• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 26 °C

Kafa değişmezse daha beterine hazır olun

Yavuz Baydar

Çevresindeki komşularla sorunları sıfırlamak iddiasıyla yola çıkan ve sonunda kendisini bölgesel özgül ağırlığını ve rolünü sıfırlamış olarak bulan kapasitesi yetersiz pespaye hayalperestlik, Kürt barış masasını devirerek ‘yurtta barış' parametrelerini altüst etmekle kalmadı, başımıza bir de DAEŞ belasını sardı.

Türkiye'de epeydir kök salan Pakistanlaşma süreci, Selefist-Cihadist terör ithalatıyla hayatları daha fazla karartacağa benzer.

Denklem gayet basit:

Suriye-Irak alanında DAEŞ'in oksijeni kesildiği oranda, bir ucu Türk İslamcılarına bağlanan karanlık odakların devşirip beslediği barbar insan kaynağı toparlanmak ve dehşet saçmaya devam etmek için Türkiye'ye geçecektir.

Örgütün ülkemizdeki varlığı zaten binlerle ifade ediliyordu. Dağılma süreci esnasında sınır geçişleriyle bu sayı daha da artacak ve Ankara DAEŞ terörüyle mücadelede aktif olduğu ölçüde dehşet tırmanacaktır.

Bu gidişle Türkiye-Suriye sınırındaki son açık hattın kapanması da kaçınılmaz.

Bu gerçekleştiği zaman, yeni bir tetikleme etkisi beklenmeli. Ama ABD istihbarat yetkililerine göre Ankara henüz vahametin idrakında değil.

Konuşulan ihtimal, ‘daha kalabalık alanlarda, daha yüksek ölümlere yol açacak saldırılar.'

Uyuyan hücrelerin varlığı zaten biliniyor; bunların ellerindeki silah stokları da malum, Antep merkezli devşirme-eğitim faaliyetleri de.

Bunlara şimdi Suriye'den geçişler de ekleniyor.

İlhan Tanır'ın dün Washington'dan aktardığı şu bilgi dikkat çekici: “Havaalanı saldırısı Türkiye'de bir hücrenin işi ve kararıyla yapılmadı. Merkezden, yani Rakka'dan verilen emirle yapıldı.”

Sebebini de aynı haberden anlıyoruz: “Kısa süre öncesine dek ayda 2 bin militan IŞİD'e Türkiye üzerinden katılabilirken ABD ve Batı'dan gelen yoğun baskı üzerine bu sayı mayısta 200'e kadar düştü. Bunun IŞİD'i çok olumsuz etkilediği düşünülüyor.”

Uyarılara göre 7'şer kişilik 5 ‘ekip' bundan sonra turizm yörelerini hedefleyebilir.

Yani Mısır ve Tunus'taki stratejinin aynısını Türkiye'de bekleyerek güvenlik geliştirmek gerekir.

Gerekir de kolay değil. Çünkü bizim buradaki mesele hem yapısal hem de ideolojik.

Bölgeyle ilgili olarak kibir ve miyopluk bir araya gelince araya bir de Kürt alerjisi ve paralel safsatası eklenince istihbarat kevgire döndü.

Bunun arka planında, bölgede mezhepsel hegemonya kurmak için dört elle yapışılmış, kuzu postunda saklı bir İslamcılık projesi var.

Tabanda ise din üzerinden itinayla beslenmiş, gözü dönmüş bir lumpenlik alabildiğine yaygın.

Oradaki tabloyu Sezin Öney dün isabetle şöyle çizmekteydi:

“Suriye'deki savaşın başlangıcından beri, yani yaklaşık beş yıldır, yeni bir ‘İslamcılık' anlayışı Türkiye'de kök salıyor. İslamcılığı, en koyu Selefi yorumla yaşamayı öngören, Batı ve Batı kökenli her şeyi ‘gizli düşman' gören ve bugüne kadar ‘medeniyete' ilişkin insanlık ne yapıp geliştirdiyse hem bunlardan nefret edip hem de bunları kendi savaş aracı olarak kullanmayı amaçlayan, aşırı ‘benmerkezci' ve ‘yok edici' bir saldırganlıktan bahsediyoruz.”

Peki, ne beklemeliyiz?

Türk istihbaratının DAEŞ bağlantılı kişileri yıllardır sıkı izlediği biliniyor. Sultanahmet, Beyoğlu ve Atatürk Havalimanı'yla üçlenen DAEŞ terörünün önceleri Kürt hedeflere yönelmesinin ürettiği karanlık soru işaretleri, bundan sonrası için de ‘kullanışlılık' açısından geçerli.

Oysa öncelikler belli:

DAEŞ terörü artık uluslararası bir yapı olarak Türkiye'ye açık savaş ilan ettiğine göre, istihbaratı operasyona çevirerek, Antep ve İstanbul gibi şehirlerde faal olan devşirme merkezlerini ve onları yöneten Türk Selefi odakları etkisiz kılmak.

Dahası var mı? Var.

Dilimizde tüy bitti ama tekrarlayalım:

Türkiye'nin seküler demokratik zemini açık ve yakın tehdit altındadır. Eğer yurtta sulh cihanda sulh ilkesi hâlâ bir anlam ifade ediyorsa Ankara'nın kendi içindeki seküler Kürt unsurunu yanına çekip barbarlığa karşı tarihin doğru yanında yer alması elzemdir.

‘Kazan-kazan' akıl ister.

Bu varsa, mesele yok.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89