• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

Kandil’e giden yol haritası

Abdülkadir Selvi

1991 yılıydı.

Demirel ile İnönü DYP-SHP koalisyon hükümeti kurmuşlardı.

Koalisyonun balayı günleriydi.

Bakanlar gittikleri yerlerde iki partinin il merkezini ziyaret ediyordu.

SHP’li bakanların ağzından Demirel ile ilgili övgü cümleleri eksik olmuyor Demirel her gittiği yere Erdal İnönü’yü götürüyordu.

Koalisyon hükümeti bir sinerji yakalamıştı.

O günlerde yerel seçimlerde iki partinin, ”Güç birliği” yapacağı konuşulmaya başlanmıştı.

Olmadı tabi.

Bu kadar olmasa da çözüm süreci başladığında AK Parti ile HDP arasında ilişkilerin artık farklı bir düzlemde ilerleyeceğini düşünüyordum.

Tam tersi oldu.

Çözüm sürecini yürüten iki parti değil sanki cephede savaş veren iki unsur gibi hareket ediyorlar.

CHP sürekli çiçek atan HDP, MHP’ye söylemediği sözleri AK Parti’ye ve sürecin mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı sarf ediyor.

Cemil Bayık’ın, Aysel Tuğluk’un zaman zaman Selahattin Demirtaş’ın kullandığı bu dil süreci zehirliyor.

Hele hele 51 kişinin vahşi yöntemlerle katledildiği 6-8 Ekim olaylarından sonra...

Eğer Türkiye’de çözüm sürecine inanan güçlü bir siyasi irade olmasa 6-8 Ekim olaylarından sonra Türkiye çok farklı bir noktaya sürüklenebilirdi. Hatırlarsanız o günlerde Türkiye 90’lı yılların OHAL zihniyetine dönecek mi dönmeyecek mi tartışmasını yapıyorduk.

Taraflar bir çözüm sürecini yürütüyor ama maalesef ki çözümün dilini oluşturamadılar. Çözümün bir dili olmalıydı.

Karşılıklı güvene dayalı bir çözüm sürecinin yürütülmesini tercih ederdik elbette ki, bugün sorun diye gözüken bir çok şeyi sorun olmaktan çıkarırdı. Hadi o sağlanamadı ama HDP-PKK çizgisinin hakim kılmaya çalıştığı tehdit üzerinden çözüm sürecini yürütmek hiç kolay değil.

51 insanımızı kaybettiğimiz ve bölgeyi bir yangın yerine çeviren 6-8 Ekim olayları sırasında HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kitleleri çağıran açıklamaları çok tartışılmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde, ”Türkiyelilik açılımı” ile yüzde 9.5 oy oranını yakalayan Demirtaş’ın, Türkiyelilik konusunda ne denli samimi olduğu sorgulanmaya başlamış, ”Türkiyelilik makyajı döküldü” yorumlarına neden olmuştu.

6-8 Ekim olaylarından sonra bir süre sessiz kalan Demirtaş, ”Sokağa çıkma çağrısı yaparken olacakları hiç öngöremedik” demişti.

Çözüm tekerleğinin tekrar dönmeye başlamasıyla birlikte, Demirtaş’ın 6-8 Ekim olaylarındaki rolü çok daha derinlemesine sorgulanmadı.

Ancak Demirtaş’ın, ”İç güvenlik paketini sokakta engelleriz” sözleri 6-8 Ekim olaylarındaki rolünü tekrar hatırlattı. Çünkü bu ülkede sokakların bir geçmişi var. Ve bu insanların bir hafızası var.

MHP sokaklar deyince sağ-sol çatışması hatırlanıyor. Selahattin Demirtaş sokaklar deyince 51 kişinin vahşice katledildiği, şehirlerin yağmalandığı 6-8 Ekim olayları gündeme geliyor.

Nasıl ki 6-7 Eylül olayları bir travmaysa, 6-8 Ekim olayları da yakın tarihin bir travması olarak belleklerde yerini aldı. Bunu canlandıracak açıklamalar yapmanın ne anlamı var. Sokaktan kim hayır gördü? 51 insanımızın kanı yetmedi mi? Daha çok gencimizin kanının akmasının kime faydası olacak.

Başbakan Davutoğlu’nun, “Sokaklara çağrıda bulunuyorsa dökülecek her kandan Demirtaş sorumludur” sözlerinin bir karşılığı var. Yok bir değil, hem de 51 insanımız bu sözün karşılığı olarak Diyarbakır, Batman, Mardin, Bingöl kabristanlarında yatıyor.

Bu çözüm süreci tuhaf bir şey. Selahattin Demirtaş bu açıklamaları yaparken, Başbakan Davutoğlu onu akacak kanın sorumlusu olarak ilan ederken, çözümden sorumlu Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’la görüşen HDP heyeti, Ankara’nın mutabık kaldığı ”Yol Haritası”nı görüşmek üzere Kandil’deydi. Öylesine hızlı hareket edildi ki, uçak korkusu nedeniyle karayolunu kullandığı için Sırrı Süreyya Önder heyette yer almadı.

Başbakan Davutoğlu’nun başkanlığında yapılan, ”Çözüm” toplantısında mutabık kalınan “Yol Haritası” ayrıntılarıyla birlikte HDP heyetine iletildi. 6-8 Ekim olaylarından sonra çözüm sürecinin olmazsa olmazı, ”Kamu düzeni” oldu. Çünkü hükümet, kamu düzenini çözüm sürecinin sigortası olarak görüyor. İktidar, ”Geri çekilme gerçekleşmedi. Eylemsizlik süreci ise sık sık deliniyor. Çözüm adına fazla bir şey kalmadı. Kamu Güvenliği de olmazsa çözümü yürütmek mümkün değil” kanaatinde.

Demirtaş ve Davutoğlu’nun sert açıklamalarının aksine Ankara’daki hava çözüm sürecinin ilerlemeye başladığı yönünde. İktidar cephesinde olumlu bir hava hakim.

Sekreterya anlamında İmralı’daki mahkumların değişimi konusundaki pürüz aşılmaya başlandı. Ankara’nın iki isme itirazı vardı. Ona göre yeni isimler gündemde. Çok önemli bir gelişme olarak altını çizmek istiyorum. HDP heyetine sunulan Yol Haritası’nda takvimlendirme ve izleme komitesine ilişkin somut adımlar yer alıyor.

Eğer yeni bir sabotaj sürece zarar vermezse, eğer Kandil kabul edilemez şartlar ileri sürmezse, Çözüm treni tekrar rayların üzerinde ilerlemeye başladı. Bundan sonra sürecin hızlanmasına tanık olabiliriz.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89