• BIST 97.533
  • Altın 146,268
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 22 °C

KCK-MİT ilişkisi nedir, ne değildir

Kurtuluş Tayiz

İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nca MİT yöneticileri hakkında başlatılan soruşturma, MİT-KCK ilişkisini ülke gündeminin birinci sırasına yerleştirdi. Ancak bu konudaki tartışmalar, daha çok, siyasal çekişmeler gölgesinde sürüyor. Hangi amaçla veya çıkar hesaplarıyla gündeme gelmiş olursa olsun MİT’in, Kürt hareketiyle kurduğu çetrefilli ilişkiden doğan pisliklerini örtbas etmeye kimsenin hakkı yok.

Zaten cin şişeden çıktı bir kere; yüzleşmekten ne kadar kaçınırsak kaçınalım MİT’le ilgili iddialar artık kamuoyunun önünde; bunu görmezden gelemeyeceğimiz gibi, devlet içindeki siyasal çekişmelere de kurban edemeyiz.

Bir taraf, Oslo görüşmelerini bahane ederek, bundan kendisine siyasete müdahale etme payı çıkarabilir; iktidar da buna dayanarak, MİT içindeki pislikleri tümden örtmeye çalışabilir. Şimdi olan biraz bu; iktidar, “siyasete müdahale” gerekçesiyle MİT’in üzerine tümüyle yasal bir sır perdesi çekiyor. Bundan sonra MİT’e dokunmak neredeyse imkânsız hale gelecek. Bu doğru mu? Eğer doğruysa bugüne kadar askere yönelik suçlamaları nereye koyacağız? Hangisi yanlış?

Savcıların iddialarından başlayalım: “KCK yapılanması MİT’in gözetiminde tamamlandı. MİT gerek doğrudan temaslarda gerekse örgüt içindeki ajanları aracılığıyla elde ettiği saldırı ve eylem talimatlarının önlenmesi ve engellenmesine yönelik harekete geçmedi. Örgütün silahlı eylemlerine ve yapılanmasına göz yumuldu.”

MİT’in Kürt örgütleri içinde istihbarat toplama ve bilgi edinme görevinin olmasını anlamak mümkün, bu işlerin dünyanın her yerinde aşağı yukarı biraz böyle yürüyor. Ama MİT-KCK arasındaki ilişki anlaşılan bunun çok ötesine taşmış. Basına sızan bilgilere bakılırsa KCK, neredeyse MİT’in yedeğinde çalışan bir örgüt durumuna getirilmiş.

BDP lideri Selahattin Demirtaş’ın Küçükçekmece’de molotofkokteyli atılan bir otobüste yanarak can veren Serap ile ilgili gündeme getirdiği iddianın dehşet vericiliğine bakın; Demirtaş, “Serap’ı KCK’ya sızan MİT’çiler mi yaktı” diye soruyor. Kulislerde kulaktan kulağa dolaşan benzer biçimde onlarca dehşet hikâyesi var. Halkalı’daki polis servis aracına yönelik bombalı saldırı. Bir alışveriş merkezini yakmak.. uzayıp gidiyor bu liste. Hepsinde MİT parmağı olduğu öne sürülüyor.

KCK’nın kuruluşunu MİT’in teşvik ettiği de iddialar arasında; kulislerde MİT’in PKK’yı legalleştirme projesinin bir ayağı olarak KCK’yı keşfettiği söyleniyor. Bu bana PKK’nın kuruluşunda MİT ile Öcalan’ın karşılıklı olarak birbirlerini kullandıklarının hikâyesini hatırlatıyor. KCK projesinin özü şudur; Kürt siyasetini tek çatı altında toplamak. Bu Öcalan’ın da işine geliyor, MİT’in de işine geliyor. Öcalan ve PKK Kürt siyasetini tekeli altına alıyor, MİT de, kurulan yeni örgütün tartışılmaz tek liderini zaten İmralı’da markaj altında tutuyor. Yıllardır KCK’nın yasalaşmaya çalışan PKK olduğu dillendirilip duruldu. Kulağa hoş gelen bu sözlerin arkasında galiba biraz da gizliden gizliye MİT’in KCK’ya yeşil ışık yakması yatıyor. Kürt siyasetinin çoğulculaşamamasının altında da yine MİT’in Kürtleri “tek elden kontrol etme arzusu”nun payı var. Hatta şu da ileri sürülebilir; bugüne kadar PKK’nın muhaliflerini temizlemesine devlet yardımcı oldu. PKK’nın Doğu ve Güneydoğu’da tek başına hükümranlığını hayatın olağan akışı içinde anlamakta zorlanıyorum, bunu daha çok dışarıdan müdahalelere, yani “sihirli ellere” bağlıyorum. Devletin Kürt siyasetini “tek çatı altında” görme, yönlendirme isteği PKK’yı daha fazla öne çıkarmaya neden oldu. MİT’in bugüne kadar normalde işi PKK’yı bölmeye çalışmak olmalıydı. Yani dünyanın her yerinde bir istihbarat örgütünden böyle bir çalışma beklenir; ama bizim ülkemizde MİT, sanki PKK’nın bölünmemesi için çalışmış.

Geçen yazımda da belirttim; PKK, Cumhuriyet öncesi döneme uzanan Kürt meselesinin, günümüzde silahlı ve siyasal varlık bulmuş biçimi. Türkiye’nin Kürt sorunu gibi büyük bir sorunu vardır. PKK ve BDP gibi Kürt örgütlerinin geniş bir tabanı söz konusudur. Ancak sırf böyle diye, KCK ve MİT arasında “istihbarat” ötesi “derin” bağlantı görmezden gelinebilir mi? Kürtler, son gelişmelerden dolayı büyük bir hayal kırıklığı içindeler. Kürt siyaseti bunu görmeye yanaşmıyor ve işine gelmediği için de –belki de gücü olmadığından– KCK-MİT ilişkisini sorgulayamıyor. KCK lideri Karayılan “İçimize bir kaç MİT ajanı sızmış olabilir” demekle yetinirken, BDP’li Kürt siyasetçiler “eskiden beri söylenir böyle şeyler” diyerek sorunu geçiştirmeye çalışıyorlar. Kürt siyaseti bunu geçiştirse bile hayat geçiştiremez, bu gerçeği de yaşayarak anlayacaklar.

Kürt halkı elbette büyük bedeller verdi; evlatlarını dağlarda kaybetti, siyasetçilerinin çoğu hapiste. Ama Kürt siyaseti “kirlendiğini” kabullenip bir “temizlenme” mücadelesi vermek zorunda değil mi? Hiç mi “yeni başlangıç” yapma iradesi gösteremeyecekler? Bunun için yapmaları gereken sadece demokratik siyasetin sınırlarını iyi belirlemektir. KCK gibi illegal yapıları reddetmeliler. Yoksa devlet içindeki derin yapıların yedeğine düşmekten kurtulamazlar.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89