• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 1 °C
  • Berlin 0 °C

‘KCK’ davaları ve yok sayılan adalet…

Reyhan Yalçındağ

Bildiğiniz gibi son üç yıldır „KCK’ye yönelik operasyonlar“ adı altında neredeyse her ilin ve ilçenin nurtopu gibi bir KCK davası oldu! O da yetmedi, operasyonlar daha amacına ulaşmamış olmalı ki, her yerde 1., 2., 5. KCK davaları açılmaya başlandı. Sonuç ortada: beş bini aşkın tutuklu, tıklım tıkış vaziyetteki cezaevleri, bir ranzada 2’şerli, 3’erli uyumak zorunda kalan kadın tutuklular…

Gören de binlerden müteşekkil bir organizasyonun insan öldürme, işkence yapma, gözaltında kaybetme, gözaltında tecavüz gibi toplu ve insanlığa karşı işlenen suçların faillerinin yargılandığını sanar! Adliyenin etrafı bile „güvenlik“ çemberine alınmış, neredeyse kuş uçurtulmuyor, avukatların kimliği bile defalarca kez sorulduktan sonra mahkeme salonuna girebiliyorlar.

Evet, KCK davaları üzerine çok yazılıp çizildi. Bir halkın trajedilerle dolu bir tarihinde epeyce yeri olacak tabii ki bu davaların. Bir insan nasıl kolaylıkla zındana atılır, nasıl özgürlüğünden alıkonulur, „kadın da olsa çocuk da olsa“* gereği nasıl yapılır, tüm bunlar üzerine daha çok şey söylenecek. Bir gün adalet, gerçekten tecelli ettiğinde daha yaşanılır bir yaşam, daha onurlu bir yaşam için insanların nasıl bedel ödedikleri üzerine daha çok konuşulacak nasıl olsa…

Ancak gerçekten de bazı şeyleri, anları, yaşamakla anlatmak asla bir değil. Bu duruşmalara avukat olarak girip de hukukun bu kadar tersinden işlediği başka bir sürece daha tanıklık etmedik bugüne kadar! Ondan olacak ki, 12 Eylül vahşetini yaşayanlar dahi bu operasyonlardaki kural-kaide tanımazlık ve de pervasızlık karşısında „12 Eylül’de bile mahkemeler bu kadar değildi!“ yorumunu yapmaktalar.

Şöyle bir gözünüzün önüne getirin: tutuklu olan altı bin insandan sadece biri olan Muharrem Erbey’in haftalardır devam eden „delil değerlendirmesi“ bölümünde yaşananların küçük bir özetine bir bakalım:

1) Evladının cenazesini alamayan ailelere yardım etmek, gerilla cenazelerini ailelere teslimini sağlamak,

2) Asker ve polis tarafından öldürülen çocukların davalarını takip eden bir insan hakları örgütünün şube başkanlığını yapmak,

3) TMK mağduru çocuklarla ilgili suç duyusunda bulunmak,

4) Köy yakma, faili meçhul cinayetler gibi davaları AİHM’e taşıyarak devleti küçük düşürmek,

5) Hak ihlalleri raporunu açıklamak,

6) Büyükşehir Belediyesinin festival konserine katılmak,

7) Toplu mezarların açılmasını sağlamak ……listeyi yüzlerce maddeyle uzatmak mümkün.

Düşünebiliyor musunuz? Bu duruşmanın yapıldığı saatlerde aynı şehirde, JİTEM karargahı olarak kullanılan bir bölgede bulunan insan kemiklerinin sayısı 29’u buluyor. Ve katiller yargılanacağına, bu suçun karanlıkta kalmasını engelleyenler yargılanıyor. Çocuklarımızın katilleri terfi edip kutsal (!) görevlerinin başında kalmaya devam ederken, „katiller bulunsun“ diyenler tutuklanıyor. Bu coğrafyada 4.000 köyün yakıldığını bilmeyen mi var? İnsanları evlerinin içinde cayır cayır yakanlar değil de, adalet isteyenler tutuklu!

Yani sanık sandalyesinde oturması gerekenler dışarıda, insanlığa karşı suç işledikleri için yargılanması gerekenler dışarıda!

Şaka gibi değil mi? Ama şaka değil maalesef, gerçek!

Fakat bunu asla unutmamak lazım gelir: Geç gelen adalet, adalet değildir!

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89