğini saklamasına yetmiyordu. Demirtaş'ın sözlerinden anlaşılan şuydu. Parti içinde ve partinin siyasi rotasını çizen müzakerelerde ciddi sıkıntılar vardı. Bu koster arızasının çok ciddi bir boyuta vardığını da gösteriyordu. Seçim yaklaşıyordu ve taraflar kartlarını masaya koyuyordu. 

İşler yolunda gitmiyordu! 

Bu yüzden olsa gerek konuşmasında demokratikleşme vurgusu ağır basıyordu. Ancak ilginç olan barıştan vazgeçilmeyeceğini söylerken dahi kızgındı. Barışa ve demokrasiye inanan birisi olduğundan şüphe etmediğim Demirtaş, demokrasi ve barış dedikçe de adeta 'bu sizinle olmaz' da demek istiyordu. Kandırılmış ve aldatılmış olanın psikolojisiyle konuşuyordu. BDP, bir ileri iki geri gitse de ve kosterin bütün arızalarına rağmen müzakerelerden çok ümitliydi. Ancak BDP, demokratikleşme paketinden umduğunu bulamadı. Şu açık ki yersiz ve yeterinden fazla ümitlenmişti. Bana kalırsa Demirtaş müzakerelerden ümitli biri değildi ancak ümitli olması yönünde ikna edilmişti. Ve işte bu yüzden de sanki herkese kızmıştı. Hem kendisine hem de müzakerecilere sitemliydi.  

Başbakan Erdoğan'ın bir seçim öncesi kendince herkesi idare eden ve az da olsa memnun etmek isteyen 'bu kadarı size yeter' tavrı ve sunumu ile ipler kopma noktasına gelmişti. Demirtaş'ın ifadesiyle bu sözünde duramama hali ve 'size ihsan ve lütufta bulunuyorum' yaklaşımı bile ipin inceldiği yerden kopmasına yetmiyordu. Çünkü kararı direkt olarak verecek olan BDP değil. Müzakere de siyaset de İmralı'da bulunan Abdullah Öcalan tarafından yürütülüyor. Elbette Fuat Önen'in ifadesiyle söyleyecek olursak müzakereler de istihbarat elemanlarının eli ile yürüyen bir kıvamda olunca 'neden böyle söylediniz ancak böyle yaptınız' sitemi de siyasi bir akla uygun bir yaklaşım gibi durmuyor. O yüzden de gidilebilirse Ada'ya gidilecek ve oradan belki de müzakerelerin yürüdüğü ya da misyonun yerine getirilmesi için gerekli imkan ve olanakların yaratılmadığına dair eleştiriler ile geri dönülecek. 

Birbirinden önemli üç seçimin yaklaştığı bir dönemde sizi en fazla zorlayabilecek olan 'muhalefetin' lideri bir adada elinizde bulunuyor. Bu kozu elinde bulunduran güç, altını çizerek söylüyorum; uluslararası dengeler bu konuda kendisini zorlamadığı sürece müzakereleri istediği gibi sürdürecektir. Suriye meselesinde dengeler aslında tam da bu çerçevede değiştiği için dil de söylem de değişti. Artık Suriye'den ya da Esed'ten bahseden yok. Kala kala memlekete sığınmak zorunda kalan ve zor şartlar altında kışı bekleyen mülteciler kaldı. 

Peki süreç tamamıyla tıkandı mı? Öcalan İmralı'da olduğu sürece tıkandı demek doğru olmaz. Öcalan özgürlüğüne kavuşup siyaset yapma imkanı bulana kadar pek muhtemeldir ki müzakereler farklı şekillerde devam edecek. 

Demirtaş'ın konuşmasında müzakerelerin belki de nirengi noktası ortaya çıkıyordu. Kürtler parçalanıyordu. BDP'nin gelecekte siyaseti HDP'de sürdüreceğini ilan etmek Kürtler'in ne istediğini çok fazla sorgulamadan biz Kurdistan olmaktan ziyade Türkiye olacağız demekten öte bir şey değildir. Bu noktada siyaseti Karadeniz'de yapmak isteyen BDP'liler başarılı olmuştu. Türk solu nefes alabileceği tek alanın Kürtler eli ile yürüyen siyaset alanı olduğunu fark etmiş ve iktidar ile olan savaşımını bu alanı ele geçirerek sürdürme hamlesinde ne yazık ki başarılı olmuştu. 

Yazımı geçtiğimiz günlerde keyifle okuduğum Sıdqi Hirori'nin Doz Yayınları arasından çıkan Ez u Delal(Ben ve Delal) adlı romanındaki kahramanın sözleri ile bitirmek istiyorum. Reber Amed'te tanıştığı ve Kürt siyasetinin nispeten içinde olan karakterlerle Türklerle diyalogun nasıl olması gerektiğine dair münakaşa halindedir. Müzakere dilinin Türkçe mi Kürtçe mi olması yönündeki tartışmada, Hirori, kahramanına önemli sözler söyletir. Türklerle diyalogun iyi yürütülmesi ve anlaşılır olması yönünde Kürtçe yerine Türkçe'de ısrarcı olan Kuzey Kürtleri'ne Reber şunu söyler. Şu çok açık ki Türkçe konuştuğunuz için Türk devleti sizi çok iyi anlamış ancak sizler dilinizden uzak kaldığınız ve Kürtçe konuşmadığınız için onları anlamamışsınız.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89