• BIST 90.383
  • Altın 145,437
  • Dolar 3,5943
  • Euro 3,9036
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 7 °C

Kalaşnikof bile iflas etti ama...

Yıldıray Oğur

“Hakikat yaralar ama yalan öldürür.” Filmin son karesinde perdede bu söz belirdiğinde içimizi o his kapladı: Biz bu filmi bir yerden hatırlıyoruz ama.

İstanbul Film Festivali’nde gösterime giren, La Haine’dan, Amelie’den hatırladığımız Mathieu Kassovitz’in hem yönettiği hem de başrolünde oynadığı filmin adı Türkçeye (ve İngilizceye) “İsyan” adıyla çevrilmiş. Fransızca adı ise meseleyi daha iyi anlatıyor: L’Ordre et la Morale. “Emir ve Ahlak.”

Film Mathieu Kassovitz’in canlandırdığı Yüzbaşı Philippe Legorjus’ün anılarına dayanıyor.

Yani izlediğimiz her şey gerçek. Filmin çekildiği yer, bazı oyuncular da buna dâhil.

Yeni Kaledonya’dayız. Avustralya’nın doğusundaki Fransa’ya bağlı ada ülkesinde. Yani Kanakların memleketinde. Yıl 1988. Fransa’da Başbakan Chirac ile Cumhurbaşkanı Mitterand’ın devlet başkanlığı için kıyasıya yarıştığı günler.

Dört Kanak balıkçı Fayaoué adasındaki Fransız Jandarma karakoluna giriyor. Her zamanki gibi taze balık satmak için. Bir anda hava geriliyor, balıkçılar slogan atmaya başlıyor, sonra karakolun kapısından silahlı arkadaşları giriyor içeri. FLNKS (Sosyalist Kanak Kurtuluş Cephesi) militanlarının bir baskını bu. Dört Fransız jandarması baskın sırasında vuruluyor. Tam 17 tanesini de kaçırılıyor. Seçim günleri. Fransa ayağa kalkıyor. Chirac rehinelerin kurtulması için bastırıyor. Tam o sırada Fransız Ordusu’nun Jandarma Özel Hareket birliğinde görevli, rehine operasyonlarında tecrübeli subay Philippe Legorjus ve birliği geliyor adaya. Tabii ondan önce Fransız ordusu küçük adaya tam teçhizat yerleşiyor.

Perdede Kanakların sarı- kırmızı- yeşil- mavi bayrağını gördükten sonra olan bitenlerse neredeyse 30 yıldır devam eden bizim savaşın yaşanmış bir hikâyesi gibi.

Sorunu diyalogla çözmek isteyen Yüzbaşı Legorjus’la, rehine askerleri riske atma pahasına ibretiâlem için demir yumrukla çözmek isteyen askerler arasındaki mücadeleler, siyasetçilerin korkuları, çelişkileri, basiretsizlikleri, gelgitleri. Eyleme önce sahip çıkmayan, pek çoğu aile babası olan militanları kaderlerine terk eden, sonra da diyalog için mümkün olmayan şartlar ileri süren örgütün ideolojik körlüğü. Araya giren Kanaklı ihtiyarlar heyetinin militanlar üzerindeki gücü, arabulucu yüzbaşının bu kültürel gücü keşfedip yumuşattığı hava, militanlarla diyalog kurulmaya çalışılırken arabuluculuk için yerinden fırlayan savcının acullüğü.

İki saat boyunca sulh ile çözüm biz koltuklarında oturanlara o kadar ulaşılabilir, pratik, kolay ve mantıklı geliyor ki filmin sonunda nasıl olup da neden tekrar silahların konuştuğunu, insanların öldüğünü anlayamıyorsunuz.

Kanakların kutsal kabul ettiği Ouvéa Mağarası önünde 17
Kanaklı militanı Fransız ordusunun rehineleri kurtardıktan sonra öldürdüğü ortaya çıkıyor sonra. O gün zafer olarak görünen yenilginin başlangıcı oluyor. Fransa o gün Yeni Kaledonya’yı kaybediyor. Olaydan sonra Fransa’nın anlaşma imzaladığı iki Kanaklı lider birkaç yıl sonra o mağaranın önünde öldürülüyor. Sonra yine anlaşmalar, yine çatışmalar. Kanaklar bundan sonra yola Fransız özerk bölgesi mi bağımsız devlet mi olarak devam edip etmeyeceklerine 2014 ve 2018 yılında yapılacak iki referandumla karar verecek. Ama artık çok da mesele değil bu. Herkesin sıkıldığı bir sorun artık Yeni Kaledonya. O gün diyalogdan korkan, insanları öldüren o sertlikten geriye hiçbir iz kalmamış. Chirac’ın koltuğunda oturan Sarkozy sarı- kırmızı- yeşil ve mavili Kanak bayraklarıyla kendisini dinleyenlerin o referandumda verecekleri her türlü karara saygılı olacaklarını açıkladı geçen yıl.

Peki, 1988’de o gün neden o 17 kişi öldürüldü o halde? Neden onları adil olmaya çağıran ihtiyarları dinlemedi militanlar?

Hakikatten habersiz oldukları için. Dünyada hiçbir etnik sorun yoktur ki masada çözülmesin. Bunun için demokrat, insan haklarına saygılı yöneticilere de ihtiyaç yok. O rehine krizinin ancak diyalogla çözülebileceğini düşünen Yüzbaşı Philippe Legorjus, bir insan hakları aktivisti değil özel eğitimli bir komandoydu.

Güney Afrika, Endonezya etnik sorunlarını diyalogla çözerken de şimdi de demokratik ülkeler değil. Ne silahlı örgütler ne siyasi liderleri demokrattı. Rusya onlarca özerk cumhuriyete bölünmüş durumda. Ne Yeltsin ne de Putin demokrat. Afganistan’da bile etnik grupların kendi özerk yönetimleri, farklı dilde eğitim hakları var. Taliban da Karzai de pek demokrat sayılmaz.

Hakikat bu kadar çıplak.

Dün Kalaşnikof şirketi bile iflas etti. Ama o silahlarla dağa çıkan militanlar hâlâ dağlarda dolaşıyor. Daha ne kadar bekleyeceğiz çözmek için?

“Hakikat yaralar ama yalan öldürür.”

Bu yalan daha ne kadar öldürecek?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89