• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 3 °C

Korkma, titre…

Yıldıray Oğur

Türkiye’de medya özgürlüğünün Kuveyt’ten, Cezayir’den daha kötü, Kuzey Kore’yle aynı ligde, darbe olmuş Mısır’dan birkaç puan kadar iyi olduğunu iddia etmeyi başarmış Freedom House’un basın özgürlükleri programı direktörü Dr. Karin Deutsch Karlekar eleştirileri cevaplamış.

En can alıcı kısmı şurası:

“Türkiye raporumuzu, epey tanınmış ve bu ülkede neler olup bittiği hakkında çok geniş kapsamlı fikirlere sahip bir gazeteci analistimiz yazdı. Bu gazeteci puanları teklif etti ve bu teklifin üzerinde gerçekten de çok uzun değerlendirmeler yapıldı. Ayrıca ileri sürülen noktaları başka kaynaklarla da kontrol ettik.”

Peki, Freedom House raporunu yazan, epey tanınmış ve Türkiye’de neler olup bittiği hakkında çok geniş kapsamlı bilgilere sahip gazeteci analist kim?

Bu soruya da şöyle cevap vermiş Dr. Karlekar:

“Türkiye analisti ne yazık ki isimsiz olmak zorunda çünkü göreceği baskıdan çekiniyor. Çoğu zaman ve birçok ülkede analistlerimizin isimlerini açıkça yazıyoruz ama Türkiye analisti korktuğu için bunu istemedi.”

Herhalde, Başbakan’ın mezarına bile merkez gazeteler üzerinden tükürülebilen ülkede bu kibar rapor için korkmak, “Türkiye’de basın Kuzey Kore’deki gibi özgür değil” fotoğrafının bir parçası olsa gerek.

Yoksa her gazetecinin politik kutuplaşmanın bir yerinde durduğu bir ülkede bu gazetecinin adı açıklandığında raporun tarafsızlığına gölge düşmesinden mi korkuldu?

Beyhude bir uğraş. 2013 yılında darbe olmuş Mısır’la Türkiye’nin medya özgürlüğünde puanının aynı miktarda, altı puan düşürülmesini sağlayan bir gazetecinin tarafsızlığı Ahmet Necdet Sezer’in tarafsızlığı gibi bir şey olabilir en fazla.

Sezer deyince yanında bonus olarak insanın aklına Yekta Güngör Özden düşüveriyor. Onun sonra Kızılay’a dikilmiş bir Atatürk heykelinin altında yazan bir sözü vardı: Nereden baksan güzel, nereye baksan güzel.

Freedom House tartışmasıyla aynı kara sevdayı Batı’yla yaşayan bir kesim yeniden sahne aldı.

Batı’ya “Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selâmlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım” kararlılığında bağlı bu abiler ve ablalar Freedom House raporunu eleştirme cüretinde bulunanları yandaş, memur, parayla satılmış, (tabii bana özel) kullanışlı aptal ilan ettiler. Herhalde kendileri ücretlerini ay sonunda benzin, tüpgaz cinsinden alıyor ya da LÖSEV, Kimse Yok mu falan yararına çalışıyorlar.

"Batı ne derse demokratik, özgürlükçü, liberal ve insanlığa yararlıdır" diyen bu zevattan biri ABD’li neo-conlar Irak’ı sahte raporlarla, istihbaratlarla işgal ederken “Ah şimdi Bağdat’ta olmak vardı” deyip küresel kullanışlı aptallığın kitabını yazmıştı. Freedom House da zaten evinde kaldığı Paul Wolfowitz’le Orta Doğuyu özgürleştireceğini zannettiği Donald Rumsfeld’in mütevellisinde olduğu bir sivil toplum örgütü.

En son Mısır’daki darbeye Batı darbe demediği; darbe demeyerek kişisel tarihlerine başka kara sayfalar eklediler. Neyse ki Batı’da sömürgecilik, faşizm, Nazizim, McChartyzim modayken dünyaya gelmemişler.

Hindistan uzmanı Dr. Karlekar, röportajında bu neo-con iddialarını teğet geçmeyi tercih etmiş. Türkiye muhafazakâr basının amansız anti-semitizm hastalığıyla Freedom House Başkanı’nın Yahudiliğinden dem vurmasına girmiş.

En azından neo-conluk iddiasını Türkiye’deki hayranlarının “ah işte yandaşlar hemen neo-con ilan etti, komplolara başvurdular” klişeleriyle karşılamamış.

Nasıl karşılasın? Freedom House’un 2010’dan beri başkanı David Kramer bir neo-con çünkü. Neo-conların merkezi Yeni Amerikan Yüzyılı Projesinde uzman olarak çalışıp, Bush tarafından Demokrasi, İnsan Hakları’ndan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı’na getirilince adınız neo-cona çıkıyor işte. Yani bu da bir komplo değil dünyayı bir Teletabi diyarı zanneden arkadaşlar.

Bu sivilliği, bağımsızlığı tartışmaya kapalı, kesinlikle özgürlük için yanıp tutuşan örgütün 2010’dan önceki başkanı da 1993-95 arası CIA’nin Başkanlığını yapmış bir başka neo-con. Tesadüfün böylesi. O da bizim küresel kullanışlı aptal gibi Irak savaşının ateşli bir destekleyicisiydi.

Bu sivil örgütün şimdiki mütevelli heyeti başkanı da eski diplomat, yardımcısı eski bir CIA çalışanı, yönetim kurulunun en kıdemli üyelerinden biri Donald Rumsfeld’in eski asistanı. Pek çok yöneticisi de her zaman olduğu gibi eski diplomat, bürokratlardan oluşuyor.

Aah özgürlük sen nelere kadirsin.

Bütçesinin yüzde 90’ının ABD devletinden geldiğini de yalanlamıyor Karlekar. "Bu basın projesinin parasını onlardan almadık" diyor sadece.

Dünyada bu örgütlere GONGO deniyor. Govermentally non-govermental organization. Hükümete bağlı, hükümet dışı organizasyon.

Ama yine de doğruları yazmalarının, hakkaniyetli olmalarının önünde engel değildi bu.

Tarafsız kalabilirlerdi. Ama "Türkiye’de basın özgür değil, durum Kuveyt’ten de kötü" derseniz o biraz artık zor işte. Ayrıca böyle bir raporda gazetecilerin, köşe yazarlarının iktidar oyununun bir parçası olan politik aktörler olduğundan hiç bahsetmezseniz, enerji devi patronajların medyayı ne için kullandığını sorgulamazsanız, Türkiye’deki gazetelerin tirajlarında, televizyonların reytinglerinde muhalif basının ezici üstünlüğünü bir veri olarak değerlendirmeye almazsanız, tarafsız olduğunuzu hiç iddia etmeyin zaten…

Yine de o epey tanınmış gazeteci adını açıklasaydı ona birkaç soru sorabilirdik.

Mesela tahliye edilmiş tutuklu gazetecileri nasıl hâlâ tutuklu gösterebildiğini sorabilirdik. Freedom House’un Hint uzmanı koordinatörü Karlekar’ın cevabı özetle şöyle: KCK’dan tahliyeler 2014’ün başlarında olduğu için açıklanması 2014’ün ortasını bulmuş raporda bu değişen rakamı görmedik.

Komutanların hükümet karşıtı konuşmalarını edit etmek gibi gazetecilik faaliyetleri yüzünden tutuklanmış Mustafa Balbay’ın tahliyesi de herhalde görünmesin diye tutuklu gazetecilerin sayısını rapor 1 Aralık 2013’ten önceki durum olarak almış.

Ne kadar çok o kadar iyi. Ama ne tuhaftır ki aynı 17 Aralık sonrası işinden atılmış önde gelen gazetecilerden bahsediyor. Herhalde aylarca hükümet-cemaat kavgasında hükümeti yerden yere vurduğu yazılarını basan hükümete epey yakın gazeteden istifa etmesi beklenirken, yazılarına son verilip, medyanın özgür olmadığının ispatlandığı Nazlı Ilıcak’ı kastediyorlar. Keşke ona diğer gazeteciler tutuklanırken yazdığı destek kitapları da sorulsaydı.

Tabii 17 Aralık sonrası istifa eden Ahmet Taşgetiren, Vedat Bilgin, Bugün, Cihan, Zaman çalışanlarının durumlarına da yetişmemiş tabii rapor.

Raporda, Gezi olaylarında çalıştıkları kanalı yandaş bulup istifa eden gazeteciler bile olduğuna göre keşke “yandaş” bulunup işten atılan, istifa eden Taraf çalışanları yazarları da konsaymış. Sayı iyice artar, Türkiye’nin puanı belki Kuzey Kore seviyesine ulaşırmış. Yazık olmuş.

Ayrıca bir kısmı sahiden Terörle Mücadele Yasası’nın mağduru olmuş halen tutuklu ya da hükümlü olan gazetecilerin yanında silahlı, külahlı işleri olan devrimci örgütlerin yine silahlı, bombalı, molotoflu suçlarına karışmış birkaç bin basılan parti gazetesi çalışanları tutuklayınca da ülkede basın özgürlüğü ölüyormuş demek.

Eh bu tercihlerden bile raporu yazan, isminin açıklanmasından korkan epey tanınmış gazeteci hakkında bir fikir sahibi olduk.

Korkmakta haklı, ne de olsa Türkiye basın özgürlüğünde Kuzey Kore ile aynı ligde artık. Sahi Kuzey Kore lideri ne yapmıştı eniştesine?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89