• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 1 °C

Karaman’ın Fetvası Ondan Çıkar Sevdası

Yavuz Delal

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar, helâlı bize şimdi fetvayla mı haram yapacaksınız?

Öyle sanıyorum ki, çoğu insan sert ve insafsızca eleştirilerde bulunduğumu düşünüyor. İyi niyetliler de yazılarımdaki mesajın bu sert üslubun gölgesinde kaldığına ve dolayısıyla amacına ulaşmadığına inanıyor.

Ben ise bunun aksini düşünüyorum.

Çünkü eleştiri, üstelik hayati konudaki bir eleştiri, eleştiri konusunda kabızlık çekenlere, kendi doğası gereği sert ve insafsızca görünür. Yazılarımı sert bulanlar bilsinler ki, bu onların suçudur benim değil.

Mesajın üslubun gölgesinde kaldığını düşünen dostlar da bilsinler ki, derdi mesaj olan hiçbir gölgeye aldırış etmez!

Sertmiş!

Ehmedê Xanî bize tarihin derinliklerinden; 1690’lardan şöyle haykırıyor!

“Benim derdim ile senin derdin arasında, Doğu ile Batı arasındaki kadar fark var. Ateşi açıkça gözüken Doğu sensin, ben ise ateşi içinde olan Batı’yım. Benim sürekli can damarım yanıyor, senin ise yalnızca dilin yanıyor. Benim başımda alevler, kalbimde ise ona karşı ruhumun savaştığı köz var.”

“Baştan aşağıya paramparça olmuş varlığımı sağlam sanmayasın! Vücudum dilim dilim sınırlarla çizilmiş ve her sınıra bölünmüş parçam nokta nokta olmuş! Dertler bütün noktaları doldurmuş; ve sen, buna rağmen bana niye inliyorsun mu diyeceksin!

 Hey zalim; benim içinde bulunduğum bu halimi sormayacaksın da, hala niye inliyorsun demeye devam mı edeceksin!”*

Yüzyılı aşkındır Kürtler hak talebinde bulunuyor. Bu yolda ölüyor, yakılıyor, yıkılıyor, sürülüyor.

Hak talebini lanete, soysuzluğa ve katliama mahkûm eden ulema ve şürekâsı sert ve insafsız değil de, bunu ifşa edenler mi sert ve insafsız oluyor?

Kimi “kökünü yakıp yıkın” der, kimi “bölünmek-birleşmek haramdır” der, beriki “tefrikacıları cezalandırın” der, yekdiğeri “bu ırkçıların sorunudur” der, kimi “egemenlik hakkı peşinde koşmak zalimliktir” der.

Kimi de, “zulüm mazlumu haklı kılar” der, ama Filistin’de doğru söyler, Kürdistan’da şaşar!

Evet bunlar yumuşak, ama biz sertiz!

Biz sıkıntıyız!

“Kürt sorunu” TC’nin sıkıntısıydı. Er meydanını boş bırakmayıp yazıp konuşmaya başladığımızdan buyana da, bizler, İslamî camianın “Kürt sorunu”ndaki kör ve topal ulemasının, aydınının ve STK’sının sıkıntısı olduk. Allah’a hamdolsun!

Zalimin, hainin, sihirbazın, hokkabazın, dini eğip büken Bel’am’ın, kitap yüklü merkebin sıkıntısıyız! Karaman ve koyunlarının oyununu bozan sıkıntılarız!

Biz olmasaydık rahat olacaklardı, neyleyeyim ki varız! Allah’a hamdolsun!

“Kürt sorunu” üzerine İslami Kürtler konuşmaya başlayınca bunların bütün retorikleri zir u zeber oldu. Bütün retoriklerine tersinden inanmaya başladılar.

Ulusal sınırlara karşı oluşturdukları ümmet retoriğini, Kürtler “biz de varız” deyince hemen eğip büküp resmi ulusal sınırları birer ümmet yaptılar. Kürtler konuşmaya başlayınca “ümmet” putlarını yemeye başladılar.

Şimdi ”ümmet” putuyla besleniyorlar. Bir kısmı da inşa ettiği “adalet” putuyla bir müddet idare edecek.

“Ümmet ve Adalet putu”

Bu “ümmet ve adalet” putçuları İşe Kürtlerin egemenlik hakkını karıştırdığınız zaman ümmeti Kürtsüz, Firavunu da Musa’sız anlayıp okurlar!

Hepsine yeni putlarıyla mutluluklar dilerim. Ama çok sürmez, doymayınca çark ederler. (Yeter ki biz pes etmeyelim).

Çünkü “Kürt sorunu” Türkiye’de, ne yıkılmaz sanılan paradigmaları paramparça etti. “Ümmet ve Adalet putu” da fazla dayanmaz!

“Kürt sorunu” onların helakı olacak! Suriye’ye, bir kısmı TC’nin diğer kısmı da İran’ın müfessiri olarak niye sarıldılar sanıyorsunuz. “Kürt sorunu” helakından kurtulmak için!

Velhasıl Allah’ı bırakıp kendi uydurdukları “ümmet ve adalet putuna”** taptıkları ve Allah’tan korkmaz ve kuldan utanmaz oldukları için, bizim ulusalcı olduğumuzu söylemelerini yadırgamıyorum. Ne diyeyim, kişi kendi gibi sanırmış herkesi! Belki de, onları fantezileriyle baş başa bırakmak en iyisi!

Fetva’nın sevdası

Kürtlere söylemek istediğim şey şu; bu aklı evvellerin “batıl” fetvalarını eleştirmek için ilahiyatçı olmak şart değildir.

Bir müftü, “anneni tek başına yürürken gördüm, onun için onu öldürmen vaciptir” diye iftâ etse, bunun saçmalığını anlamak için ilahiyatçı olmak gerekmez.

Kerkük’ün “ümmet” adına Kürdistan’a bağlanmaması yönünde yapılan iftâ’nın bundan hiçbir farkı yoktur. Çünkü bunlar, uzun bir zamandır (en az yüzyıldır) ümmet yok deyip duruyorlardı. Nasıl olduysa ümmeti gökte ararlarken birden Irak, İran, Suriye ve Türkiye ulusal sınırlarında buldular. Bu sınırların ortak noktasının Kürtler ve Kürdistan olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı?

Aslında, yüzyıldır ümmeti arayanlara ümmeti buldurduğu için onların Kürtlere minnettar olmaları gerekir.

Kürtler sayesinde kaybettikleri ümmeti buldular. Üstelik bir ümmet değil, her birine yedekte ayrıca üç ümmet daha kazandırdık. Mesela, Türkiye’dekilere Suriye, Irak ve İran ümmetlerini!

Büyük devlet olma sevdasına “ümmet” adına iftâ edileni dikkate değer bulmak, İslamî Kürt camiasını aldatacaksa eğer, şunu hatırlamalarını isterim: Ümmet adına iftâ edilen “bölünmeye giden yol kapatılmalıdır” fetvası, aslında kendilerinin geçmiş özlemlerini geleceğe taşıma sevdalarından başka bir şey değildir.

Geçmişte nasıl dünya üzerinde tekebbür edecekleri bir imparatorlukları var idiyse, şimdi de dünya üzerinde güçlü bir ulus devlet arzusundalar. Ve fakat bu arzuya Kürtler takoz koymaktadır. Budur kabullenemedikleri ve budur fetvayı gerekli kılan temel etken!

Büyük devlet olma sevdası kara bir yanılsamadır. Ama varsın baş başa kalsınlar kara sevdalarıyla!

Bu fantastik dörtlüye cevap bekleyen sorumuz şu olsun bizim; hadi Kürtlerin egemenlik hakkı talebinin ümmetin bölünmesi sonucunu doğuracağını kabul edelim!

Peki;

Nasıl oluyor da Kürtlerin hak talep etmesi ümmeti bölüyor?
Neden bir hakkın yerine gelmesi ümmeti güçten düşürüyor?
Bu nasıl bir ümmettir ki, Hak geldiğinde Zail oluyor?

"Teşekkür"

Karamanın oyununu bozan ve oyunu bozduğu için de, koyunları tarafından karşı atağı gerekli kılan başta Değerli Yakup Aslan’a, Veysel Yenigün’e, Mustafa Naim Hoca’ya ve basın açıklamasıyla fetvayı kınayan Mazlumder’e sonsuz teşekkürler…"

Kınama-Serzeniş

Saygı duymak için kendimi zorladığım İslamî Kürt camiasından kimi aydın ve gazetecilerin kraldan çok kralcı kesilmeleri üzüntü vericidir.

Karaman’ın yazısı 19 Nisan’da yayımlandı. 22 Nisan’da ilkehaber.com’da Yavuz Delal, hinishaber.net’te de Veysel Yenigün bu hadsizliği Kürtler ve İslamî bakış  adına eleştirerek tartışmayı başlattı.

Bunun bilinmesini, kimi “kralcı” Müslümanların yalan söyleyerek günaha girmelerine engel olmak için gerekli gördüm!

Karaman’a tepkinin ulusalcı Kürtler’den geldiğini söyleyenleri ise, kınamaya gerek görmüyorum!

Herkes bilsin ve duysun, er meydanı boş değildir.

Dostumuzun Dostuyuz!

Görmeyeni Görmez, Söylemeyeni Söylemeyiz!

Din yoluyla; “Kürt sorunu”nda tarlayı tersinden sürenler, karşılarında bizi bulacaklarından emin olabilirler!

*“Bir İslam Âlimi Olarak Ehmedê Xanî ve Kürdî Muradının Kur’anî Dayanakları” adlı kitabımızdan; Mem û Zîn, 30. bölüm 4-7 ve 15. bölüm 38, 39, 41 ve 49. beyitleri sadeleştirilmiş olarak.

** Allah’ı bırakıp kendi uydurdukları “ümmet ve adalet putuna” tapmak, Kur’an ve Sünnett’ten intaç ettiklerini ileri sürdükleri ümmet ve adaleti, Kürt sosyo-politiğinden bağımsız oluşturmaktır.

  • Yorumlar 13
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89