• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 14 °C

Kaderimize sahip çıkalım

Günay Aslan

Kürtlerle Türkler başta olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan herkesin kaderini değiştirecek tarihi bir süreç yaşanıyor ancak, bu rağmen Kürtlerle Türkler başta olmak üzere de kimse bu sürecin kendisine, çevresine ve ülkesine ne getireceğini tam olarak bilmiyor. Sadece geniş kitleler değil, sürecin temel aktörleri de sürecin nasıl sonlanacağını tam olarak bilmiyor.

Elbette bir takım beklentileri, özlemleri ve öngörüleri olan geniş halk kitleleri bütün bilinmezliğine rağmen barışı sağlamak ve kucaklaşmak istiyor. Ayrıca elbette aktörlerin üzerinde önceden ‘genel hatlarıyla‘ uzlaştıkları planlanmış ve hazırlıkları yapılmış da bir süreç işliyor.

Ancak yine de kimse ne olacağını kesin olarak bilmiyor.

Bilmiyor çünkü, Türkiye çözüm süreciyle sadece Kürt sorununu çözmeye çalışmıyor. Onun üzerinden kendini yeniden yapılandırmaya; bu temelde bölgesel ve küresel alanda kendine yeni bir yer açmaya ve buna uygun misyonlar yaratmaya da çalışıyor.

Hal böyle olunca; çok bileşenli ve karmaşık Kürt ve Kürdistan sorununun nasıl çözüleceği meselesi Türkiye’nin yeni dönemde yerinin ve misyonunun ne olacağı sorunuyla iç içe geçince, doğal olarak işin rengi de değişiyor.

Ne de olsa Türkiye’nin alacağı yeni şekil halklarımız açısından olduğu kadar, bölgenin ve dünyanın geleceği açısından oldukça önemli hale gelmiş bulunuyor. Bunu göz ardı etmememiz, içinden geçmekte olduğumuz sürecin bunun bir parçası olduğunu görmemiz gerekiyor.

PKK lideri Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesi emrini veren ABD’nin eski başkanlarından Bill Clinton daha 1999 yılı Kasım ayında, “21’inci yüzyılın geleceğini Türkiye’nin alacağı şekil belirleyecektir” demişti. Clinton’a göre, “dünyanın geleceğini Avrasya; Avrasya’nın geleceğini de Türkiye tayin edecekti!”

Aslında PKK ve lideri de bunun için tasfiye edilmek istenmişti.

Amerika ve Türkiye başlarda Öcalan’sız ve PKK’siz bir Türkiye ve Ortadoğu planlamış; bu dinamikleri denklemin dışına çıkarmak istemişlerdi.

Şimdiyse tersi bir süreç yaşanıyor.

PKK ve lideri tasfiye edilemediği, Kürt halkı haklı kavgasında direndiği için bölgede ve Türkiye’de kurulmakta olan yeni dengelerde PKK‘ye ve Öcalan’a da yer açılıyor.

İç ve dış kamuoyunda aylardır şimdi bunun olası sonuçları tartışılıyor. İlgili ilgisiz her güç bunun PKK’ye, Öcalan’a, Kürtlere, Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya ne getirip ne götüreceğini tartışıyor. Özellikle içeride yoğun bir tartışma süreci yaşanıyor. Herkes deyim yerindeyse eteğindeki taşları döküyor.

Elbette bunu bir kazanım olarak görmek ve ilerletmek gerekiyor. Ne var ki haklı kaygı ve endişeler sebebiyle tartışmalarda fikirlere pek de sıra gelmiyor. Aylardır hem Kürt hem de Türk tarafında çözüme dair içerik ve modeller yerine kaygılar ve endişeler dile getiriliyor.

Tartışma süreci bu kısır döngüden bir türlü kurtulamıyor.

Zira sürece destek verse de Kürt halkı bir kez daha aldatılacağı endişesini bir türlü yenemiyor. Aradan aylar geçmesine rağmen halk ortada çözüme dair bir plan ve proje de göremiyor.

AKP Hükümeti’nin gerçek bir demokratikleşme hamlesi yapacağına ne yapsa inanamıyor. Aynı şekilde sorun çözülsün, akan kan dursun diyen ve süreci bu nedenle önemseyen ve destekleyen Türk halkı da ‘bölünme’ kaygısından kurtulamıyor.

Sürecin ‘Türkiye’yi böleceği’ endişesini bu nedenle her fırsatta dillendiriyor ve halkı taleplerin önüne geçiriyor.

Bu kaygıları aşmanın, tartışmayı buradan çıkarmanın yolu da elbette Kürt ve Türk siyasetinin geniş kitleleri yatıştırmaya çalışmasından değil, ortaya halkların ortak çıkarlarını gözeten geçerli bir çözüm projesi koymalarından geçiyor.

Dolayısıyla herşeyden önce hem Kürt ve Kürdistan sorununun siyasal çözümüne hem de yeni anayasayla birlikte Türkiye’nin alacağı yeni şekile ilişkin olarak ortada somut bir projenin olması gerekiyor.

Halklarımızı kendi kaderleri üzerinde söz ve karar sahibi yapmanın yolu buradan geçiyor. Aksi durumda; halkların demokratik iradesini yansıtmayan ‘Yeni Türkiye’ Cumhuriyet’in izinden gidebilir. Tarih bir kez daha tekrar edebilir; böylece yeni hayal kırıklıkları, yeni acılar ve yeni çatışmalar kaçınılmaz hale gelebilir.

Son olarak; Kürt sorununun çözümü kadar Türkiye’nin yeni dönemde içeride ve dışarıda izleyeceği siyasetin ne olacağı ya da ne olması gerektiği sorusunun yanıtı da önemlidir.

Bu Amerika’dan, Avrupa’dan ve Rusya’dan önce de Kürtler ve Türkler başta olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan herkesin meselesidir. Önemli olan halklarımızın özlemleri, talepleri ve onların iradesi temelinde üretilen çözüm modelleridir.

Kürtlerle Türkler başta olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan herkesin kaderini olumlu yönde değiştirecek olan budur. Dolayısıyla kaderimize sahip çıkmalı, nasıl bir çözüm ve gelecek istediğimizi açıkça ortaya koymalıyız.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89