• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

Kandil dağından bile görünen marjinallik…

Yıldıray Oğur

Antalya’nın denize girilen kilometrelerce sahili, plajı var. Dünyanın her yerinden milyonlarca insan her yaz bu güzel sahiller için şehre geliyorlar. Ama bu sahilleri Antalya’nın dindar kadınları rahatlıkla kullanamıyor. Kuytuda köşede bir plaj bulup, haşemanın içine girmeye cesaret edebilenler dışında...

Antalya Belediyesi, kilometrelerce sahili olan şehre bir kadınlar plajı açtı. Sarısu’daki plajın haberi duyulur duyulmaz tuhaf tepkiler de yükselmeye başladı.

Ve dün Antalya Halkevi üyesi -CHP’nin Halkevlerinin Dev-Yol’un şanlı yolunda yürüyen versiyonları bunlar- kadınlı erkekli bir grup dün plajı, basıp denize girerek protesto gösterisi düzenledi.

Protestoyu Hürriyet’in internet sitesi destek veren bir üslupla haberleştirdi, CHP’li Aylin Nazlıaka da bir soru önergesi verip, “kadın özgürlüğü” klişeleri ve fırlatılmaya hazır topuklu ayakkabılarla Antalyalı birkaç yüz kadının deniz keyfinin karşısına dikildi.

Kadınların sıcaklarda nefes alabilecekleri plajı basarak ‘özgürleştiren’ bu atanamayan Napolyonların okudukları bildirinin bir yerinde şöyle deniyor: “Biz böyle bir yaşam şeklini reddediyoruz.”

Aynen böyle. Yaşam tarzımıza müdahaleye hayır derken yaşam şeklini reddeden, reddetmekle kalmayıp onun yaşanmasına engel olmaya çalışan laik bir faşizm bu. Ama boyunun posunun farkında olmayan, zararsız bir faşizm. Birlikte yaşadıkları milyonlarca insanın yaşam tarzını reddeden Güliver hikâyelerinden çıkma devrimciler bunlar…

Bu marjinallikleriyle bu kadar küstah olabildiklerine göre Allah korusun bir kaza eseri olacak devrimlerinde plajlardan haşemalı kadınları toplayıp Aşkale’ye sürgüne gönderirler herhalde.

“Marjinal” kelimesini okuyunca herkesin aklına bugünlerde aynı şey geliyordur. Twitter’da kapak denen şeyin tanımının yanına “tarihteki en iyi örneklerinden biri” diye yazılacak o açıklama.

30 yıldır dağlarda yaşayan silahlı bir örgütün lideri çıktı ve İstanbul’un kalbinde yaşayan, akademisyen, gazeteci, bildiri imzalayıcı aydın, arkasında İsrail konsolosunun, İngiliz teknisyenlerin cesetleri hayatta kalmak dışında bir başarısı olmayan devrimci abi, sanatçı, reklamcı, hipster beyaz Türklere “bunlar marjinal, aman bunlardan uzak durun” deyiverdi.

Ve haklıydı da…

Hem de bunu tam da Cihangir Camper’dan sarı mekap siparişleri verilmişken, birer Gertrude Bell adanmışlığında PKK’dan bir Norveç Sosyal Demokrat Parti çıkarıldı çıkarılacakken yaptı…

Aslında Kandil Dağlarından bu “marjinalleşmenin” görünmesi tuhaf değil.

Çünkü Orta Doğu’da bir dönem sona eriyor. Sallanan eski otoriter laik rejimlerin birinci sınıf laik vatandaşları ayrıcalıklarını, himayelerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyalar.

Hayat tarzlarının güvencesi olan otoriter rejimler, ordular geriye çekildikçe, İslam toplumları içinde hamisiz kalmakta, haklı olarak korkmakta ama buna çare bulmak için siyaseti, konuşmayı, diyaloğu, melezleşmeyi denemektense kendilerine yeni hamiler aramaya çalışmaktalar.

Kendi toplumlarıyla aralarındaki mesafeyi açma pahasına, 19. Yüzyılın sonunda Batılı büyük güçlerin himayeliğine oynayan Osmanlı’daki azınlıklar gibi Orta Doğu’dan Batı’ya imdat çığlıkları gönderip kendilerine sığınacakları hamiler aramak şimdilik onlara daha iyi bir yol gibi görünüyor.

IŞİD’i protetso için üzerinde “Allah’tan başka ilah yoktur” yazan (maalesef) IŞİD bayrağı üzerine soyunup, çıplak vücuduna IŞİD yazıp fotoğraflarını Facebook’a yükleyen Mısırlı feminist kadının yaptığı da o. Herhalde o fotoğrafı Facebook’ta propaganda için IŞİD hesapları da sevinçle like’lıyordur.

Laiklerin kendi kendilerini marjinalleştirme, siyasi hayatın dışına atma halleri, bir tür politik intihar girişimi aslında. Hayallerindeki ve her türlü tartışmaya kapalı tek hakikat olarak gördükleri, tarihin ilerlemeci çizgisinin gittiği mutlak yer olduğunu düşündükleri Batılı toplum ve siyaset biçimi burada gerçeğe dönüşmedikçe öfkeleniyor, yaşam tarzları ve siyasetleriyle var olan dindar halk kitlelerine karşı hırçınlaşıyor, onlarla mesafeyi açtıkça jakobenleşiyor, Kemalistleşiyor, demokratlıktan uzaklaşıyorlar.

Bunu en veciz ifadesini yıllarca Beyaz Türklere karşı huruç operasyonlarının süvarilerinden bir yazarın son Türkiye analizinden okuyalım:

“Tayyip Erdoğan sahneye geldiğinde bu ortam hazırlanmıştı. Özal Türkiye’siyle başlayan bir hadsizlik; 'A ne var, ben de konuşamaz mıyım, benim de fikrim var' durumu. Bu hadsizlik öncesinde, kültürel sınıf farkına hürmet ediliyormuş. Sonra bütün o kültürel sınıf farkı yıkıldı ve…”

Hadsizlik zannettiği şeyin çoğullaşma, demokratikleşme, normalleşme olduğunun farkında bile değil.

Bu içe kapanma, jakobenleşmenin tek bir sonucu var; Çocuksu politik ütopyalarını bir uçan balon gibi göklere uçurma konforuna ulaşıp, hakiki siyasetten kopma, gerçekle kavganın dozunu artırma…

Aynı yazarın tabii ki 'Gezi Harikalar Parkı’ndan beklediği politik ütopyasından devam edelim:

“Şehirli, başkanının kadın olduğu, feminist, insana saygılı, gay haklarını da savunan, Alman Yeşiller Partisi gibi bir hareket çıksa çok sevinirdim.”

Tabii işe mutlaka bisikletle giden bir Başbakan. Mutlak iyi olan, insanlığın ulvi değerlerinin gereği bu çünkü. Tarih buraya doğru akmalıydı, bize öyle demişlerdi. Siyasetten beklenti bir Franchasing zincirinden fazlası değil. Ordakinin aynısı işte. McDonalds şubeleri gibi, masaların renginden, mikshakein donma derecesine kadar her şey ama her şey aynı olmalı. AB anayasasının aynısını alıp bizim anayasa yapalım işte ne uğraşıyoruz diyen liberal demokratın bonzai kafasına işte böyle ulaşılıyor…

Olmuyorsa peki? Zaten 9 seçimdir kazanan bu partiye 20 milyon insanın neden oy verdiği üzerine düşünüp, sosyolojik analiz yapmak, kendini hesaba çekmek teklif dahi edilemez, ne hadlerine…

O zaman oryantalizmde, maksimalizmde bütün çitleri yıkıp, deli atlar gibi koşuşturma, siyaset, diyalog, ikna, demokrasi gibi dertler ortadan kalkınca bir emekli yazlığındaki gibi halk hakkında söylenme, homurdanma, kökünden kesip atmalara, eğitim şartlarına, önce zihniyetler değişmelere, baraj kapaklarını açıp sorun çözmelere, bizden adam olmazlara doğru kulaç atma aşamasına ulaşılıyor. Gerisi kolay. Aynı yazardan gidelim yine:

“Aslında bu konuda en güzel sözü kızım söyledi: Bir şeye çok öfkelenmiştim, 'Neden bunu anlamıyorlar, neden görmüyorlar?' diye bağırıyordum. Kızım; 'Anne, Ermeni Soykırımı’nı kabul etmeyen, görmek istemeyen insanlardan ne bekliyorsun?' dedi. Hakikaten bu gerçeği reddeden bir milletin çocuklarından ne bekleyebiliriz?"

Ne kötü bir tesadüf ki bu cümlelerden sadece 6 gün sonra o hadsiz, hiçbir şey beklenemeyecek insanların seçtiği Erdoğan, Ermeni Soykırımı için taziye yayınladı.

Çünkü siyaset varsa, diyalog varsa sürpriz, ilerleme hep vardır.

O yüzden AK Parti siyaseti 'üç dönem kuralı'yla, Şerif Mardin’in "hem Batı’ya hem Doğu’ya vâkıf" dediği Ahmet Davutoğlu’yla hücrelerini yeniliyor, açılmaya, dönüşmeye, büyümeye devam ediyor. Ama laikler aynı anda öfkelerine teslim olup kendilerini hızla marjinalleştiriyor, siyasetten, toplumdan, iktidardan vazgeçip, hayal dünyalarına doğru çekiliyor, öfkeleniyor, sağlıklı düşünmeden demokrasiden uzaklaşıyor, jakobenleşiyor ve Kemalistleşiyorlar.

Ve bu artık Kandil Dağlarından bile görünüyor.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89