• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -7 °C

Kim yazacak çiçeklerin öldürüldüğünü?

Güler Yıldız

İşte bu sabah „iç” odalarında kendini kelamla doğuran bir kaleme teşekkür ettim: Cengiz Kapmaz, Gündem gazetesi yazarı. „Kürt Sorununun Entelektüel Halleri” başlıklı dünkü yazısında, cüzdandan kelli „vicdan”lı olan medyayı çarpanlarına ayırmış, kategorize etmiş, pek keyiflice adlandırmış.

Türkiye entelektüeli ile ilgili daha önce de yazdım. „Kürtseverlikte Korkunç İvme” başlıklı yazım da bu derdimi anlatır. Birdenbire Kürtleri seven, okşayan, onure eden kalemler türedi, malumunuz. Onca yıl „hakkaniyet ve hakikat kuyusunun üstü kumla örtülüydü” mü demek gerekirdi?

Cengiz Kapmaz da „Türkiye entelektüelinin Kürt sorununu nasıl algıladığı”nı dert etmiş: Duyumsadığı şekilde mi yoksa aldığı pozisyon itibariyle mi algılıyor? Yanıtı çok içeriden aramayın. Tanıklığımız „yeni” medyanın yeniliğini „değişen yaşamın dayattığı elzem varlığa itaatten değil, değişen siyasal yapılardan aldığını anlatıyor bize. Yükselen değerlere/yargılara ihale edilen vicdanlardan... Bu „vicdan” halinin „cüzdan” haliyle paralel yürümesinden de biz bu değişimin envai şeklini, şemalini görüyoruz, ar ediyoruz cümlesi için.

Kendini sol-sosyalist olarak tanımlayan bir gazetede Marks, Lenin parçalayan ruhlar, Taraf gazetesine hicret ediyor, bu hicreti iman adabıyla Yeni Şafak’ta, Star’da, Zaman’da tamamlayabiliyor, adına da „zamanın ruhu” diyebiliyor. Bir yıl içinde yaşanan bu feci değişim ya da „vicdana zaman tünelinden geçerek yapılan yolculuk”ta kullanılan sözcüklerin dostane olmasını beklemeyelim; öyle bir sözlük yok ceplerinde. Fethullah Gülen’in bizzat kendi düşünsel travmasının yazdığı bir sözlük var ve hocaefendi geminin rotasını nereye kırarsa, sözlük de oradan güncelleniyor.

Kapmaz’ın çarpanlarına ayırdığı medya/yazar/akademisyenlerin dili buradan besleniyor. Kürtlerle ilgili tapınma biçimlerini de en iyi oradan okuyabiliriz. Seviyorlar Kürtleri, hakikatten şaşmayalım. Ama sanki daha az zararsız olanlarını seçiyorlar sevmek için. İnsanların hayvan sevgisini ‘yavru olurlarsa’ şartına bağlamaları gibi... Yavrular daha sevimli, daha kırılgan, hareketli, güldürücü, eğlendirici olabiliyorlar çünkü. Onun yaşatacağı sorumluluk duygusu incitmez hiç kimseyi. Ama yetişkinler öyle mi? Kürtlerin de „zamanın ruhu”na uygun hale gelebilmesi için kendi tanımlamalarıyla bir vicdanın varlığı yeter.

Örneklerini zaman zaman köşekapmaca/köşe paralamaca olarak bizlere yansıtan kalemlerden görüyoruz. Nuray Mert sözkonusu mahallenin delikanlı kadınıydı eskiden... Sonra ona diş bileyip, köşeden köşeye top atanları sıraladık ki, hepsi eski oyun arkadaşları. Bu sataşmalar bize de çetele tutmayı öğretiyor, en hafifinden. Ahmet Hakan da öyleydi bir zamanlar. Kanal 7’ye ofisboy olarak girip anchorman olarak çıkıp, şaşırtmıştı bizi... Altan kardeşlere ne diyebilirim ki? Gayet açık seçik bir hayat çizgileri var ve onların „zamanın ruhu” tünellerinin ucu her an her yere çıkabilir. Ama ben Ahmet Altan’ı severim bazen. Ama şu „sizin sahibiniz biziz” yazısından dolayı, içimi alt üst etmişliği hala hatırımdadır. Kürtleri önce aşağılayan sonra da sahiplik rolüne soyunan, genel olarak acıyan, olmadı tek tek isim zikrederek seven, okşayan, koruyan...

Bu mahallenin bir süre sonra zamanlarının ruhunu hangi yana sallayacağını kestirmek zor.

***
„…

Peygamberler, yıkımın elçiliğini
Kendileriyle getirdiler yüzyılımıza
Bu art arda patlamalar
Ve zehirli bulutlar
Kutsal ayetlerin tınlaması mı?
Ey dost, ey kardeş, ey kandaş
Aya vardığında
Çiçeklerin soykırımı tarihini yaz”

Yaşadığım ülke, Füruğ Ferruhzad’ın Pencere adlı şiirindeki bu sahnenin utançvericiliği kadar içerden yakıyor beni. Hala bir „iç” sahibi olmanın gururu var bende. Ve sizlerde…

Medyası „tek adam” hayranlığına yenik düşen, demokrasinin „sadece kendine ve kendi gibi olanlara” hizmet ettiği, vicdanın orta yerinden yarıldığı bir ülkede „iç” sahibi olmayı gurur ve onur saymak da kolay iş değil hani…

„Çiçeklerin soykırımı tarihini” yazacak kalemler belli… Onların yazıları ya „yanlı”, ya fazla „duygusal” ya da „anlamsız” bulunuyor. Ama yine de tek tek anarak adlarını, çiçekleri kurutmadan kitap aralarında, varlıklarını düzgün bir dille ve elbette vicdanla ve lütfen ruhuna dolanmadan zamanın, size anlatmasını denemeye devam edeceğiz ısrarla...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89