• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 0 °C

Kaostan kosmos çıkarabilmek

Nabi Yağcı

Çok hareketli olacağı kesin olan kışı beklerken, sıcak yazı arkada bırakıp fırtınalar, sağanaklar, sellerle gelen hüzünlü sonbaharı yaşıyoruz. Yine insanımız akılsız yapılaşmaların, yerleşmelerin, insandan önce kârı öne alan anlayışların faturasını maddi ve manevi acılarla ödemekte.

Bir ülke yalnız ekonomisiyle değil ekonomiyle eşzamanlı olarak insanın hayatına verdiği değerle büyür. İnsanı sellere kaptıran, savaşlarda telef eden bir ülke için “büyük ”sözcüğüne günümüz dünyasında yer yok. Büyüyen olabilirsiniz, şimdi Türkiye’nin durumu gibi, ama “büyük” olamazsınız. Geçmişte Demirel’in “Büyük Türkiye” masallarıyla büyüyen(!) bu ülkenin insanının artık sloganlara karnı tok. Günümüz dünya gerçeği de bunu söylüyor. Halklar bugünlerini gelecek güzel günlere feda etmeme bilincine vardılar. En önemlisi “iş ve ekmeği özgürlükle birlikte” istiyor olmalarıdır. Arap Baharı, Amerika’da sokağa dökülen binlerce insanın verdiği açık mesaj bu. Her tür yorumu fazlalık derekesine düşürecek ölçüde açık...

Oysa yüzlerce yıl önce insan bir bütündü, akıl ve ruh, madde ve düşünce birbirinden ayrılıp insan parçalanmamıştı. “Her şey insan için” idi. Şimdi yeniden ama gelişkin bir yeni düzlemde ‘her şey insan için’e tekrar dönüyoruz. Ve artık her şey insan için de değil “her şey canlı yaşam için”e varmış olarak.

Kendi putlarını yaratıp yine kendi kıran insan

Günümüze dek gelen insanlık tarihini böyle özetlemek mümkündür. Put yalnız dinsel alanın bir simgesi değildir, para, mülk, statü, devlet, millet, din, ideoloji yabancılaşma efekti yarattığı ölçüde puttur. Sanayi toplumunun putlarını yaratan da insandı şimdi kendi yarattığı putları yıkmaya çalışan da yine insan.

Putların yıkılmaya başladığı zamanlarda toplumlar kaotik bir hâl alıyor. Eski, sancılı biçimde sarsılıyor, yeni sancılı doğum içinde.

Yirmi birinci yüzyıla girişte bugün yaşadığımız alt-üst oluşları böyle görmek yanlış olmaz. Sanayi toplumunu “Her şey kâr için, her şey devlet-millet için” şiarıyla özetleyebiliriz. Bu şiar etrafında yaratılan düzen, başka deyişle kosmos bugün şiddetli biçimde sarsılıyor ama henüz ayakta. Bu şiddetli sarsıntının yarattığı durum ise yeni bir kaos.

Kaos bir kargaşa ve belirsizlik halidir. Adını Yunan mitolojisindeki Khaos adlı Tanrı’dan alır. Tanrılar savaşını anlatan bu mitolojiye göre savaştan sonra Olimpos Dağı’nda oturan Tanrılar yeniden düzenlerini (kosmos) kurarlar.

Kaos bir fizik kuramına verilen addır aynı zamanda. Bir sigara dumanının havadaki salınımı örneğiyle açıklanır. Dumanın havada izlediği yol ve aldığı şekiller birbirinden bağımsız, düzensiz hesaplanması zor pek çok etmenin sonucudur. Hava sıcaklığı, hava basıncı hatta odada uçan bir sineğin yarattığı esinti gibi... Hangi değişim dinamiğinde hangi değişkenlerin, parametrenin esas alınacağı bilinemediği durumlar için kaos kuramı yaratılmıştı. Günümüzde bilgisayar teknolojisinin bu bilinemezlerin hesaba dâhil edilebilmesini bir devrim niteliğinde kolaylaştırdığına kuşku yok ama mesele toplumsal değişim olduğunda insanların davranış nedenlerini kestirmek hava hareketlerinin dinamiklerini anlamak kadar kolay bir mesele olmadığı da bir o kadar açıktır. Bu nedenle kaos kuramı sosyal alanda da geçerlidir. Her şeyin önceden hesap edilebilir olduğu düşüncesine dayalı modernizmin rasyonalist-pozitivist felsefesini çürüten sosyolojik bir kuramdır aynı zamanda bu kuram. 

Eğilimleri doğru görebilmek şartıyla

Kaos kuramı yanlış anlaşıldığında, determinizmi eleştiriyorum derken insanı bilinemezciliğe sürükleyebilir. Oysa doğru anladığımızda bu kuram tek tek ülkelerin, halkların, toplulukların, çevrelerin, bireyin, her birimizin değişim dinamiğinin birer parametresi olabileceğini söyler. Yani süreçlere aktif müdahale rolünün önemini gösterir. Yalnızca önemini değil.

Eğer kaotik bir tarihsel zaman içindeysek duruma müdahale kapasitemizin düne göre çok daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.

Etkili bir müdahale ancak değişimin dilini çözmekle mümkün olabilir. Bu ise yeni bir kuramsal düşünce ve ona dayalı analizlere olan ihtiyacı söyler.
Değişmekte olan dünya için pek çok kuramsal tez ileri sürülmüş olsa da bunlar ancak birer tezdir. Daha bütünsel kuramsal analizlere varmada bu tezler çok önemlidirler ama tez oldukları unutulmak kaydıyla.

Bu tezler içinde kendimin de doğru görüp katıldığı en önemli tez zamanımızın ruhunun küresel (enternasyonalist) olduğudur. Ve bağlı olarak “Her şey kâr için, her şey devlet, millet için” paradigmasının artık dinamizmini ve zamanını yitirdiğidir. Başka deyişle ulus-devlet paradigmasının artık sonuna gelindiği tezidir bu.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89