• BIST 90.383
  • Altın 144,560
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 8 °C

Kardeşlerini yerken biten 'devrim'

Ferhat Kentel

Ne kadar saçma, ne kadar zor, ne kadar umut kırıcı… Ve ne kadar umut yaratan günler yaşıyoruz. Hep beraber bu kadar tepişmenin, bu kadar düşmanlaşmanın altında kalma riskini yaşıyoruz. Ve hep beraber siyasal kültürümüzün bu kadar sefilleşmiş halini gördükten sonra, ve yanı sıra yolsuzlukların bu raddeye geldiğini gördükten sonra herhalde artık başka bir aşamaya, daha iyi bir aşamaya geçeriz; biraz olsun kendimizle hesaplaşır, biraz olsun yüzleşiriz diye umutlar besliyoruz.

Evet, tabii umut her zaman var. Var ama siyasetin bu kadar öldürücü olduğu bir hale, bu kadar güçlü bir güvensizlik ve düşmanlık duygusuna nasıl geldik?

Düne kadar Gülen Cemaati’ne karşı laikçi çevrelerden gelen her türlü eleştiriyi anında reddeden aparaçikler nasıl olduysa âniden Gülen düşmanı kesildiler. Nasıl bir anda bu kadar güvenmez oldular? Ne değişti dünden bugüne? The “cemaat” düne kadar devlet içinde “örgütlü” değil miydi? Yoksa o zaman “bizim işlerimizi” gördüğü için çok da dert etmiyor muyduk?

Ya da bir anda “cemaatçi” kesilenler? “Müslümanların hakkına hukukuna saygı duyalım” diyen, “İslami hareketin demokratikleştirici özelliğine vurgu yapan her solcuyu, demokratı, liberali düne kadar her fırsatta “Fetocu”, “F tipi” diye yaftalayanlar, bugün nasıl oldu da “Cemaat”in polislerinin “AKP’nin yolsuzluğu ortaya çıkartma” faaliyetlerini güvenilir bulup üstüne atladılar?

Oysa şu son bir kaç yıl öncesine kadar bu memlekette siyaset güçlenmiş; siyaset alanı genişlemişti. Toplum belki de gerçekten doğru dürüst konuşmaya başlamıştı. Askeri vesayet gerilemiş, sokaklarda insanların durup dururken öldürülme tehlikesi, faili meçhule gitme riski neredeyse yok olmuştu.

Ama o günden beri bir şeyler oldu. Önce 12 Eylül 2010 referandumu, sonra 2011 seçimleriyle birlikte başka bir ruh haline geçti bu memleket Başbakanımız Erdoğan’la birlikte. Gerim gerim daha da çok gerildik o zamandan bu yana…

AKP iktidara geldiğinde 10 yaşında olan çocuklar AKP’nin “ustalık” döneminin (ya da AKP devriminin ‘Thermidor’u.” Bkz. Taraf, 05.11.2011) gençleri oldular. Onlar ne 12 Eylül’ü, ne 28 Şubat’ı ne de AKP’yi ilk yıllarındaki devirme operasyonlarına doğru dürüst şahit olabildiler.

Ama “devrim oldu, yaptık işte; daha ne istiyorsunuz?” diyen ve bu şekilde ihtiyarlayan AKP ve etrafında hızla yükselen yeni sınıf mesela Gezi’yi hiç anlamadı. Bu gençleri hiç anlamadılar ve habire “eskiden yağ yoktu, gaz da yoktu, kuyruklar bile vardı; haddinizi bilin, şükredin” kıvamında fırça çektiler sağa sola. Türkiye’nin demokratikleşmesinde pili bitmekte olan bir AKP’ye yeni bir enerji ve atılım verecek olan Gezi hareketi şeytanlaştırmanın malzemesi oldu. 27 Mayıs’larda, 28 Şubat’larda her zaman bir takım şeytanlar bulunduğu gibi.

Sosyal medyada, sanal alemde toplu saldırılar; paranoya yaratıcı haberler… Bir zamanlar Erdoğan, Gül, başörtülüler hakkında uydurulan asparagas haberler “Geziciler” nezdinde bir düşman kategorisi yaratılarak, salvo ateşine girişildi.

Otoriter dil her yerde boca edilirken, Kemalistlerin vazgeçilmez referansı “karşı-devrim” teranelerini piyasaya sürdüler habire… Düne kadar jakoben devletin borazanları olan Çölaşan’ların, Özdil’lerin yerini alan yeni aparaçik yazarlar, tazelenen devletle eklemlenen yeni jakobenlerin borazanı oldular. Bunlar büyük bir kibir, bilgiçlik ve aşağılayıcı bir dille eskilerin yöntemlerini de (bel altı vurmalar vs.) sahiplendiler (Çölaşan sürekli “liboşlardan” bahsederdi mesela; şimdikilerin bazıları da aynı tarzla sürekli “liberallere” çakmaya çalışıyor). Aynı onlarınki gibi, damarlarına işlemiş Kemalist bakışla her şeyi bildiklerini düşünüyorlar.

Sürekli Gezi’nin arkasında komplo arayanlar, başta Erdoğan olmak üzere, bizzat kendileri “komplo” oldular. Gezicilerin ulusalcılarla, darbecilerle, Sözcü gibi gazetelerle yan yana düştüğünü söyleyip, Gezi’yi “karşı-devrim” ilan ettiler. Ama kendilerinin Yiğit Bulut gibi bir adamla, Akit gibi gazetelerle, “kahrolsun demokrasi” diye bağıran insanlarla aynı safa düştüklerini görmezden geldiler.

Nasırlaşmış vicdanlarının gözlüklerinden bakıp, “devrim adına”, devletle 20 yaşındaki genci aynı kefeye koydular. İktidarı her alanda toplumu dinlemeye çağıranları “steril” olmakla eleştirenler, steril muhalefet diline kızanlar muhalefetin steril olmasını istediler; muhalefetin tutarlı olmasını, aralarından pislikleri temizlemelerini, “bunu böyle, şunu şöyle yapmalarını” buyurdular.

Kendi savunduklarını herkesin savunmasını istediler. Farklı cümlelere tahammül edemediler. Mesela Kemalizm’i eleştirmeyi öğrendikleri adamlara hakaret ettiler. Bugün demokrasi benzeri bir hava kokluyorsak, “AKP’nin çok hoşumuza giden” demokrasi hamleleri olduysa, bunun Murat Belge gibilerinin (eksiğiyle gediğiyle) verdikleri mücadele sonucu olduğunu unutanlar Murat Belge’yi eleştirmek yerine Çölaşanvari biçimde aşağılamayı seçtiler.

Düne kadar şeytan olmadıklarını ispat etmeye çalışanlar, bugün 28 Şubatçıların mantığıyla, taktikleriyle hareket edip, şeytanlaştıran dili yeniden ürettiler.

Bunlar inanılmaz bir kibirle, 28 Şubat’ın Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinin, TV programcılarının edasını yüzlerine yapıştırmış, alenen 28 Şubat’ın paranoyasına benzer bir senaryo yazıyorlar: “AB fonlarından alınan destek vs. ile büyük bir kalkışma hazırlanıyor” Yani “kökü dışarıdalık” teorisi yeni zaman devrimcilerinin de söyleminin doğal bir parçası haline geliyor…

Ve şimdi bugün yükselen yeni sınıfın “devrim”indeki sorunlara bir iki laf etmeye çalışanları acilen “karşı-devrim” saflarına itmeye çalışan aparaçikler, bütün devrimlerin alfabelerini –kardeşleriyle birlikte- yeniden yazıyorlar: kendi kardeşlerini yiyorlar.

Üstelik ne yemek! Kıran kırana… Acımasızca… Beddualar, “inlerine gircez”ler gırla gidiyor.

Ve işte Cemaat-AKP kavgası diye görünen “olay”la bugüne geldik. Ve ortalıkta izan, edep diye bir şey kalmadı.

Evet bugün itibariyle devrim bitmiştir. Ama aparaçiklerin lafını ettikleri karşı-devrimin saldırısı karşısında biten bir devrim değil bu… Sovyetler’de “Beyazlara” karşı değil; Kronstadt Ayaklanması’na, Sakharov’lara, Soljenitsin’lere; Fransa’da Danton’a karşı; İran’da Halkın Mücahitleri’ne ve komünistlere karşı kazandığı anda biten bir devrim bu… (Serbastiyet)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89