• BIST 82.340
  • Altın 148,165
  • Dolar 3,7991
  • Euro 4,0618
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 0 °C

Kızgınlığımız aklımızın önüne geçmesin

Şahin Alpay

PKK'ya da muhalefet eden radikal milliyetçi bir Kürt örgütünün 17 Şubat'ta Ankara'da düzenlediği intihar saldırısında çoğu asker 29 yurttaşımız can verdi.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın “17 Şubat Şehitlerini Anma” törenindeki şu sözleri dikkat çekiciydi: “Üzgünüz, sinirliyiz, kızgınız, ama hiçbir zaman kızgınlığımız, asabiyetimiz aklımızın önüne geçmeyecek…” Akar'ın sözleri düşündürdü: Üzüntümüz ve öfkemizin aklımızın önüne geçmemesi ne anlama gelebilir? Bu soruya cevabım aşağıdaki gibi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “çözüm süreci”ne son vermesinden sonra güvenlik güçleriyle PKK militanları arasında çatışmalar yeniden başladı ve bu defa Kürt çoğunluklu bölgenin şehir ve kasabalarına yayıldı. Genelkurmay Başkanlığı'nın yaptığı açıklamalara göre, 7 Haziran 2015'ten 20 Şubat'a kadar asker, polis ve korucu tam 316 güvenlik görevlisi şehit oldu. Diyarbakır'ın Sur ile Şırnak'ın Cizre ve İdil ilçelerinde toplam 951 terörist “etkisiz hale getirildi.” Sivil toplum kuruluşlarına göre çatışmalarda en az 300 sivil can verdi; yaklaşık 400 bin kişi göç etti.

Şehitleri tek tek, geride bıraktıkları yakınlarıyla, eşleriyle, kimi henüz yeni doğmuş çocuklarıyla tanıyoruz; içimiz kan ağlıyor. Onları şehitliklerde, merasimle toprağa veriyoruz. Çoğunun çok yoksul ailelerden geldiklerini öğreniyoruz. Onlar bunu görev bildikleri, meslekleri bunu gerektirdiği için canlarını veriyor; belki bazıları savaşmaya hiç gönüllü olmadıkları, bunu bir kardeş kavgası olarak gördükleri halde… Bazılarının yakınları çatışmaların sürmesine isyan ediyor, bir an önce son bulmasını istiyor.

Ya PKK buyruğuyla savaştıkları için “etkisiz hale getirilen” gençler? Çoğumuz onların isimlerini bilmiyoruz, ailelerini tanımıyoruz; hangi koşullarda yaşayıp nasıl öldükleri, nereye, nasıl gömüldükleri hakkında hemen hiçbir bilgimiz yok. Tek bildiğimiz onların bilerek ve isteyerek, bir dava, bir ideal uğruna can verdikleri. Evet, bir terör örgütü tarafından beyinleri yıkanmış, öldürmeye ve ölmeye adanmış olabilirler, ama onlar da birer insan, bizim yurttaşlarımız, bizim gençlerimiz… Onların da genç yaşta hayata veda etmeleri halkımız, ülkemiz, vatanımız, devletimiz için büyük birer kayıp. Ülkeye barış hakim olsaydı, ölmeselerdi, belki hepsi topluma değerli katkılar yapacaktı.

Zengin tecrübelerle sabit ki onların “etkisiz hale getirilmesi” silahlı isyanın, terörün, şiddetin sonunu getirmiyor. Aksine! “Etkisiz hale getirilen” her birinin ardından belki onlarcası dağlara çıkıyor, birer asi, terörist oluyor. Şiddet şiddeti tetikliyor; şiddet sarmalı ülkeyi kana boğmakla kalmıyor; Kürtler arasında “psikolojik kopuş”u artırarak, ülkenin bölünmesi tehlikesini giderek büyütüyor. Kızgınlıklarımız aklımızın önüne geçmeden, vakit çok geç olmadan, silahlı isyanı, terörü etkisiz hale getirmenin doğru, gerçekçi, çıkar yolunu bulmak zorundayız.

Bana göre çıkar yol şu:

1) Kürtleri yok sayarak bir yere varılamayacağını MHP dahil hepimiz öğrendik. Kürtleri asimilasyona tabi tutarak, dillerini – kültürlerini baskı altına alarak da bir yere varamayız. İsteyen Kürtler anadillerini serbestçe kullanabilmelidir. Türkçe zorunlu ortak, resmi dildir; Kürtçe bölgesel resmi dil olabilir. Yerinden yönetim, özerklik ülkeyi bölmez, aksine ülke bütünlüğünün, gönüllü birliğin güvencesi olabilir. Halklar zorla bir arada tutulamaz.

2) Ülke bütünlüğünün korunması Türk, Kürt, bütün halkımızın ortak çıkarıdır. Evet, bunun için PKK'nın etkisizleştirilmesi gerekir. Ne var ki, PKK öldürerek etkisizleştirilemez. Silahı ve isyanı temsil eden PKK'yı etkisizleştirmenin yolu, barışı ve demokrasiyi, ülkenin bütünlüğünü temsil eden, ülkenin üçüncü büyük partisi haline gelen HDP'nin PKK'ya karşı güçlenmesinin yolunu açmaktır. HDP'nin “Türkiyelileşmesi” elbette ki Kürtlerin temel taleplerine sırt çevirmesi anlamına gelemez. HDP'yi baskı altına almak, milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmaya, liderlerini hapsetmeye, partiyi kapatmaya kalkışmak, muhakkak ki Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülük olur. Onca yıl, Kürt siyasi hareketinin onca partisi kapatıldı da ne oldu? Türkiye bütünlüğünü koruyacak, barış içinde yaşayacaksa, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi hakim kılmak zorundayız.

3) Onyıllarca boyunduruk altında tutulan Irak Kürtleri ile yakınlaşmanın hem ekonomi hem de güvenlik açısından yararlarını ziyadesiyle gördük. Onyıllardır boyunduruk altında tutulan, vatandaşlık hakkı bile tanınmayan Suriye Kürtlerini düşman görmek yerine onlara da dostluk elini uzatmak, kendilerine başka dostlar aramak zorunda bırakmamak aklın emrettiği politikadır. DAEŞ'le PKK'yı, PKK ile PYD'yi, PKK ile HDP'yi aynı kefeye koyan bir zihniyetle Türkiye'yi yıkıma götürmekten vazgeçin. Kürtlerle “bin yıllık kardeşliği” canlandıran Türkiye uçar.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89