• BIST 107.229
  • Altın 142,587
  • Dolar 3,5512
  • Euro 4,1287
  • İstanbul 33 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 34 °C
  • İzmir 36 °C
  • Berlin 17 °C

KCK operasyonları ve devletteki iki kanat

Yasemin Çongar

Başbakan Erdoğan, Dersim katliamı için özür dilemekle, sadece bu devletin halkına karşı işlediği en büyük insanlık suçlarından birini ilk kez bu açıklıkla teslim ederek, resmî ağızdan hicab bildirmiş olmadı. İki şey daha yaptı: Birincisi, “Bu onların işiydi” diyerek, tek parti rejimini ve o günlerden bu yana pek değişmeyen CHP zihniyetini çok açık bir dille reddetti, telin etti. İkincisi ve bence muhtemel sonuçları itibariyle çok daha önemlisi, resmî ağızlarca hâlâ hikmetinden pek sual olunmayan resmî tarihi kenarından yırtmaya başlamakla, Birinci Cumhuriyet’e has o günahkâr sırdaşlığı ortasından çatlatıverdi. İşte bu nedenle, Erdoğan’ın Dersim konuşması sadece spesifik içeriği açısından değil, bir bütün olarak bakıldığında da çok önemli bir dönüm noktasıdır. Başbakan, önceki gün bir yandan, “Devlette devamlılık esastır” ilkesini 1935-1939’un suçları için özür dileyebilecek kadar hazmettiğini gösterirken, aynı cümlede bir tür “reddi miras” da yaparak, “Bu zulmü yapanlar bizden değildir” demeye getiriyordu. Ben, bunu çok değerli buluyorum. Zira Başbakan’ın kimliğinden, partisinden, ideolojisinden bağımsız olarak, toplumun büyük çoğunluğunun bugün artık benimsediği bir “reddi miras” bu ve bu ret mesajında, bu mesafede, bu isyanda yeni ve demokratik bir Cumhuriyet’in işaretleri var.

“Dersim özrü” olarak tarihe geçecek bu konuşmada anlaşılır bir şekilde ikinci planda kalan ama benim bugünkü yazıda esas olarak üzerinde durmak istediğim bölüm ise KCK ile ilgiliydi. Erdoğan, bu konudan söz ederken, “KCK operasyonlarını ben Başbakan olarak destekliyorum” dedi. Bunda, yani Erdoğan’ın operasyonları desteklediği bilgisinde sürprizli bir yan yok; tuhaf olan Başbakan’ın kendini bu desteği ifade etmek zorunda hissetmesi. Yanılıyor olabilirim ama ben Erdoğan’ın o sözlerini işittiğimde, bu sözleri işitmeyi özellikle isteyen birilerinin olduğunu ve bu ihtiyacı Başbakan’a hissettirdiklerini düşündüm. Belki böyle düşündüğümden, örneğin Bugün gazetesinin dünkü birinci sayfasına şaşırmadım. O sayfada, Başbakan’ın Dersim konusundaki tarihî sözleri, “Dersim özrü CHP’yi karıştırdı” başlığıyla sayfanın sağ alt bölümünde küçük bir haber olarak yer almışken, “Erdoğan: KCK operasyonlarını destekliyorum” başlıklı haber, sürmanşetteki “Avukatlardan ele geçen delillerde Öcalan’ın katliam emirleri tek tek belgelendi… İşte ölüm talimatları” başlığı altına Başbakan’ın fotoğrafıyla birlikte yerleşmişti. Bugün’deki meslektaşlarımız için Erdoğan’ın KCK operasyonlarına desteği, Dersim açıklamasından daha önemliydi anlaşılan.

Niye? Erdoğan’ın KCK operayonlarına verdiği destek konusunda kamuoyunda bir kuşku mu var?

Sanmıyorum. Başbakan’ın daha birkaç gün öncesine dek, KCK konusunda bazı yazarlarla polemik yürüttüğünü biliyoruz. Bu yazarların büyük bölümü KCK’nın yapısını, zihniyeti ve işlevini savunmamakla birlikte, KCK operasyonlarının yöntemini ve kapsamını eleştirirken –ki ben bu eleştiriye katılıyorum— Erdoğan’ın onlara karşı çıkma şekli, operasyonlara “yeşil ışık” yaktığı konusunda soru işareti bırakmıyordu.

Ancak devlet içindeki ve bu arada Erdoğan’ın yakın çevresindeki herkes, KCK operasyonları konusunda hemfikir değil. Bu operasyonları, kapsamı ve muhtemel sonuçları açısından değerlendiren bazı kabine üyeleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı dahil bürokrasinin bazı birimlerindeki önemli isimler, duyduğuma göre, rahatsızlıklarını hissettiriyorlar. Haklılar ya da değiller, bu tartışma bir yana, yapılan işin bu boyutuyla, “şiddetin tasfiyesi amacına yarardan ziyade zarar getirebileceği” fikrindeler ve itirazlarını ifade ediyorlar. İşte ben de, Başbakan’ın “Operasyonları destekliyorum” demesinde, bu “itirazcı” çevreye değil, “KCK operasyonları aynen sürdürülmeli” diyenlere hak verdiğini söyleme ihtiyacı sezdim. Erdoğan, belki özel rica ve telkinler üzerine, belki de kamuoyunu ve medyayı okumasının sonucu olarak yaptı bunu; operasyonlardan “kaygı” duyanlara cevap verirken, operasyonları yürütenlere de destek bildirmiş oldu. Yetinmedi; “Güvenlik güçleri manen destek bekliyor” sözleriyle belki kendisine iletilmiş olan, belki de kuvvetli sezgisiyle kavradığı bir beklentiyi dillendirdi. Sonuçta, bence Milli İstihbarat’tan ziyade Emniyet İstihbarat’ın çizgisinde bir açıklamayla, tartışmadaki yerini belli ederken belli bir çevreyi de memnun etti ve en azından Bugün’ün süzgecinde, Dersim özründen bile daha önemli bir iş yapmış oldu.

Daha önce yazdım; KCK gibi illegal, üstelik de şiddetin lojistiğinde rol üstlenen bir örgütün kovuşturulmasını doğal ve gerekli buluyorum ama yüzlerce Kürt siyasetçi ve aktivistin tutuklanmasına yol açan ve daha yüzlercesinin de sırada olduğu kulağımıza fısıldanan bu operasyonların hedefindeki herkesin bir “şiddet” bağlantısı, bir “örgüt” bağlantısı olduğuna inanmakta zorlanıyorum. Operasyonların “gizlilik” zırhı da, o gizliliğe rağmen yapılan sızdırmalar ve sınırlı açıklamalar da kafamdaki soruları cevaplamaktan ziyade, yeni sorular yaratıyor.

Öcalan’ın avukatlarına yapılan operasyon bunun örneği. Emniyet’ten gazetelere çarşaf çarşaf “bilgi” gönderiliyor. “KCK’nın Önderlik Komitesi’nin çökertildiği operasyonda Öcalan’ın İmralı’dan verdiği eylem talimatları ortaya çıkarıldı” deniyor ve Öcalan’ın avukatları araclığıyla verdiği “kanlı emirler” sıralanıyor.

Bir hukuk devleti buna göz yumabilir mi? Asla! Ama ortada o çarşaf çarşaf “bilgilerin” ve o “bilgilere” dayanan haberlerin söz etmediği bir tuhaflık var. Öcalan’la avukatlarının yaptığı her görüşmeyi devlet zaten dinlemiyor mu, kayıt altına almıyor mu, Mudanya Savcılığı bütün o tutanaklara sahip değil mi? O zaman, avukatları “kanlı emirleri alıp Kandil’e ilettiniz” diye suçlayan devlet, niye o emirlerin iletilmesini, dahası bir kısmının yerine getirilmesi yoluyla insanların ölmesini seyretti? Bunun ucu, vatana ihanete kadar gitmez mi? Ya da farklı bir durum mu var? Mesela, dünkü Sabah ’ın diğer güruhtan ayrılan Ertuğrul Erbaş imzalı haberi mi doğru? Mesele, “Öcalan’ın kanlı emirlerinin dağa iletilmesi” değil de, Erbaş’ın yazdığı gibi “bir grup avukatın örgütü manipüle etmesi” mi? Öcalan’ın vermediği, dolayısıyla devletin de bilmediği eylem emirleri, birileri tarafından Öcalan’dan gelmiş gibi mi gösterildi? Yoksa basına yönelik bu iki farklı “bilgilendirme,” KCK operasyonları konusunda devletteki iki farklı bakışı mı yansıtıyor? Şimdilik sadece soruyorum. Ve sormaya devam edeceğim.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89