• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

Kanlı bayram

Oya Baydar

Biliyorum, başlık bayrama hiç uymadı ama ne yazık ki hayatın gerçeğine uyuyor. Kurban kesmekten söz etmeyeceğim; kurban geleneği, tanrıların gazabından onlara kurbanlar sunarak kurtulanacağına inanılan on binlerce yıllık kan kültürünün günümüze kadar süregelmiş bir uzantısı, yani bir inanç meselesi. İnsan kurban etmekten hayvan kanı akıtmaya geçiş insanlığın uygarlaşmasında ileri bir adım sayılıyor; ve kurban geleneği, başta İslamiyet olmak üzere bazı Doğu inançlarında hâlâ sürüyor. 

“Kanlı bayram”, derken Ortadoğu’dan Afganistan’a, Pakistan’a uzanan İslam coğrafyasında Kurban Bayramı’nda da hızını kesmeyen kan ve zulümden söz ediyorum. Eskilere gitmeyin; son on günde Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Pakistan’da akan kanı hatırlayın. Çatışmalarda öldürülenler bir yana, ihtihar saldırılarının, canlı bombaların, terör eylemlerinin kadın, çocuk olan sivil kurbanlarını hatırlayın. Bayramın ilk günü Irak Kerkük’te, Afganistan’da Pahtiya’da bayram namazı çıkışında cami önünde teröre kurban giden onlarca ölüyü, yaralıyı hatırlayın. Burnumuzun dibinde, Suriye Kürdistanı Rojava’da halka yönelen vahşi cihadçı saldırılarda ölenleri, ırzına geçilen kadınları kızları, Salih Müslim’in çatışmada öldürülen oğlu Şervan’ı hatırlayın. (Siz de hatırlayın Sayın Başbakan; siz ki Mısır’da Adeviye Meydanı’nda bir keskin nişancının kurşunuyla öldürülen Esma için televizyon ekranlarında gözyaşı dökmüştünüz, El Kaideci bir Cihadçının vurduğu Şervan’ı da hatırlayın.)

Kanlı örnekler ne yazık ki bu köşeye de benim belleğime de sığmayacak kadar fazla, bayram boyunca da artacağa benziyor. Kimileri hayvanla yetinmeyip Kurban Bayramında insan kanı dökmeyi de sevap sayıyor anlaşılan. 

İslamofobiyi körükleyen kim? 

Batılı Doğulu, Müslüman Hıristiyan sağduyulu, vicdan sahibi herkesin karşı olduğu, yaygınlaşıp medeniyetler çatışmasına, en azından Müslümanlardan nefrete dönüşmesinden endişe duyduğu İslamofobiyi Batılı hastalığı ve hoşgörüsüzlüğü olarak lanetlerken bu korkuyu ve tepkiyi neyin körüklediğini hiç düşünüyor muyuz? Belki düşünüyoruz da, özellikle de İslamî kesimler, açık yüreklilikle tartışma cesaretine sahip miyiz?

Batı’nın Türk ve İslam korkusunun temeli Hun ve Moğol istilalarından başlayarak Müslüman Arap, sonraları da Osmanlı fetihlerine dayanır. İslam dünyasında Hıristiyan Batı düşmanlığının kökleşmesinde ise Haçlı seferlerinin izlerini görmek mümkündür. Avrupa’da “Türkler geliyor!” çığlığının, annelerin çocuklarını “barbar Türkler”le korkutmasının, dinî ve laik Batı metinlerindeki vahşi (Müslüman) Türk imajının tarihi, pek eski değildir, şunun şurası beş altı yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. 

Hiçbir kavmin, hiçbir fütuhatçı ordunun, hangi din adına olursa olsun hiçbir cihadçı gücün barbarlıkta, vahşette, savaşta, kan dökmekte, insanları kılıçtan geçirmekte, yakıp yıkmakta ötekinden geri kalmadığı dönemlerdir bunlar. Haçlıların zulmünün, vahşetinin Müslüman cihadçılardan geri kalmadığı bilinir. Ancak, “çağdaş uygarlıkta” iktidar ve yayılma savaşları artık farklı yöntemlerle yürütülüyor. İnsanlar, kitle imha silahlarıyla daha kibar ve şık (!) şekilde öldürülüyor, halklar çoğunlukla inceltilmiş yöntemlerle dize getiriliyor. Batı’da olsun Doğu’da olsun, tutsak edilen düşmanın oracıkta kazığa oturtulması, kafasının kılıçla uçurulması, boğazına bıçak dayayıp hayvan boğazlar gibi kıtır kıtır kesilmesi, cihad ve zafer uğruna her türlü vahşetin mubah sayılması, hele de bunun din uğruna, inanç uğruna yapılması ilkel barbar vahşet kabul ediliyor. 

Böyle bir vahşetin, gözü dönmüş fanatik saldırganlığın, çoluk çocuk bir halkı başka inançtan, başka etniden, başka kabileden olduğu için kanla, ölümle yok edilmesinin örnekleri, ne yazık ki günümüzde de görülüyor. Ruanda’yı, Sudan’ı hatırlamamız yeter. Ama son on beş yıldır bu türden bir vahşet ve şiddetin tekeli, kendilerini Müslüman olarak tanımlayan, İslamiyet uğruna cihad bayrağı açtıklarını ilan eden El Kaide ve benzeri hareketlere geçmiş durumda. 

Bu noktada, El Kaide ve benzeri İslamî cihadçı hareketleri, grupları, orduları emperyalist Batı’nın besleyip büyüttüğü, sonra da kendi yarattığı canavarın saldırılarıyla karşı karşıya kaldığı gerçeği, durumu değiştirmiyor. 11 Eylül sonrasında görünür hale gelen tehlikenin Afganistan’dan başlayarak Suriye’deki savaşla birlikte bütün Ortadoğu’ya, Arap yarımadasına, Mali’den Somali’ye, Yemen’e, geniş bir coğrafyaya yayılmakta olduğu, kafasını kuma, daha doğrusu kendi dar görüşlü bağnazlığına gömenler dışında herkesin mâlumu. 

Ne yazık ki İslam dünyaya güzel yüzüyle değil, kod adı El Kaide olan, pek çok benzerleri ve türevleri bulunan kan, şiddet ve vahşet görüntüleriyle yansıyorsa İslamofobiyi yadırgamamak gerek. Cihadçı şiddetin, Selefî akımların ardındaki zihniyetin Batı’nın abartması, uydurması değil gerçek olduğunu görmek gerek. Dinî duyarlılıklara dokunduğu için Müslüman dünyanın kabullenmekte güçlük çektiği, yok saymaya veya ama’larla sığınarak gerekçelendirmeye çalıştığı çağdışı saldırganlığın insanları ürkütmesini, dehşete sürüklemesini anlamak ve İslamofobiyi kınarken, lanetlerken “İslamofobiyi körükleyen nedir” diye düşünmek gerek. 

Bir insanı öldüren insanlığı öldürür 

Dinler, ideolojiler, inançlar kitaplarında yazılanlara, kaynaklarındaki düşüncelere, söylemlere uysalardı, dünya barış ve kardeşlik cenneti olurdu. On emrin ilki “öldürmeyeceksin”dir, ama o gün bugün kaç milyar insan öldürüldü. Kitabında, “Kim bir insanı öldürürse.........o sanki bütün insanlığı öldürmüştür” yazan (Maide suresi, 32. ayet) bir dinden bunca vahşet, zulüm nasıl çıktı? Daha da önemlisi 21. yüzyıl dünyasında kanlı terör örgütleri kendilerini İslamiyete bağlarken, İslamiyet adına cihad ilan ederken; vahşetlerini, cinayetlerini İslam ile aklarken İslam âlemi neden suskunluğa gömüldü ya da cılız eleştirilerle yetindi? Siyasî hesaplarla mı, korkudan mı, basiretsizlikten mi, yoksa Müslüman muktedirler İslamiyetin ruhundan koptukları için mi? Belki de hepsi birden ama hangi nedenle olursa olsun İslamofobinin yaygınlaşmasında, şiddetin artmasında, İslamiyetin hem ruh hem de imaj olarak yıpranmasında payları büyüktür. 

İslamî bayramları bile kanla sulayan gözüdönmüş zihniyetin dinlerini, inançlarını lekelemesinin, korku nesnesi haline getirmesinin önüne geçebilecek olanlar, benim gibi hariçten gazel okuyanlar değil gerçek Müslümanlardır. Bu sesin artık İslam dünyasından güçlü şekilde yükselmesi gerekiyor. Aynı zamanda, El Kaide ve benzerlerini kendi siyasetleri doğrultusunda kullandıklarını sanan iktidarları da güçlü şekilde uyarma görevi Müslümanlara düşüyor. 

Somutlayalım: Batı, özellikle de ABD, bölge üstünlüğü adına radikal İslamı Sovyetlere, komünizme karşı kullanmak için büyütüp desteklerken nasıl kendi yarattığı canavarın kurbanı olduysa ve olacaksa; bölge üstünlüğü, batağa saplanan Suriye politikasının kurtulması ve sınırındaki Rojava’da Kürt oluşumunun engellenmesi amacıyla Müslüman AKP iktidarının radikal terörist İslamcılardan medet ummasının da böyle kötü bir sona varacağı uyarısının Müslümanlardan, yani kendi mahallelerinden gelmesi gerekiyor. 

İslamofobi; cılız aklamalarla, şık olmamış’larla, ama’larla, “çocuklar biraz aşırıya kaçmışlar” söylemleriyle değil, kan ve şiddet doğuran cihadçı radikallerle araya aşılmaz mesafeler koyarak ve onlarla mücadele edilerek yenilebilir ancak. Bir yandan El Kaide’yi, El Nusra’yı besleyip desteklerseniz yarattığınız canavarın kurbanı olursunuz. Bu uyarının muhataplarını etkileyecek ses, hepimizin, Türkiye demokrasi ve barış güçlerinin sesidir ama, koroda inanmış gerçek Müslümanların sesinin herkesten yüksek çıkması gerekmez mi?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89