• BIST 104.918
  • Altın 146,879
  • Dolar 3,4930
  • Euro 4,1820
  • İstanbul 26 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 14 °C

İyimserlikten kötümserliğe; Türkiye-Kürdistan ilişkileri

Günay Aslan

Güney Kürdistan’la Türkiye arasında imzalanan petrol anlaşmasını sadece petrol anlaşması olarak ele almak mümkün görünmüyor. Anlaşmanın bunun ötesinde anlamının olduğunu görmek gerekiyor.

Evet; Türkiye petrol ve doğalgaz için yılda 60 milyar dolara yakın ücret ödüyor. Enerji ihtiyacının neredeyse yüzde seksenini dışarıdan karşılıyor. Ağırlıklı olarak Rusya’ya, kısmen de İran’a bağlı yaşıyor.

Rusya’nın şalterleri indirmesi halinde üretimin duracağı, halkın soğuktan donacağı ve karanlıkta kalacağı biliniyor.

Elbette bu bağımlılık dünyanın 16, Avrupa’nın da 6. ekonomisi Türkiye’yi rahatsız ediyor. Günün birinde Rusya ya da İran‘ın akışı keseceği endişesinden kurtulamıyor. Bu yüzden enerji pazarını çeşitlendirmeye çalışıyor.

Bunun yanı sıra doğudan batıya ‘enerji köprüsü‘ kurmak; dünya enerji piyasasında kendisine etkin bir yer de açmak istiyor.

Arz çeşitliği yaratmanın, ucuz enerji bulmanın ve ‘enerji köprüsü‘ kurarak ayrı bir stratejik önem kazanmanın hesaplarını yapan Türkiye, birkaç yıl içinde sadece Kürdistan’dan günde 3 milyon varil petrol almaya hazırlanıyor. Yeni boru hatlarını, sınır kapılarını, rafinerileri ve çevrim santrallerini bunun için açıyor.

Ayrıca Kürtlerle savaşın yıprattığı ordusu başta olmak üzere kurumlarını bu amacına uygun bir biçimde yeniden yapılandırıyor.

Dolayısıyla buradan bakıldığında geçen hafta –gözlerden ırak bir yerde- imzalanan ve hem Irak‘la hem de Amerika‘yla sorun yaratan Türkiye-Kürdistan petrol anlaşması makul görünüyor.

Ancak, söz konusu Türkiye-Kürdistan ilişkileri olunca buna sadece petrol anlaşması olarak bakmak yetmiyor. Ötesine de bakmak gerekiyor.

İyimser açıdan bakıldığında anlaşma Türkiye‘nin Kürdistan‘la ‘stratejik ortaklık‘ kurmak istediğine işaret ediyor! Türkiye 100 yıllık düşmanlığın kendisine de çok şey kaybettirdiğinin farkında görünüyor ve tarihsel bir dönüş yaparak Kürtlerle ve Kürdistan’la ‘özel ve anlamlı stratejik ilişkiler‘ geliştiriyor.

Bu ilişkilerin kuzeyi de içine alması kaçınılmaz görünüyor. Kaldı ki taraflara bu yolu kuzeyde başlatılan Çözüm Süreci açıyor. Öcalan’ın barış süreci başlatması, PKK’nin savaşı durdurması birçok şeyin yanı sıra ekonomik ilişkilerin gelişmesine de katkı yapıyor. Siyasi ilişkilerle birlikte ekonomik vd. ilişkiler de güçleniyor.

İyi ilişkilerin Rojava meselesini çözeceği de öngörülüyor. Kuzeyin, güneyin ve Rojava’nın Türkiye’yle birlikte ortak ve özgür bir gelecek kurma ihtimali giderek güçleniyor.

Öte yandan petrolünü Türkiye üzerinden satan Kürdistan yönetimi bu sayede önemli kaynak elde ediyor. Bu da ülkenin kalkınmasına ve demokrasinin kurulmasına hizmet ediyor. Özcesi; özgürlük ve zenginlik süreci giderek gelişiyor ve Türkiye ile Kürdistan’ın kaderini birleştiriyor.

Kötümser açıdan bakıldığında ise Türkiye’nin jeopolitik gerçeklerin zorlaması sonucu Kürdistan’la ilişkilerini geliştirdiği ortaya çıkıyor.

Bunun arkasında stratejik önemi giderek yükselen Kürdistan’ı bağımsız bir devlete dönüşmeden kendisine bağlama ve kontrol altına alma hesabı yatıyor.

Türkiye petrol anlaşmasını enerji ihtiyacından çok, bağımsız Kürt devleti ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla yapıyor.

Amerika’dan Rusya’sına birçok aktörün el attığı Kürt petrolünün müstakbel Kürt devletinin motoru olacağını görüyor. Güney yönetiminin sıkışmışlığını; içeride ve dışarıda yaşadığı sorunları fırsat biliyor ve bu motoro ele gerçirmeye; Kürdistan’ın kaderini tekeline almaya çalışıyor. Petrolün parasını bu nedenle elinde tutma şartını getiriyor.

Kuzeyde ise çözümü düşünmüyor. Sadece zaman kazanmaya çalışıyor. Alttan alta savaş hazırlığı yapıyor. Rojava’ya müdahale etmenin yollarını arıyor. Rojava‘da Kürtleri birbirleriyle çatıştırmayı amaçlıyor.

Kürdistan’ı himayesine almak amacıyla kapsamlı bir proje yürüten ve projesinde Kürtlere bir statüde öngören Türkiye, bunun için kendisine göbekten bağlı bir siyaset sınıfı yaratmaya çalışıyor. Vs, vs…

Görüldüğü gibi iki bakış açısını da anlamlı kılan bir süreç yaşanıyor. Bu da tarihi sorumluluğun bütün parçalardan Kürt siyasetinde olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla önce kendimize bakmamız gerekiyor…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89