• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 12 °C

İzlenim: Federal İstanbul devleti

Günay Aslan

20 yıldan sonra yeniden geldiğim İstanbul’da bin bir duygu ve düşüncenin altüst ettiği içimdeki geçmişe dair eğilimler eşliğinde yoğun bir hafta geçirdim.

Bazen içimi çekerek, bazen de içimdeki sesleri duymazdan gelerek uzun bir aradan sonra elde ettiğim bu fırsatı değerlendirmek; bu şehri gözlemlemek istedim.

1988-93 arasını İstanbul’da geçirmiştim. 88 senesinde Van’ı terk etmiş, İstanbul’a yerleşmiş, bir ayağım Kürdistan’da olsa da burayı mesken edinmiştim.

1993’te "Yas Tutan Tarih/ 33 Kurşun" kitabımdan ötürü hapse girince İstanbul’la bağımı zorunlu olarak kesmiştim. Hapisten çıkınca da hem bu şehri hem de bu ülkeyi terk etmiş, çekip gitmiştim.

Şimdi yeniden bu şehirdeyim, fakat 20 yıldan sonra yeniden geldiğim İstanbul’un eski İstanbul olmadığı anlaşılıyor. Kendimi başka bir şehre; daha doğrusu başka bir ülkeye gelmiş gibi hissediyorum.

Gerçi İstanbul’un zaman içinde çok değiştiğini ve çok geliştiğini duymuştum ama, bu bir hafta içinde gözlediklerimi 'değişim’ veya 'gelişimle’ açıklamak bana yeterli gelmiyor.

Ortada artık başka; bambaşka bir İstanbul var. Ortada adım başı bir AVM’nin, bir üniversitenin ve bir caminin yükseldiği paralel toplumlardan ve özerk bölgelerden oluşan 'federal İstanbul devleti' var.

Böyle bir İstanbul’u Ankara şurada kalsın, Cağaloğlu’ndan bile yönetmek imkansız ve görebildiğim kadarıyla da yönetilemiyor. 'Dünyanın yükselen yıldızı’ İstanbul fiili olarak kendi kendini yönetiyor.

Görebildiğim kadarıyla İstanbul'da -Türkiye gibi galiba- yeni sürece uygun bir sözleşmenin yapılmasını; fiili durumu kalıcı kılacak anayasal bir sistemin kurulmasını bekliyor.

Bu mümkün olacak mı? Türkiye gelmiş olduğu aşamaya uygun demokratik katılımı esas alan ademi merkeziyetçi anayasal bir sistem kuracak mı, yoksa İstanbul’dan başlayarak başka bir yöne ve yere mi savrulacak; bilemiyorum.

Bunu bugünden kestirmek zor görünüyor. Zor zira, burada her adımda derin sınıfsal uçurumlar göze çarpıyor. Göz kamaştıran müthiş bir zenginlikle, can acıtan korkunç bir yoksulluk iç içe yaşanıyor!

Bundan olsa gerek bu ülkede insanlar sadece şimdide yaşıyor! Sanki bir geçmişleri yok ve sanki bir gelecekleri de olmayacakmış gibi herkes şimdiye odaklanmış durumda. Doğrusu bu durum insanı kaygılandırıyor.

Diğerleri bir yana sınıfsal çelişkilerin bu kadar keskin olduğu bir yerde dibe vurmadan eşitliği, adaleti, temel hak ve özgürlükleri hakim kılmak; demokrasiyi ve istikrarı sağlamak kolay görünmüyor.

Öte yandan 4 milyona yakın Kürt’ün yaşadığı, 'en büyük Kürt şehri’ İstanbul’un her köşesinden envai çeşit Kürdili sesler de yükseliyor. Kürt dinamiği bu şehirde kendini artık özgürce görünüyor kılabiliyor. 90’lı yılların Kürt karşıtlığı ve düşmanlığı önemli oranda aşılmış görünüyor.

Kürtlerin Ortadoğu ve Kürdistan’daki yükselişleri olumlu sonuçlar yaratacağa, Kürtlerin Türkiye’nin iç ve dış siyaseti üzerindeki etkisi daha da artacağa benziyor.

Buradan bakınca Kürtlerin yolu açık görünüyor. Yeterki Kürt siyaseti bölgenin ve Türkiye’nin 'büyük güçler platformuna’ çıkan Kürt halkının eğilimlerine uygun bir siyaset üretsin; gerisi kolay olacağa benziyor.

İstanbul’a geldiğimin ikinci günü HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın Şişli’deki basın toplantısına katıldım.

Demirtaş orada, Türkiye’nin demokrasi dinamiklerine; solcularına, liberallerine, Alevilerine, Hıristiyan azınlıklarına, gençleri ve kadınlarına yeni yaşamı birlikte kurma çağrısı yaptı.

Bu çağrı önemliydi, ilgiyle de karşılandı ancak eksik kaldı. Demirtaş’ın bu çağrıyı muhafazakar kesimin demokratik damarına da yapması, bu kesimi de ittifak yapılacak güçler arasına alması ve hesabı katması gerekiyordu.

Evet; Kürt siyasetinin dar alanda siyaset yapma dönemi artık sona ermiş bulunuyor.

Dolayısıyla dışa açılması, Türkiye’nin ezilenlerini kucaklaması, Kürtleri ve Kürdistan’ı onlara taşıması gerekiyor ve kaldı ki Çözüm Süreci ona bu fırsatı fazlasıyla sunuyor.

Ancak dışa açılmaktan sanki eski Türkiye’nin sahiplerine, beyaz seçkinlere, aydınlara ve orta sınıflara açılmak anlaşılıyor ki bunun yetersiz olduğunu söylemem gerekiyor.

Son olarak; İstanbul’da gördüklerim bu ülkede siyasetin yoksullara; en alttakilere dayanması gerektiğine işaret ediyor. Bu kesime dayanmayan bir siyasetin geleceğinin olamayacağı anlaşılıyor.

Kürt siyasetinin bunun görmesi ve siyasetin her kademesinde yoksulları söz ve karar sahibi yapması gerekiyor. Aksi durumda arzu ettiği yere gelemeyeceğini bilmesi gerekiyor.

Haftaya Van izlenimlerimi yazacağım...

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89