• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 31 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 37 °C
  • Berlin 23 °C

Katliam mı, tezgâh mı?

Aslı Aydıntaşbaş

Şimdi... Birkaç acı gerçeği aynı anda göğüslemek zorundayız. Alt alta sıralayalım. Dün gece Türkiye ve dünya gündemine eşzamanlı olarak bomba gibi düşen ve Suriye rejimi tarafından işlendiği iddia edilen insanlık suçu görüntüleri sahiden tüyler ürperticiydi. Sadece Anadolu Ajansı değil, Guardian ve CNN International da sistematik bir insanlık suçunu belgeleyen 11 bin fotoğraf karesini ciddiye almış olacak ki, gündemine koymuştu.

Zamanlama manidar mı? Evet, kuşkusuz. Suriye’deki savaş 3 yıldır devam ederken, bu resimler, geçen yıl değil, geçen ay değil, Cenevre toplantısından bir gece önce sızıyor. Cenevre toplantısı, Bosna savaşını bitiren Dayton anlaşması gibi, Suriye’deki savaşı kimseyi tam memnun etmeyen acı bir uzlaşıyla bitirmeyi hedefleyen bir süreç.

Belgeler Cenevre masasını dağıtacak, en azından Batı kamuoyunu fazlasıyla harekete geçirecek cinsten.

Bir detay daha var. O da Sezar kod adlı bir askeri fotoğrafçı tarafından ülke dışına çıkarılan 11 bin karelik fotoğraf arşivinin Katar hükümeti tarafından finanse edilen bir uzman heyet tarafından incelenip raporlaştırılmış olması. Bu da Suriye gözlemcilerini ‘işkillendirecek’ bir başka gerçek.

Ancak zamanlamanın manidar oluşu, Katar’ın parmağı oluşu, Suriye rejiminin insanlık suçu işlemediği anlamına gelmiyor. Varil bombalarından kırsal kesimdeki toplu katliamlara kadar, Suriye rejiminin son 3 yılda savaş suçu işlediği, ‘sistematik işkence’ denilen insanlık ayıbının zaten Baas rejimi tarafından, 3 değil 40 yıldır zindanlarda uygulandığını biliyoruz. Mesele ‘insanlık suçunun’ belgelenmesi ise, Ürdün ve Türkiye’deki mülteci kamplarında ciddi ve detaylı bir çalışma yürüten 10 avukat 2 ay içinde uluslararası adaletin önüne ciddi bir dava dosyasıyla çıkarabilir.

Peki, dünya kamuoyu açısından bu resimleri geçen yaz Guta’daki kimyasal saldırıdan ya da bir yıl önce Hula’daki köy katliamından daha sarsıcı kılan ne?

Dün, alelacele Batılı bir medya organında çalışan ve Suriye konusunda önemli haberlere imza atmış bir dostuma sorduğumda “Hepimiz Suriye’de korkunç insan hakları ihlallerini zaten bir süredir belgeliyoruz. Ama sorun, muhalifler de bu konuda artık rejimle aşık atar oldu” dedi.

Yine güvendiğim bir uluslararası insan hakları kuruluşunun temsilcisi, henüz belge ve resimleri incelememiş olduğu için bir yargıya varmakta çekinceli davrandı.

Suriye’deki Baas rejimi, aynı Saddam dönemindeki kuzeni gibi hem kendi vatandaşlarını, hem de kendi vatandaşlarına yaptığı türlü akıl almaz gaddarlığı mükemmel bir devlet sistematiği içinde belgelemekle meşhurdur. Bu topraklarda “Devlette hiçbir belge kaybolmaz” lafı boşuna denmez. Nizam ve intizam diktatörlüklerin bir numaralı özelliğidir. Gel gör ki, ortada Cenevre görüşmelerini sabote etmek için aleni bir çaba da var. Bu durumda ne yapmalı? Katliam mı önemli, komplo mu?

Son haftalarda sıkça kendini “Paralel devletin varlığı, ayakkabı kutularında gelen yolsuzluk iddialarını göz ardı etmemize neden değil” derken yakalayan biri olarak, şahsen ben “Zamanlamanın manidar olması, bu insanlık suçuna göz yumabileceğimiz anlamına gelmiyor” demekten yanayım.

Ama unutmayın, bu aslında bizlere değil, Cenevre öncesi ve sonrası Batı kamuoyunu etkilemeye yönelik bir rapor. Biz ise zaten kutuplaşmış, ruhen bölünmüş bir toplumuz. Fikirler de dil de çoktan katılaştı. Haliyle siz, Sayın Okur, muhtemelen dün Suriye meselesine hangi cepheden bakıyorsanız, bu raporu okuduktan sonra da aynı cephede olacaksınız. Haksız mıyım?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89