• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -1 °C

Kitlelerin Bilgeliği ve 7 Haziran seçimleri

Atilla Yayla

Modern insan aklı bireysel ve toplumsal hayatta doğrunun yegâne kaynağı olarak görmeye meyilli. Bu bakımdan ideolojiler ve hatta dinler arasında fazla fark yok. Sosyalist de liberal de sıklıkla akla müracaat eder. Birçok Müslüman dininin haklılığını akla müracaatla vurgular. İslam'ın akıl dini olduğunu söyler. Akla doğrunun ve doğru davranışın tek kaynağı olma tacını giydirmede geniş anlamdaki liberal gelenek içinde yer alan anarko-kapitalistler belki de başı çekiyor. Bu, akla tek bilgi ve hakikat kaynağı olarak muamele etmeye neredeyse her türlü sosyalliği dışlayan abartılı bir bireyciliğin eklenmesi sayesinde vuku buluyor. Böylece, tartışılır biçimde I. Kant'a dayandırılan ve imkânsızlığa tekabül eden uyduğu kuralları tamamen kendisi koyan otonom insan nosyonundan M. Rothbard'ın ahlâkı bilime indirgeyen ve her türlü beşerî kurumun (mülkiyet, mübadele gibi) sosyal ortamdan adeta bağımsız akıl tarafından bilinçli şekilde tasarlanarak kurulduğunu iddia eden kurucu rasyonalizmine doğru salınımlar ortaya çıkıyor.

Şüphe yok ki, akıl var ve insanlara mahsus bir cevher. Ancak, akıl her zaman her yerde aynı şekilde var olmamış. Evrilen ve beşerî hayatı etkilediği kadar ondan etkilenen de bir cevher. Tek bir akıl olsaydı ve akıl tek bir şekilde işleseydi, aklını kullanmayı ve akıl yürütmeyi (muhakeme etmeyi, karşılaştırmayı, ölçmeyi, değerlendirmeyi) öğrenmiş tüm insanların aynı düşünce sonuçlarına varması gerekirdi. Oysa, düşünce tarihinde akıl yetisine sahip insanların çok farklı düşünceler geliştirdikleri ortada.

Cevabını aradığım asıl soru şu: Toplumsal hayatta en isabetli kararlar nasıl alınır? Üstün vasıflı akıl sahibi tek bir insan mı, üstün akıllılardan müteşekkil küçük bir grup mu yoksa kendi yollarında giden pek çok sayıda insanın tekil kararlarının toplamı mı daha iyi sonuç verir? Bireycilik ve akılcılık lehine düşünenler sık sık kitlelerin akılsızlığından, düşünememesinden, karar alamamasından, kolayca manipüle edilmesinden bahseder. Bu bakışa göre, kitleler doğruyu yanlıştan ayırt edemez, sıhhatli kararlar veremez. Toplum üstün akıllar tarafından sürüklenmeli ve yönlendirilmelidir. Yani tüm temel toplumsal kararlar en üstün akıl veya en üstün akıllılardan oluşan gruplar tarafından alınmalıdır.

Bu tezi etkili şekilde reddeden bir kitap okudum son günlerde: James Surowiecki tarafından yazılan Kitlelerin Bilgeliği (Varlık yayınları). Bu ilginç eserde yazarın tezi şu: İnsanların kendi yollarına gitmelerine (kendi istedikleri ve seçtikleri şekilde karar vermelerine) müsaade edilen (daha doğrusu böyle yapmaları engellenmeyen) toplumlarda çok sayıda bireyin kararının ortalaması hemen hemen her zaman o toplumdaki en akıllı insanın kararından daha isabetli olmakta. Problemlere en iyi çözümler hayatın akışı içinde kitleler tarafından bulunmakta. Bunun gerçekleşmesi toplumda bilişssel/fikirsel çeşitliliğe, bireylerin bağımsız olmasına, adem-i merkeziyetçiliğe ve kümelenmenin vuku bulmasına dayanıyor. Böyle bir ortamda bireysel yargı hataları grubun kolektif kararının yönünü etkilemiyor. Sonuçta, en isabetli tercih/karar ortaya çıkıyor. Surowiecki'ye göre kitlelerin bilgeliği kendini en bariz şekilde piyasada ve demokratik seçimlerde ortaya çıkartıyor.

Piyasada, uzay mekiğinin düşmesinde sorumluluğun üç firma arasında hangisine ait olduğunun daha soruşturmalar başlamadan bilinmesinden/tahmin edilmesinden müşterek bahislere, borsa alım satımlarından Google aramalarında en çok istenen linklerin en başta çıkmasına kadar kitlelerin bilgeliğine işaret eden birçok olay/olgu var. Piyasa bireysel aktörlerin tercihlerini ortak kararlara dönüştürmeyi başarıyor. Bu yüzden, “piyasa satın aldı”, “piyasa satın almadı” türünden sözler anlamsız değil.

Demokratik seçimler de kitlelerin bilgeliğinin yansıdığı bir alan. Çoğu insan seçmenlerin öz çıkarlarını düşünerek tercih yaptığını kabul eder. Ancak, seçmen davranışlarıyla ilgili bilimsel araştırmalar bunu her zaman doğrulamıyor. Seçmenler “ortak çıkar” olarak algıladıkları şeyden de çok fazla etkilenebiliyor. Ortak çıkar algılarının farklı olması seçmen tercihlerinin anlamlı bir sonuç yaratmasını engellemiyor. Bu sonuç toplumdaki en akıllı insanın tasavvur edebileceğinden daha isabetli oluyor. Öyle sanıyorum ki, 1950'den beri Türkiye'de yapılan seçimlerin istisnasız hepsi, Sorowievcki'nin tezini doğruluyor. Seçim tarihimize ana hatlarıyla göz attığımızda, her seçimde kazanması en iyi olacak partinin kazandığını, en büyük olması ülkeye yarar sağlayacak partinin seçimlerden en büyük parti olarak çıktığını görüyoruz.

7 Haziran seçimlerinden de aynı nitelikleri haiz bir sonucun çıktığı söylenebilir mi? Doğrusu benim temennim AK Parti'nin tek başına iktidar olmaya yetecek çoğunluğa ulaşması ve HDP'nin dar bir marjla barajı aşarak Meclis'e girmesiydi. Seçmenler farklı bir tercih yaptı. Bunun ne kadar isabetli ve yararlı olacağını zamanla daha iyi anlayabiliriz. Ancak, şurası kesin; demokratlık seçmenlerin tercihlerine/sandıkların sonuçlarına saygı duymakla başlar. Sonuçlar ülkemize ve demokrasimize hayırlı olsun.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89