• BIST 108.527
  • Altın 144,734
  • Dolar 3,5025
  • Euro 4,1220
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 15 °C

Kitap, Ben ve Yalan…

Ersin Tek

Kitap ve okumak…
Kitap üzerine, okumak üzerine çok söz söylendi. Yetmedi. Aslında söylenen her söz farklı bir başlangıcın ve farklı bir sonun ürünüydü. Korkular, yalnızlıklar, acılar, saçmalıklar, tükenişler, aşklar, ihanetler, hayatlar, ölümler hepsi birer kitap oldu. Yine de dolduramadı hiçbir çukuru! Okuduğumuz her yeni kitap yeni bir çukur açtı içimizin bir yerlerinde. Ve hiçbir kitaba sığmadı kitabın kendi varoluşu. Hiç bir kimse açıklayamadı kitabın varoluş serüvenini. Kitap çetrefilli bir konu çünkü... Her kişinin bu konudaki hassasiyeti de farklı oluyor. Kitap sevdası; kişinin kendi ruhunda yanan ateşin, özlemlerin, sonsuzluğun ne kadar bilincinde olduğu ile alakalı bir durum. Belki de yaratılışın ironisi... Toplumların tarih içindeki ahvali bunun kanıtı olsa gerek. Trajik tarihin görünen şahitleri oldu kitaplar. Kitaptan kaçış yok... 

Kitap, bilgiyle körebe oyunu... Kitap okuyan adam düşlerle beslenir ve kaderin uzaktaki seslenişlerini duymaya çalışır. Kitap, bir kuşun masalıdır onun kulağında. Bir sîmurg olur, bir ikarus olur, sürükler kendi kaderine, kendine tükenişine, kendine. Sonunda yanmak vardır hep. Kader, şifrelenmiş bir kitap; kuşun dilinden sonsuzluk ile insan arasındaki savaşın şarkısını dinlemektir. Bitmeyen bir savaş bu. Kuyruğunu kemiren bir yaratılışın günahı belki... 

Kitap, herkesin söylemek isteyip de söyleyemediklerinin göründüğü bir duvar. Kolaya kaçmak. Ya da herkesin kendini kustuğu bir çöplüktür. Kendini arayışın izleridir bu çöplük. Kendi ve kendinden kalma atıklar. Nereden baktığınız ile ilgili… Eğer karşıdakilerin duygularını ve zihinlerini bulandırmak, sürüklemek istiyorsanız öncelikle onların çöplüğüyle/kavramları ile oynarsınız. Çünkü hayatı düşüncelerle inşa ederiz. Tanıma ve tanımlama ile anlam kazanır hayat ve de anlamını yitirir. İşte tam da bu noktada kitap ve söz devreye girer. Bunu başarmak için elinizdeki en güçlü araçlardan biridir kitap. Her kitap yeni bir şey öğretirken, yeni olacak bir şeyi de unutturur. Yaşamın/yalanın devamlılığının sırrı burada… 

Şu an yapılan şey, kavramların içini boşaltıp doldurmaktan ibaret. Böyle olunca her şey farklı bir renge bürünüyor ve görmek istediğiniz şeyler bulanık bir hal alıyor. Tam bir kargaşa…  Kitap; bu kargaşadan hem bir çıkış kapısı, hem de çıkmaz bir sokak oluyor. Ama gerçek şu ki kitap her zaman ruhun en tesirli ve en tatlı besin kaynaklarından biri oldu ve olacak... Hikmetin gözü ile yaklaşmalı, dokunmalı kitaba. Kitabı bitirmek değil, kitaba kendini ekleyebilmek ve de kendini çıkarabilmektir asıl marifet olan. Bitirdiğin kitap, yeni bir doğum sancısının habercisi olmalı. Kitap kurtlarının çoğu sadece kendi yalanını kemirir, hepsi bu. Kitapsız geçen bir ömrün, ahretin terazisinde bir değeri olmayacak. 'Oku' emri ile çıktığımız bu yol’dan geri dönüş de yok; daha çok 'ışık' için daha çok 'okumak'... 

Ben ve kitap… 

Başladığım her yeni kitap bende; yeni bir kapı, yeni bir umut, yeni bir savruluş, yeni bir sancı, yeni bir ölüm mahiyetinde olabiliyor. İnsan okuduğu kitaba benzermiş derler. Okudukça anladım. Ben, yıllarca hangi kitabı, hangi kitapları okudum. Kime benzedim. Kendime uzak. Kendime yakın. Ne buldum? Neyi sildim? Neyi unuttum? Neyi yarattım sil baştan? Yoksa sadece akıp gidiyor muydum sayfalar arasında?... 

Çoğalan soru işaretleriyle doldu her yanım. Bunu gördüm. 

İşte hep böyle… Okudum, okudum, okudum. Çok okuduğumu zannettim. Yitik kıyılarıma gemiler sürecek kadar. Ayrılık ezgilerini içime yüklemeyi ihmal etmedim tabi. Yine de pusulam şaşmış bir halde idi hep. Taşıdım sularımı kendi kuyularımla. Yusuf’u buldum buldum, kaybettim hep. Olmadı hiçbir aydınlık gömleğim. Yitik bir ay’ın gölgesi içimde büyüdü, şavkı vurdu sularıma… Durulmadım. Dalgalandım sürekli. Çalınmış sözler doldu heybeme. Utandım. Al bir suskunluk kadar kızardım. Yine de olmadı. Üstü dolmadı hiçbir şeyin. Eksiklik özümdeymiş meğer. Boğuldum. Anla/ma/dım… 

Çok dara düştüm. Böyle gördüm kendimi. Öyle idim zaten. Kabullenmek ile yok saymak arasında gelip gittim. Çok oldu bu durum. Ama hep oldu ve oluyor. Nerde biter bu kesif satırlar. Nasıl tükenir? Bilmiyorum. Yaşamını yitirmiş bir mavilik söner belki derinlerimde. Sonra. Solan bir hüzün gibi, kokusuz bir gül gibi durur benliğim. Yaşamımdan eksilen yârin saçları olur her gün. Azala azala... Ruhuma dolanan sözcükler kıyar her bir zülfüne. Kurtulurum diye… 

Ben ve yalan… 

Yeni kitaplar okumalıyım dedim kendime. Yeni şehirler görmeliyim. Yeni aşklar değil ama yeni sözcükler yaratmalıyım. Fuzuli’yi, Xanî’yi  hüngür hüngür ağlatmalı yeni sözcüklerim. Çölden daha susuz yanmalı dudaklarım. Nietszche’nin tehlikeli belkilerini daha çok saplamalıyım ruhlara. Çıldırmalı bütün tanrılar. Bana dokunmayacak ateşler üfürmeli kitaplar, yeni diller, yeni anlamlar. Babil’den öte koşmalıyım. Yalanın daha büyüğünü söyletmeliyim kendime. Okumalıyım kendi yalanımın büyüklüğünü, bir daha, bir daha… Kuyulara düşüp, hakikati içmeliyim. Ali gibi olmalıyım, aramalıyım, ağlamalıyım, dik durmalıyım, ama sûkunetimi bozmamalıyım. Ali, gecelerini kuyuların soğuğunda geçirdi. Gözyaşlarının rengini akıttı toprağa. Gecenin bir yerine düşen imanı oldu. Sessizce. Büyük öğretilerin kapısı açıldı. İlimler sofrası bir nokta oldu, bir an. Daralan sadece kalbi oldu belki. Nasıldı bu? Titrerken cesaretin timsali olan kalbi, hangi beden dayanabildi ki ona? Ali hangi hakikatin perdesini kaldırmadan, bu kadar âşık oldu. Ali kimdi? Kitabı nasıl okudu? Neydi Ali’nin okuduğu? Hangi gözlerle okudu, karanlığın en koyusunda yol alan âşkı? 

Hangi kitaplar cevap verecek bu sorularıma. Hangi medeniyetin kütüphaneleri dolduracak şu aç susuz kalbimi? Cevapsız sorular kalacak beynimin karanlığında. Biliyorum. Sevmek gibi gelecek her şey. Ve yalan olduğunu bile bile. Aldanışın serüvenini yazacağız hep, aldanışı unutarak. Çöl bizden habersiz doğuracak sancılarını. Biz çölden habersiz... Titreyeceğiz. Acı kalacak. Bir kılıcın başına asılacak ruhumuzun kırık kanatları. Kanayan yerlerimiz siyah. Küfre bulanmış kan. Sonra, yok olacak bütün kabilelerimiz. Kimsesiz kalacağız. Söyle şimdi. Neyin kavgasını vereceksin bundan sonra? Anlamsız savaşlar ortasında. Düşünmeye bile değmez kahramanlarla mı iz süreceksin kendine? Okuduğun kitapların kahramanları… Hiçbirisi, bir Don Kişot bile etmeyecek. Kaybedilmiş davanın sadık savaşçısı, Don Kişot. Kendini inandırdığı kadar kendisi olan savaşçı… Kendisi kadar kendisi olan tek kahramanım benim. 

Düşlerime sirayet eden yalanlar koparılmıyor artık. Nafile! Başucu kitapları söylencesi ile geçmiş yıllarım var. Nerede başım… Başımın ucunda ateşi eksiltemeyecek dost kitaplar nerede… Daim ezberimde susuzluğum var. Oysa er meydanına çıkmadan sözü bile edilmez suyun. Nerde kaldı yiğitlik. Felek böyle çürüttü bu kalbimin sevda gülüşenini. Akılsız âşıklar meydanı. Davasız âşıkların cehennemi çıkıyor yolumuza. Dün ve bugün arasında ziyanı çoğalan kederler. Sözü edilmeyecek yaşamlar. Şeytan’ın tarifsiz bir düşü; kitapsız yaşamlar… 

Kelâma yazıl/ma/mış rüyalar var. Avuçlarda silinmiştir tabiri. Çıldırtıyor. Terk etmekten başka seçenek bırakmayan rüyalar çoğalıyor. Kalkıp gideceğiz. Geriye dönüp bakmayacağız. Katlanmaya değer görmeden yürüyeceğiz. Susacağız. Hem de en derininden bir susmak olacak. Kalbimizdeki beşerin hançerini fırlatıp atacağız dünyanın yüzüne. Çek git diyeceğiz herkese, her şeye. Allayıp pullayıp okutulan yalana baş eğmeden yürüyeceğiz, şarkılar söyleyeceğiz. Ruhun bahçesine konan kuşa kanat olacağız. Biriktirmeden hiçbir şeyi, dağıtmayı öğreneceğiz Ebûzer gibi; yeni aldığımız gömleği önümüze çıkan kimsesize vereceğiz. Eldeki ateşi tutmayı düşünmeyeceğiz. Yükümüz kaygı olmayacak. İçimizde kalmayacak hiçbir yalan. Kitap arındırırken yalanımızı, yeni yalanlar üretmeyeceğiz…

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89