• BIST 73.600
  • Altın 132,411
  • Dolar 3,5398
  • Euro 3,7975
  • İstanbul 1 °C
  • Diyarbakır 1 °C
  • Ankara -9 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -1 °C

Kandil'in bu hissiyatını aşırı bulsam da anlıyorum

Ezgi Başaran

NEDEN?
Vatan Gazetesi yazarı Ruşen Çakır 20 Ağustos’ta Kandil’e gitti ve KCK eşbaşkanı Cemil Bayık ile bir röportaj yaptı. Üç bölüm halinde yayınlanan ve son derece önemli bilgiler içeren röportajın bir kısmı ise bir yığın tevatür yarattı. Bayık, “HDP içinde marjinal bir grup olduğunu” söylüyordu. Bu grubu “Beyoğlu” kelimesiyle açıklamaya çalışıyordu. Gazeteci Çakır “Cihangir’de mi” diye konuyu açmaya yeltendiğinde ise “anlayanın anladığını, daha fazla bir şey söylemek istemediğini” söylüyordu. Bu sözler, gayet doğal olarak, bir çok yere çekilebilecek cinstendi. Çekildi de. Bayık’ın rahatsız olduğu HDP bileşeninin sol sosyalist kesimden olduğu, Beyoğlu-Cihangir tabelalarının Ertuğrul Kürkçü ve Sırrı Süreyya Önder’i gösterdiği ortaya atıldı. Hatta Ufuk Uras da konuya bir biçimde dahil oldu. Marjinal olmadığını açıkladı. Vesaire vesaire. Aslında mesele başka. Kandil’in HDP’nin bugünkü yelpazesiyle ilgili bir rahatsızlığı var, evet. Daha doğrusu HDP’nin hak savunuculuğunu yaptığı bir grubun kendilerini Ortadoğu’da güçsüzleştirdiğini düşünüyorlar. Bu çok önemli meseleyi Ertuğrul Kürkçü ile konuştum. Kürkçü de sözü edilen kesimi açıkça söylememeyi tercih etti, tercihine saygı duyuyorum. Ancak benim hem Bayık hem de Kürkçü’nün söylediklerinden anladığımı sizlerle paylaşmamın tartışmanın boyutlarının anlaşılması açısından önemli olduğunu da düşünüyorum. Bayık’ın ‘marjinal’ bulduğu, Kürkçü’nün ise ‘Beyoğlu ile kodlanan kesim’ dediği LGBTTİ bireylerdir bana göre. HDP’nin LGBTTİ hareketin hak ve taleplerini gündeme getirmesidir Kandil’de tartışma yaratan. Bu bilgiyle birlikte buyrun röportaja. Hafta içinde bu konuya devam edeceğiz.

Cemil Bayık’ın, Ruşen Çakır’la yaptığı söyleşide “HDP içinde marjinal bir grup olduğunu”, bu grubu “Beyoğlu” olarak tanımladığını ve tüm bunlardan rahatsız olduğunu görüyoruz. Siz söyleşinin bu bölümünü okuduğunuzda ne düşündünüz?

-Okur okumaz bunun esasen bir kültürel ve toplumsal gönderme olduğunu anladım. Çünkü bunu o cenahtan daha önce işitmişliğim var. Yani acaba ne deniyor diye düşünmeme gerek kalmadı. Neden söz ettiğini biliyorum Bayık’ın.

Neden söz ediyor? Sizin sözünü ettiğiniz ‘kültürel ve toplumsal gönderme’ nedir?

-Burada söz konusu olan "Beyoğlu" ile kodlanan bir toplumsal kesimle ilişki kurup kurmama, onların ezilmişliğini içerip içermeme, o grubun haklarını HDP üzerinden savunup savunmama tercihidir. Yani Bayık HDP’nin "marjinal" addedilen bir toplumsal kesimin hak savunuculuğuna öncelik tanır görünmesinden pek de memnun olmadığını söylüyor. Ki Kandil’in bir süredir böylesi kaygıları dillendirdiğini biliyorum.

Söz konusu hangi ezilmiş grup tahmin ediyorum fakat açıkça da sormak istiyorum… Bu grup kimdir?

-Ben bunun açıkça ifade edilmesini şu anda gerekli ve faydalı bulmuyorum. Kimlerden bahsettiğini bence bir gazeteci olarak Cemil Bayık’a sormanız daha uygun olacaktır. Çünkü şuna da dikkat çekmek istiyorum: Bayık söyleşi boyunca her konuda son derece açık biçimde konuşuyor, her meseleye adını koyuyor. Ama bu noktada kapalı konuşmayı tercih ediyor. Bu durumda ben ne demek istediğini anlıyorum, herkes anlıyor ama kendisi kapalı konuşuyorsa bizim tercüme yapmamız doğru olmaz. Ayrıca binde bir ihtimal ama yanılıyor da olabilirim. Bu vesileyle çok örselenmiş olan bir kültürel/toplumsal grubun yeniden örselenmesini de istemem.

Peki Cemil Bayık’ın HDP içindeki marjinal gruptan kastının neden siz ve/veya Sırrı Süreyya Önder olduğu varsayımı yapıldı haftasonu?

-Sırrı ve ben bir "grup" oluşturuyor olamayız, araya en azından bir kişi daha gerekir! Ama konuyu buraya taşımak için ‘solsuz bir HDP’ özlemi içinde olanlar özel çaba gösterdi. Beyoğlu, Cihangir, sol diyerek mesele çekiştirildi. Oysa bizim aramızda ne böyle bir ihtilaf ne de böyle bir karşı karşıya geliş var. HDP'nin, düşünceleri bilinen onursal başkanı ile hareket arasında durup dururken böyle bir gerilim doğamayacağını da bilen bilir. Ben, mantığını dikkatle izleyen birisi olarak Bayık'ın herhangi bir sol grubu HDP’nin dışında bırakmak bir yana dursun, dışarıda kalanların hepsini içeriye taşımak konusunda çok ısrarcı olduğunu biliyorum. HDP’ye katılım konusunda çekince gösteren ÖDP ve Dev-Yol’a ciddi eleştiriler de yönetildi o cenahtan. Dolayısıyla kimsenin dışarıda kalmaması konusunda çok ısrarlıdır Kandil. Öte yandan benim de mensubu olduğum bileşenlerin HDP’de belirleyici konumlarda olduğu ortada. Kaldı ki PKK, HDP’nin iç meselelerine böyle müdahil de olmuyor.

Olmuyor mu?

-Olmuyor tabii.

Kandil’de Karayılan’la konuştuğumda BDP’nin amatörlükleri olduğunu, BDP’li siyasetçilerin acemice davrandığını söylemişti. Kandil’in sizleri “Hayal dünyasında toy siyasetçiler” olarak gördüğü hissine hiç kapıldınız mı?

-KCK’nin yönetiminde bulunan kadronun bir çoğu zindanlardan geçmiş insanlar. Benimle yaşıt olanları var. Hem silahlı hem politik mücadele deneyimi, birikimi açısından kendilerine eşdeğer kadroların HDP/BDP içerisinde yer almalarını istedikleri açık. Fakat elde olanla da yetinmek gerekiyor. Bu tecrübe açığı kolay kapatılacak bir şey değil. O nedenle bu duruma hayıflanıyor olabilirler. Onların sahip olduğu çatışma deneyiminin (büyük kuvvetlerle karşı karşıya geliş, bu konuda pişme ve çelikleşme) eksikliğinden ötürü bazı kararların alınamamasına hayıflanıyor olabilirler. Ki biz de bunlara hayıflanırız. Burada hiçbir tuhaflık görmüyorum. Ama hiçbir zaman PKK’nin bu nedenlerle HDP/BDP’yi küçümsediğine, bunları HDP’nin kafasına kaktığına şahit olmadım. Dolayısıyla ben Bayık’ın sözlerinde HDP’nin sol bileşenlerinden birini diğerine tercih etme hali görmüyorum. Kandil tarafında olan şu: Toplumsal değerlerle ilişkilenme bakımından daha mazbut bir yaklaşıma işaret edildiğini, daha mazbut bir yaklaşımın önerildiğini düşünüyorum.

Bu mazbutluk tercihinde yahut başta sözünü ettiğiniz şekliyle “ezilenler arasında bir grubun hak arayışına” eşlik etmeme tercihinde etkili olan nedir Kandil tarafında? Ataerkil anlayış mı?

-Ben Kandil’in bu hissiyatını aşırı bulsam da anlıyorum. Kürdistan’da, hem Rojava’da hem Güney’de hemde Kuzey'deki mücadelede Kürt toplumu içerisindeki ayrışmalarda politik tercihler kadar belki ondan da çok toplumsal ve ahlaki tercihler öne çıkıyor. Bu yarışmada, bu rekabette, bu mücadelede aktüel planda ellerini zayıflatacak şeylerden uzak kalma arzusu var. Özellikle ultra muhafazakar, siyasi İslamcı unsurlarla mücadelede, IŞİD’in etki alanındaki gençlerle temasta kültürel rekabet siyasi rekabetten önde geliyor. O yüzden bu hassasiyetin doğduğunu düşünüyorum. Benim gördüğüm kadarıyla son bir yıldır gerek IŞİD’in nüfuz alanındaki Türkiyeli Kürt gençlere ulaşmada gerekse de IŞİD’le mücadelede HDP’nin bu kesimle ilişkisi istismara açık bir şekilde ön plana çıkıyor.

Yani siyasi manada bir yumuşak karın yaratmak istemiyorlar mı diyorsunuz?

-Evet böyle düşünüyorum. Ben bunu anladım, hiç anlamamış filan değilim. Bu hassasiyeti perçinleyecek bazı olaylar da yaşadık fakat bunu da konuşmanın bir faydası yok. Bakın bu tartışma Ortadoğu'da İslami Kürdi direnişçiler arasında HDP’nin ve PKK’nin elini zayıflatıyor diye düşünülüyor. Mesele bu.

Orasını anladım ama sonuç itibariyle ezilmiş insanlar arasında ayrım yapmak olacak iş mi?

-Bana göre değil elbette. Hak kategorilerini bu biçimde birbirinden ayıramayız. Birini savunmadan diğerini savunamayız. Ama taktik olarak bazen bir grup diğerinin önüne geçebilir, bir grup da geri planda kalabilir. Fakat biz bir ezilenler koalisyonuyuz. Bir tek "marjinal"in bile ezilmesine lakayt kalmak bizde bütünsel bir zaafa yol açar.

Kandil’in bu bakış açısı HDP’nin söyleminde bir değişiklik yaratacak mı yaratmayacak mı?

-Burada da net olalım. Kandil ya da Öcalan'ın düşünce ve kaygıları önemlidir. Ve mutlaka üstünde konuşup tartışacağız. Ama, bu bir kolektif karar olmalıdır. Ben manifestomuzdan ayrılmak için bir sebep görmüyorum. Selahattin Demirtaş’a Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında bütün bunlar hatırlatıldığında “Bu bir risk ve biz bu riski alıyoruz” demişti. Bence bu yerinde bir tutumdu ve bu tutumda devam edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Nasıl zaman zaman Kandil ve Öcalan birbirlerinin farklı tutumlarına rağmen kendi pozisyonlarını koruyor, kendi rollerini oynuyor ve diğerini siyaseten ikna etme ve içerme yolunu seçiyorlar, biz de bu yönteme başvurabiliriz. Bu olgunluğa erişebiliriz.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89