• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 12 °C

Karker Encü'nün hikâyesi...

Nihal Bengisu Karaca

"BenKarker Encü'yüm.

Bilirsiniz, yeni doğan çocuğun göbek bağı kesilip nereye atılırsa çocuğun o işi daha iyi yapacağına inanılır. Ailemin göbek bağımı alıp üniversiteye götürme fırsatı olmamış maalesef, kim bilir ben doğarken babam ne iş yapıyordu.

Herkesin ırgat gibi çalıştığı buralarda, benim göbek bağımı, alın terlerini karıştırdıkları hasadın içine atmış olmalılar ki kendimi bildim bileli çalışırım.

O yetmemiş, tutup adımı da Karker koymuşlar. İsmiyle müsemma olmak, bu olsa gerek.

Karker yani işçi, yani emekçi, yani toprağın, buğdayın, başağın ve buralarda çokça 'kaçağın' adamı. Çobanlık, dükkânda çıraklık, inşaatta ustalık ve en son, sınırda 'kaçakçılık'...

Geçenlerde köyden gurbete düştü yolum. Çalışmak için elbet. Lakin şu özlem yok mu... Annemi özledim, babam gitmedi gözümün önünden, kardeşim Özlem burnumda tüttü ve dayanamayıp geri döndüm.

Bize 'kaçakçı' denilse de bu işi yapacak, gece gidecek ama dönüp yine ailemin arasında olacaktım. Devletin deyimiyle kaçakçılık yapacaktım ha. Ama Allah da biliyor ya benim için kaçakçılık değil, ekmek kavgası bu.

Devlet nezdinde Selahattin Encü'yüm. Annem Karker, kimliğim Selahattin diyor. O 34 kişiden biriyim. Cenazesi en son kaldırılanım. Özlemlerimi soğuk toprağın bağrına gömen ve katırıyla birlikte ölenlerdenim....

Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var:

Eğer beni öldüren bombalar adaleti de öldürmediyse...

Adalet talep ediyorum...

Herkesin hakkı değil mi adalet?

Yoksa, o kocaman, pahalı bombalarını beni öldürmekte harcadığı için devletten özür dilemeli, hedefi şaşırmayıp beni öldürdüğü için Genelkurmay'a teşekkür mü etmeliyim!?"

İNADINA ADALET

Yukarıdaki hikâye, bombardımanda ölen köylülerin verdiği gerçek bilgiler kullanılarak yazıldı.

Selahattin, ismi diğer Karker Encü 28 Aralık'ta devletin, aldığı yanlış bilgi üzerine öldürdüğü 34 köylüden biriydi. Kaçağa giden köylüler, PKK sempatizanı bile değillerdi, "Bölgede bir savaş var" diyenlere nazire yapmak gerekirse "savaşçı" değillerdi, asimetrik savaş terminolojisiyle söylersek "terörist" değillerdi. Boğazlarından geçen lokmanın ve bu lokmaların nereden geldiğini yıllardır bilen devlet düzeneğinin orta yerinde, devletin bombalarıyla can verdiler.

Ölen terörist ya da savaşçı olmadığında, sivil ve sıradan insanlar öldüğünde bu büyük bir kusur olur. Kusurun hakkından gelecek olan ise ancak samimi bir özür ve telafi arzusudur. Emine Erdoğan'ın, o da daha birkaç gün önce gidip gönül alması, dertlilerle dertlenmesi önemlidir elbette, ama gerçek şu ki, devletimiz özür dilememiştir.

Mazlum-Der, İHD, Eşit Hakları İzleme Derneği ve Başkent Kadın Platformu bir araya gelerek "Roboski'ye Adalet" adlı bir platform oluşturdu ve "Sınırlara inat adalet!" sloganı altında bir kampanya yürütmeye başladılar. Öldürülen kişilerin yakınlarıyla görüştüler ve bu kişilerin trajedisini hikâyeleştirdiler. 20 Şubat'tan beri köşelerini bu hikâyelere açabilecek köşe yazarlarıyla irtibat halindeler.

34 günde 34 kişinin hikâyesini ulusal basında yer alan yazarlar eliyle duyurmayı hedefliyorlar. Hikâyeler internet siteleri ve yerel basın eliyle de dolaşıma sokuluyor ve her biri Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı'na gönderiliyor. Son aldığım bilgiye göre Roboski Köyü'nün verdiği kurbanlara ve yakınlarına dair bir belgesel çalışması da gündemde. Belgesel Ümit Kıvanç tarafından yapılacak.

Amaç, sorumluların bulunması ve cezalandırılması. Bunun için gerçek bir çaba ve gerçeğe dair sahici bir arayış gerekiyor. Roboski'ye Adalet Platformu'nun elde etmeye çalıştığı şey de devleti bu çabaya icbar edebilecek tek şeyi, toplumsal duyarlılığı harekete geçirmek. 28 Aralık'tan bu yana olanları, hadisenin hızla kim kimin altını neden oyuyor tartışmalarına döndüğünü, Uludere'nin devlet içindeki unsurların birbiriyle hesaplaşmanın nesnesi haline gelmesini ve büyük kavgalar altında hızla eriyip küçüldüğünü hatırlarsanız, Uludere'ye odaklanmış bir duyarlılığın ne kadar kıymetli olduğunu da anlarsınız.

Doğru, her meselede elimizi kolumuzu bağlayan ince hesaplar, külahlar, ajandalar, dokunulmazlıklar var. Tam da bu nedenle "Sınırlara inat adalet" diyebilmek lazım. Roboski kurbanlarını unutmamak, unutturmamak lazım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89