• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 34 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

Keşke bir 'sivil barış örgütü'müz olsa

Leyla İpekçi

Afrika'daki gibi açlık ve kıtlıkla gelen kıyımlar, belki de Breivik'in katlettiği gençlerden, ya da mayınla, dozerle, roketatarla, heronla, biber gazıyla sönen hayatlardan daha 'makul' geliyordur bazılarımıza. 

Dünyanın vahşi düzeninde, kendi günahlarımızın bire bir dahli olup olmadığını bulup çıkarmak kolay değil ne de olsa. Afrika'ya yardım yaparak vicdanlarınızı biraz olsun rahatlatabildiğimizi düşünüyoruz çünkü.

Hafifletici sebeplere de sığınabiliyoruz. "Nasılsa biz değiştiremeyiz bu küresel vicdansızlık düzenini." diyoruz. Değiştiremesek dahi, hiç değilse bireysel düzeyde yardım ederek, birilerini açlıktan kurtarmak elimizde. Bu arada önemli kişiler ve kurumlar bir araya gelip dünyaya daha adil bir düzen gelmesi için toplantılar yapmayı sürdürsünler diyerek, derhal örgütleniyoruz, yardım seferberliği için.

Dünyanın birçok bölgesinde gönüllü çalışan ve hiç durmaksızın insani yardım faaliyetlerinde bulunan örgütlerimiz sayesinde, bir nebze olsun vicdanı rahatlatmak mümkün. Ama ya katliam, cinayet, infaz, terör, şiddet için?

Yanı başımızda bir türlü hız kesmeyen binbir zulüm var. Ta içimizde hatta. Hepimizin kalbini, aklını, vicdanını rehin alıyor bilmeden, bazen de çok bilerek! Tanklar, dozerler, roketatarlar, heronlar etrafımızda vızır vızır çalışırken... Eylemsizlik kararlarıyla, ateşkes pazarlıkları arasında tutuşmakta olan barış umudunun üzerine Hizan ve Hakkâri'den sonra, Çukurca'da da kan aktı. Yine. Bir kez daha.

Artık eylemsizlik kararlarının süresini hatırlayamıyorum. Operasyonların gerekçelerini de. Herkesin ağzında o giderek siyasileşmiş, içi boşalmış slogan: "Kimse ölmesin istiyoruz, artık analar ağlamasın." Alay eder gibi ölülerimizle. Hançer gibi saplanıyor sinelere bu laflar. Yeter artık diyoruz, boşuna. Yetmiyor!

Yıllarca devletin zulmüne karşı savaştıktan sonra AKP hükümetinin temsil ettiği daha yumuşak görünümlü devlet ile masaya oturup barış anlaşması yapmak bir yenilgi olarak addediliyor bazı kadrolarda.

Barışmanın zafer anlamına gelmediği bu topraklarda, kan dökmek daha meşru bir direniş biçimi olup çıkıyor bir kez daha. Nasılsa bunun için de her zaman haklı bir gerekçe var. Mağduriyetlerin tahakkümü. Daima zihinaltını kamçılıyor insanların. Bazı muktedirlerin meşrulaşan şiddeti, bazı mağdurların meşrulaşmış şiddetine benziyor giderek.

Sıcak günlerden geçiyoruz evet. Ateşten ekranlar karşısında kalakaldık. Dünyanın üzerinde dağılmayan bir kara duman. Somali'deki kıtlıktan kaçanların sığındığı Dadaab mülteci kampında bir bebek daha defnediliyor. Suriye ordusu tanklarla Deyr-el Zor'a giriyor ardından. Hama'da dökülen kan yetmiyor, yetmeyecek.

İran ile Suriye'nin Türkiye'ye karşı aldığı ortak tavır konuşuluyor siyasette. 'İç mesele'ler nerede biter, nerede başkalarının meselesi başlar; giderek muğlâklaşıyor sınır. Hem içimizin, hem toprağın hudutları.

Barış içinde yaşadığımızı zannettiğimiz tüm bu süreçlerin bir savaş hali olduğunu hatırlıyoruz her gün yeniden. Barışmak; kanlı bir savaş demek bizler için. Birbirimize itiraf edemiyoruz, ama biliyoruz hepimiz.

O halde diyorum... Keşke kendi içimizdeki zulümleri sonlandıracak, hepimizin seferberliğiyle tüm siyasi kadroların önüne pat diye geçecek bir 'sivil barış örgütü'müz olsa.

Kemal Burkay'ı, Orhan Miroğlu'nu en entelektüel yazılarıyla 'düşman' ilan ederken militarizmin dilini ince ince çoğaltan kalemlere aldırmaksızın, gönüllü çalışsa. Tıpkı insani yardım örgütleri gibi, anında seferber olsa.

"Analar ağlamasın artık" diye diye akıtılan kanların ideolojik hesaplarını yapanlara inat, o kanı pıhtılaştıracak güçlü bir seferberlikle... En önce anneleri sevindirse. Her şiddet eyleminden sonra bir sms'le barış için inisiyatif oluştursa farklı kesimlerin desteğiyle. Sosyal paylaşım ağlarından dağ kadrolarına, barış müzakerecilerine, demokratik özerklik temsilcilerine mesajlarını canlı canlı iletse.

Belki küresel açlık ve kıtlığı sonsuza dek gideremiyor yardım örgütleri üzerinden ulaştırdığımız katkılar. Ama en azından vicdanen insan kalmanın çabalarını sürdürdüğümüzü hissettiriyor.

Keşke barış için de bireysel çabalarımızla tavrımızı ortaya koyabileceğimiz böyle bir sivil örgüt oluştursak. Birilerinin katledilmediği, mayınla patlatılmadığı, coplanmadığı, kaçırılmadığı, infaz edilmediği her gün, barışa ortak bir katkı niyetine geçse. Güvenmenin şuuruyla.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89