• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 5 °C

Köşe yazarları ve şiddet

Ersin Tek

Bu yüzyıl, insanlığın, insanlık kültürünün en amansız savaşımını verdiği yüzyıl.

İnsanlık, biriktirip bugüne taşıdığı değerlerini korumanın savaşını veriyor.

Bu değerlerin yitimi büyük bir bunalım ve kaos doğuruyor, doğuracak.

Bunalımdan kurtulmanın sancılarını çekiyor insanlık.

Değerlerin çoğu yaşamdan çıkarılmaya, yok sayılmaya, unutturulmaya, küreselleşmenin önerdiği değerlerin yaşama zorla sokulmasına ve tüketici bir yaşam biçimi egemen kılınmaya çalışılıyor.

Bu ‘Yeni Dünya Düzeni’nde zorbalık ve aldatmaca birbirine paralel ve işbirliği içerisinde yürüyor.

Çıkması olası bölgesel savaşlar, bu yeni dünya düzeninin yürütülmesi ve güçlenmesi amacını taşıyor.

Küreselleşen bu dünyaya katkıda bulanan medya savaşların gelişmesinde, şekillenmesinde ve bir yaşam biçimi olmasında etkin bir rol oynuyor.

Gündem, bu şekilde gelişip biçimleniyor.

İnsanların gündemindeki konular çoğunlukla TV, gazete konuları ya da sosyal medya haberleri oluyor. Bir bakıyorsunuz ki, bulunduğunuz ortamda herkes izlediği bir TV programını veya okuduğu bir gazete yazısını tartışıyor. Bunun akabinde birçok olumlu-olumsuz görüş gelişiyor ve çatışmalar/ayrışmalar/yabancılaşmalar/gruplaşmalar kaçınılmaz olarak doğuyor.

İnsanların yüzyıllarca kanlarıyla, canlarıyla, terleriyle yarattığı ahlaki birçok değer medya tarafından yok sayılıp, unutturulmaya, içi boşaltılmaya çalışılıyor. Köşe yazarları, bu konuda aktif bir rol üstlenmiştir; yaşamı magazinleştirmeye, iktidar eksenli bir hale dönüştürmeye ve sinsi söylemlerle anlam kayması yaratma çabası içindeler.

Kısacası, özlerin değiştiği bir kaos dönemini yaşıyoruz.

Gündemin böylesi baş döndürücü akışında insanların köşe yazarlarından vazgeçmesi zordur. Çok boyutlu ve bağımlı bir ilişki gelişmiş ve kuşatmıştır toplumu.

Bu ilişkinin de birçok ayağı var. Bir ayağı yazarlar, bir ayağı okuyucular, bir ayağı patronlar, bir ayağı siyasetçiler, bir ayağı devletler, vs…

Ancak yazarlar/okuyucular içerisinde de saplantılı-ideolojik kafalar  ayrıca farklı bir konuma sahiptir nazarımda. Bunlar üzerinde ayrıca durulması gerekiyor.

Bu ülkedeki okuyucu tipinin geneli saplantılı bir kafa yapısına sahiptir. Ülkenin kurucu babalığını üstlenen akıl yüzyıl önce böylesi saplantılı-ideolojik bir kafa yaratmak için az zamanda çok emek harcamıştı ve maalesef kafalarda arzuladıkları o kalıcı hasarı bıraktılar...

Bir zamanın okuyucu tipi olan bugünün köşe yazarları da bu hasardan beri değildir. Medyanın çoğunluğu bu saplantılı-ideolojik kafalardan oluşmaktadır ve ülkenin bu acınası hale gelmesinde bunların emeği çoktur.

Sistemin var ettiği bu köşe yazarları sisteme karşı diyetlerini ödüyorlar. Ülkedeki saplantılı-ideolojik okuyucuların korkularında belirleyici ve azdırıcı bir rol oynamak için de birbirleriyle acımasızca yarışıyor ve çatışıyorlar.

Hem merkez medya hem de yandaş medya bu tiplerin toplamından ibaret.

Hele bazıları yok mu; kendi köşelerinde yarı-tanrıcılık oynuyor adeta. Her konuda atıp tutar, verdiği hüküm kutsal ve değişmezdir; bu hüküm kabul edilmeyip itiraz gördüğünde, ülke/dünya yok olacak havası estirirler. Kaprisleri tavan yapmıştır bunların.

İğrençtir bunlar.

Bazısı da özgürlük havarisidir. Özgürlük adına uzun uzun nutuk atar. Ama kendi bilinçaltında başka bir tür otoriter/ötekileştirici/soyutlayıcı/sınırlayıcı bir dünya yatıyordur. Farkında değildir. Asıl derdi, kendi nefsinin direttiği arzu ve ihtirasların her yerde belirleyici ve kuşatıcı olmasıdır. Kendi dar havsalasına yerleştirdiği dünya ilkesiz ve iğrençlik dolu bir başıboşluk içerir. Herşeyi bundan ibaret zanneder. Kısacası bir balçık özgürlüğüdür arzuladığı…

Entelektüellerin amacı toplumu bilinçlendirmek olmalıydı. Vicdan ve sorumluluk asli kimliği olmalıydı entelektüelin. Dengeyi kaçırmadan yapmalıydı bu vazifeyi.

Lakin, Türkiye’de entelektüalizm daha çok bir bilinçsizlendirme organizasyonu olarak yürütüldü ve yürütülüyor. Kantarın topuzu kaçalı çok oldu bu yüzden...

Bu ülkede medya tarafından çoğaltılan, sağlamlaştırılan ideolojik saplantıların, saçmalıkların, sanal korkuların, bilgisizliğin, yapay muhalefet gösterilerinin varlığı yalnızca iktidara hizmet etti, ediyor.

Böylesi bulanık bir atmosferin oluşmasında birinci dereceden sorumlu olanlar köşe yazarlarıdır. Devlete, patrona ve geçici iktidarlara yarayacak bir hava yaratma işinden hiç vazgeçmedikleri için; iktidarın ve patronun gazabından kurtulamayacak, kırıntılara, aşağılamalarına muhtaç bir halde yaşamaya mahkûmlar.

Bu ülkenin son otuz senede yaşadıklarına dönüp baktığınızda köşe yazarlarının bu şiddet tablosunun en can alıcı unsuru olduğu görülecektir. Ülkede yarattıkları suni ve gerilimli hava, vatandaşların zihin dünyasında öylesine uzun bir kargaşa ve oyalanma sürecine neden oldu ki; toplumsal zihin kesintisiz bir çöküş hastalığına düçar kılınmış, kurtuluş yolu kaybettirilmiştir.

Dolayısıyla ülkedeki okur-yazar tipinin yeniden biçimsel ve içeriksel olarak sorunsallaştırılması gerekiyor bu şiddet tablosu karşısında. Tarihin/toplumun asli değişim seyrine karşı bir sorumluluktur bu.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89