• BIST 89.113
  • Altın 146,730
  • Dolar 3,6439
  • Euro 3,9308
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 13 °C

Kimlik siyaseti ve demokratik siyaset -II

Erol Katırcıoğlu

“Türkiyelileşme” tezi üzerinden neredeyse ancak bir yıl geçmişken, konjonktürel gelişmeler Kürt siyasi hareketi önüne yeni durumlar ortaya koymaya başladı. Özellikle Kobani direnişiyle başlayan bu konjonktür Kürt siyasi hareketini bir bütün olarak Türkiyelileşme tezinin ötesinde bir vizyona taşırken aynı zamanda Kürt siyaseti içinde siyasi bir belirsizliğin ortaya çıkmasına da neden oldu.

Çünkü “Türkiyelileşme” tezi özünde bir ulus devlet içindeki mağdur kimliklerin daha ileri bir demokrasiyi inşa etmeleri üzerine önerilmiş bir tezken, yeni durum, farklı ulus devletlerin Kürt toplulukları arasında gelişen ilişkileri ima etmeye ve bu çerçevede de “Türkiyelileşme” tezini aşan bir gelişme göstermeye başladı.

Bu gelişmeler karşısında “Türkiyelileşme” tezini yeniden düşünmek ve bu siyasetin imkanlarını yeniden tartışmak bence bir gereklilik. Geçmiş iki yüzyılın ulus devlet öyküsü en azından bazı ülkelerde yıkılmış imparatorlukların mirası olarak türdeş olmayan topluluklar üzerinden gerçekleşmişti. Bu durumda ulus devletin sınırları olarak tanımlanmış coğrafyalarda bulunan farklı toplulukların deyim yerindeyse bu sınırlara “tıkıştırılması” belirli bir asimilasyon beklentisi üzerinden olmuştu. Ayrıntısına girmeden söylemeliyim ki zamanın ruhu ve daha geniş düşünebilme imkanlarını insanlığın önüne koyan küreselleşmenin ivmesi, ulus devletler içine tıkıştırılmış bu toplulukların geçen bunca zamana rağmen asimile olmadıkları gibi şimdi de güneşin altında kendilerine bir yer talep ettiklerini gösteriyor. Kürt sorunu olarak ifade edilen sorun da kısaca budur. Bu durum yalnızca bize özgü bir durum da değildir.

Özellikle daha türdeş topluluklar üzerine kurulmuş Avrupa’nın ilk ulus devletleri dışındaki hemen bütün devletlerinde yaşanan “azınlık (kimlik) mücadelelerinin” temelinde bu tarihsel sorun yatmaktadır. Bu sorun kimlik taleplerinin bastırılmış olduğu bu ülkelerde siyasetin de “kimlikler” üzerine oturmasıyla daha derin sorunlara neden olmuştur. Bir başka deyişle sosyolojisinde “kimliklerin” olduğu bir toplumda siyaset de bu kimlikler etrafında oluşmuş ve bu ülkelerdeki sandık ve demokrasinin işlevi de toplumdaki farklı çıkarların ve farklı fikirlerin aralarındaki ilişkileri değil, bu kimliklerin aralarındaki güç ilişkilerini yansıtan bir yöne evrilmiştir. Bu durumun doğal bir sonucu ise yine geçen yazımda değindiğim gibi demokrasinin, nüfus içinde en geniş kimliğin toplumu manipüle edebileceği bir güce ulaşabilmesine imkan tanıyan bir mekanizmaya dönüşmüş olmasıdır.

Peki ama böylelikle oluşmuş olan “temsili demokrasi” koşullarında, azınlık olan bir kimliğin “demokrasi” mücadelesi nasıl bir mücadele olmalıdır? Bir başka deyişle sandık ve demokrasi, ülkede egemen olan bir kimliğin her zaman iktidarda olmasını mümkün kılan bir hale dönüşmüşse bu durumda demokrasiyle kendi kimliğini yaşamak isteyen bir azınlığın demokrasi mücadelesi nasıl ve hangi düzlemde yürümelidir? Bu soruya benim cevabım hala “Türkiyelileşme siyaseti” olarak adlandırdığımız siyasettir. Çünkü bilmemiz gerekir ki “kimlik siyaseti”, kimliklerin taleplerini dile getirmek bakımından meşru ve etkili bir siyaset olsa da özünde “demokrasi siyasetinin” önüne engel olan bir özelliğe sahiptir. Oysa kimlikler kendi özgürlük alanlarını savunsalar bile çoğu zaman kimlik siyasetinin yarattığı travmalar sonucunda diğer kimlikleri unutmaya ve onların özgürlüklerini umursamamaya yönelebilirler. Bugün AKP’nin içine düştüğü durum budur.

AKP’nin, sanki bu ülkede “vesayet rejimi”nin kötülüklerini yalnızca İslami kesim yaşamış, Kürtlere faili meçhuller, köy yakmalar ve bilimum kötülükler yapılmamış gibi Kürt kimliğinin taleplerine soğuk bakması, işte böyle bir “kimlik siyasetinin” sonucudur. Bu nedenle de toplumda “egemen olanla” sorunu olan bütün kimlik mensuplarının birlikte bir demokrasi mücadelesiyle egemen olanın karşısına çıkması, taleplerini ısrarla ortaya koyması, başka ve içinde kendi kimlik taleplerini de yaşayabilecekleri yeni bir dünyanın yaratılabilmesinin de önkoşuludur. Tabii söylememe gerek yok bu proje yalnızca Kürtlerin değil tüm diğer ötelenmiş kimliklerin projesidir.

Bu projenin yeni konjonktürün getirdiği yeni koşullara cevabı sınırlı olabilir ama ülkedeki özgürlük ihtiyacına en etkili cevabı olan ve zamanın ruhuna da en uygun olan proje olduğu açıktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89