• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • İstanbul 12 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 13 °C

Kayıplar: Adalet ve yüzleşme sınavımız...

Cafer Solgun

Kayıp” ve “faili meçhuller”, kuşkusuz 90’lı yıllar boyunca gündemimiz olan kirli savaşın en çarpıcı boyutu. Biliyoruz, dönemin başbakan ve sonra da cumhurbaşkanı sıfatıyla siyasi sorumlularından olan Süleyman Demirel’in deyişiyle devletin “rutin dışı” faaliyetlerinin neredeyse “kural” hâline geldiği bir dönemdir 90’lı yıllar...

Kayıp” ve “faili meçhul” cinayetlerle ilgili inandırıcılığı kuşku götürmez net bir bilgi yok. 17 bin 500 rakamının dillendirildiğini biliyorum elbette. Bu, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nda da telaffuz edilmiş bir sayı. Bu rakamı abartılı bulanlar kadar asıl sayının daha fazla olduğuna inananlar da var. Ama konuyla ilgili her rakam “müphem” değil. Diyarbakır İHD’nin açıkladığı 2012 yılı verilerine göre, Diyarbakır İHD’ye yapılan siyasi kayıp başvurularının sayısı bin 251. “Faili meçhul” sayısı 3 bin 375. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nda aydınlatılmayı bekleyen “faili meçhul” ve “kayıp” olaylarıyla ilgili dosyaların sayısı 2 bin 500.

Kayıp” ve “faili meçhul” olaylarını, durumun vahametini anlayabilmek ve anlatabilmek için ister istemez rakamlarla konuşmak durumunda kalıyoruz, ama bu konuyu sayılar üzerinden konuşmak aslında çok rahatsız edici.

Kayıp”, yani bir gündüz veya gece vakti “yok olmak”, kendisinden bir daha haber alınamamak... Bazı olaylarda “gördüm, beyaz bir Reno’ya alıp götürdüler” ya da “polisler geldi, askerler geldi, alıp gittiler” şeklinde açık tanıklık yapanlar olsa bile hem de... “Kayıtlarımıza göre bu isimde biri gözaltına alınmamıştır” deniyorsa, olay resmen bir “kayıp” olayı hâline geliyor ve bitiyor... Eşiniz olabilir, oğlunuz veya kızınız... O artık bir “kayıp”tır ve sizden gayrı peşine düşen de yoktur...

Faili meçhul”, yani işkence edilmiş cesedi kuytu bir yerde bazen ulu orta atılmış, bazen alelacele gömülmüş hâlde bulunmuş olmak... Bazı “faili meçhul” olaylarda aynı “beyaz Reno”, aynı “polisler geldi, askerler geldi, alıp götürdüler” tanıklıkları var; ama kayıtlar ne diyorsa o! Böyle bir gözaltı yoksa, “yok” demektir... Eşiniz olabilir, oğlunuz veya kızınız... O artık bir “faili meçhul”dür...

Hatırlıyoruz, Ergenekon soruşturması başladığında soruşturmanın “Fırat’ın doğusu”nu kapsayacak şekilde derinleştirilmesi yönündeki beklentilere açık veya dolaylı şekilde “o kadar da değil” tepkisi verenler oldu. “Genişlet, derinleştir, nereye kadar” deniyordu mesela. Hükümete karşı darbe girişimi mahkûm edilse, neyimize yetmiyordu? Savcılar, mahkemeler durumu yeterince abartmıştı zaten, İlker Başbuğ’u bile “içeri” alarak. Tabii “terörle mücadele” diye bir şey de vardı. Bu “mücadele” sürerken “Fırat’ın doğusu”nu işaret etmek de neydi?

Yine de ortaya çıkan yeni ifadeler, itiraflar nedeniyle bazı davalar açılmıştı. Bunlardan birinde, Cizre ve çevresinde devletin silahı, yetkisi ve teşvikiyle halka kan kusturan, çok sayıda cinayetin faili korucubaşı Kamil Atağ serbest bırakılmış, müdahil avukatlarından eski Diyarbakır Barosu Başkanı M. Emin AktarBu karardan sonra kimse bölgedeki faili meçhullerin aydınlatılmasını beklemesin” diye feryat ediyor, ne gam...

Bir de fazla kafaları karıştırmamakla yükümlü kılındığımız bir “çözüm sürecimiz” var... Al sana “Fırat’ın doğusu”! Onu da çözüyoruz, daha ne?

Ama o rakamların her biri birer “insan”, o insanların her birinin aileleri var, geride bıraktıkları, anıları... Hele ki anıları... “Hadi, helalleşelim, bitsin” demek kolay da, onlardan miras yaşadığımız hayatlar adalet diye kıvranıyor işte...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89