• BIST 108.352
  • Altın 143,327
  • Dolar 3,5324
  • Euro 4,1408
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 19 °C

Kendi dilimde susuyorum

Güler Yıldız

Sana kendi dilimde yazıyorum; en iyi anladığım ve sığınmasını bildiğim bu belalı limandan bakıyorum…

Belalı bir limandır dil; çünkü yalnızlığı öfkeyle hesaplayabilirsin en çok ve ne çok…

Durmasını bilene yokuşlu bir yol, akmasını bilene unutulmuş bir dere, yemesini bilene tarla ortasında suskun bir şekok…

Yalnızlık ne çok benzer bir dilin dilsizlik karşısında öğrenilmesine…

Suskunluk ne çok yakışır kullanmasını bilemediğimiz hecelere…

Sana en sevdiğim dille anlatmak isterdim, ama biliyoruz ki o dil kilitli bir ömürdür… Aramaya çalıştıkça kaybolan; kayboldukça büyüyen, dirileşen bir gövde gibidir içimizde…

Kullanmadıkça tükenen deyişlerin sürgünüdür bu yaşam. Ne ki çoğalır yitik deyişler ve kilitleniriz üç ila beş sözcük arasında dönen bu âleme. Belki de yalnızca bu nedenle susmak en çok yakışandır bize… Bilmeyi merak etmediğimizden, farkında olarak köreltmekten, her dildeki elifbaları…

‘Bir Garip Aşk Öyküsü’nde* anlatıcının içi çok sıkılır anlaşılamamaktan ve kendini şöyle bağlar harflere:

“Hiç değilse kesin olan bir şey var ki, herhangi bir dil öğrenmeyen sağırın hayatı zindan olur. İnsanlar ve eşyaların ismi yoktur; yaşam bir kaos olur, kronoloji yok olur. Soru ve cevap kavramı anlamsızlaşır, soyutlama varlığını kaybeder, zeka iki yaşındaki birinin düzeyinde kalır. Çünkü geçmiş ve geleceğin sembolik alanına ancak dil aracılığıyla girilebilir; soyutlama ve sınıflandırma dil aracılığıyla yapılır.”

Kürdili bir şarkının orta yerinde durup ağlıyorsan, gece vakti eski bir dosta yaslanmak yerine yılmış bir şiir mırıldanıyorsan, çirkin yüzlü bir adamın hayatını okurken aralıyorsan perdeleri, seni geceye taşıyan ayaklarını bir dilsizlikle buluşturup adımsızlaşıyorsan ve dahi koşmak için yüzyıllık eskimişlikten kopamıyorsan, gitmek en çok yakışandır bize… En çok ve ne çok yakışandır o gitmeler; çünkü kaldığın yeri bir tek harfle tanımlayamıyorsan, durduğun yeri tanımıyorsan, durmak kim için ve niye?

Sana kendi sözcüklerimden bir cümle kurmak istiyorum. Önceden hecelenmiş tüm duyarlılıkların kaybına gömdükçe başımı, omuzsuz bir direğin sarmaşığı olan kollarını anımsıyorum. İçinden çağlayan bir nehrin yakarışına kapanan kulaklarını, dilsiz bir ormanın sancıyan esmerliğini ve geleceksiz çocukların hiçbir yere çıkmayan yollarda koşmalarını… Adına özgürlük denen saçmalığın basit dilsel esaretten başka bir şey olmadığını sonra…

Sana sürgünün sarısı ile seslenmek istiyorum; yıkanmış ve defne kokan bir saç yumağının arasından bakmak istiyorum kıyısız kara parçalarına… Harfleri çalınmış bir adsız ülkenin bağrına sıkılı bir yumruk atmak, çatısız evlerin bacalarına duman olmak sonra…

Zeytinden kıymetli tuzun varlığıdır, diyorum ve kokladığım tuzların kesikliği ile geliyorum bu satırlara…

Zehir zemberek bir dil, ummansız bir hayat, mavisiz kalan kuşlar kadar yorgunum ne çok ve en çok…

Sana kendi dilimde susuyorum… Konuşmak, akmak ve anlatmak istediğim onca hikaye birikmiş kalbimde, tutup onları bir viraneye çeviriyorum… Sana kendi dilimde konuşmak istiyorum!

Bir itiraf ile hayatı çıkmaz sokaktan kurtarmalıyım oysa: Ben kendi dilimi bilmiyorum!

Öğrendiğim dil yaşamak istediğim dil değil… Sevdiğim hiç kimse sevmek istediğim değil…

Belki de yalnızca bu gerekçenin rahatlatıcı yanına dayanıyorum tüm varlığımla:

Bir dilin içinde yüzmek istiyorum, ama bildiğim dil denizim değil!

* Bir Garip Aşk Öyküsü, Carl Johan Vallgren, Metis Yay.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89