• BIST 83.067
  • Altın 146,894
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 1 °C

İyi siyasetçi Uruguay Devlet Başkanı gibi yaşamalı

Ferda Çetin

Van’daki depremzedeler süresiz açlık grevinde.

Yaşadıkları konteynerlerin elektrikleri ve suları kesilmiş.

Van Valiliği, depremzedelerin konteynerleri boşaltarak kendi başlarının çarelerine bakmalarını istiyor.

Açlık grevindeki depremzedeler Van valisinin amacını da açıklıyorlar: “Bizi çıkarmaya zorlayarak, konteynerleri Hatay’a götürmek istiyorlar. Bizden alınan konteynerlere Suriye’den gelenleri yerleştirecekler.”

Van Valiliği, Türk devletinin ve AKP’nin politikasını hayata geçiriyor. Vanlı depremzedelerin Van’ı terketmeleri için iki yıldır ne gerekiyorsa yapılıyor. Diğer taraftan Rojava’nın boşaltılması için Rojava’yı terketmek isteyen Kürtlere kapılar sonuna kadar açılıyor.

Kısacası “bir taşla bir çok kuş” hikayesi.

Van’da, konteynerlerde yaşayan depremzedeler, birikmiş bir kin ve intikam duygusuna eşlik eden hesap kitap işleminin sonucunda, evsiz barksız bırakılmak isteniyorlar.

Çünkü onlar, yıllar öncesinde kendilerine koruculuk dayatıldığında, onurlarını korumak için köylerini, evlerini, bağ ve bahçelerini bırakarak göç eden kararlı yurtseverlerdir.

Kürt yurtseverliği ile devlet işbirlikçiliği karşı karşıya geldiğinde, tereddütsüz bir şekilde onurlarını korumayı tercih etmiş; çocuklarıyla birlikte Kürt yurtsever cephesinde saf tutmuş, miting alanlarına, Newroz şenliklerine, şehit cenazelerine akmış; bunu için gaz bombası yemiş, coplanmış, tutuklanmış ve devlet kayıtlarına “sicili kötü” Kürtler olarak geçmişlerdir. Seçim sandıklarında HEP’e, HADEP’e, BDP’ye oy veren seçmenlerdir.

Bu depremzedeler Afyon’da veya Sakarya’da olsaydı, valiler aynı muameleyi böyle rahatlıkla ve pervasızca yapamazdı.

Durum bu kadar açık ve net.

Bu nedenle, halkımızın acı çekmesinden mutluluk duyanlardan yardım, merhamet ve insanlık dilenmek de saflık ötesi bir şey olur.

Peki çözümü yok mudur bu işlerin?

Van’daki konteynerlerde yasayan depremzedelerin sorunu devletin değil, topyekün Kürt halkının sorunudur. Kürt kurumlarının, BDP’nin, DTK’nin, HDK’nin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının, halk meclislerinin, kadın ve gençlik hareketinin sorunudur.

Van’da devletin uygulamalarını süresiz açlık grevi ile protesto eden depremzedeler, seçimden seçime hatırlanacak bir topluluk değildir. Onlar mitinglerde, yürüyüşlerde, Newroz alanlarında desteğine ihtiyaç duyduğumuz ittifak güçlerimiz de değildir. Onlar biziz!

Dahası ve önemlisi…

Kürdistan devrimi kuru bir direniş ve mücadeleden ibaret değildir. Egemenlere ve sömürgecilere haddini bildirmenin çok ötesinde, daha derin ve büyük amaçları olan sosyal bir devrimdir. Özgür, adil, eşitlikçi, paylaşımcı büyük bir ortaklığın adıdır.

Bu devrimin içinde, yanında ve çemberınde bulunanlar da artık bu gerceği görmeli ve dürüst yaklaşmalı. Konuştukları, savundukları ve uğruna mücadele ettiği değerlere uygun bir yaşam sürmeli.

Bu açıdan, “Kürtler hep ezilip kötü koşullarda mı yaşasın? Kürtler de artık rahat koşullarda yaşamayı hak ediyor” kurnazlıkları ile sorunun özü perdelenmemeli.

Eğer sizinle omuz omuza yürüyen halkın ezici çoğunluğu hala yoksulluk koşullarında; işsiz, evsiz barksız ve geçim derdinde ise ve siz bunu derinden hissetmiyorsanız yanlış taraftasınız demektir. Size güvenenler, size inananlar Van’da konteynerlerde, Amed’de, İzmir’de, Manisa‘da çadırlarda yaşıyor; siz özel mülkiyet peşinde ev, villa, yazlık, lüks araba derdinde iseniz, bu durum artık, “Kürtler de artık biraz rahat yaşamalı” olayını aşar. Vicdan ve ahlak alanına girer. Yaşamı ve pratiği böyle olanlar, yoksulları ve ezilenleri temsil edemezler. Mevsimlik işçilerin yaşadıklarını da büyük şehirlerin kenar mahallelerini de genç kızlarımızın karın tokluğuna çalıştırıldıkları atölyeleri de bilemezler.

Birçok Kürt siyasetçisi için can sıkıcı konular bunlar…

Ama artık zülfüyare dokunmanın zamanıdır.

Çünkü Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin ruhu, felsefesi bu. Hareketin öncülerinden Hayri Durmuş’un, son nefesini verirken “mezar taşıma borçlu yazın” sözü, bu hareketin özüdür. Yani kendimiz için hiçbir şey, herkes için her şey felsefesi.

“Rabbena hep bana” değil!

Gönül tokluğu, bir lokma bir hırka anlayışı…
Komşusu aç iken tok uyumayı kabul etmeme ahlakı…

Yoksa eğer sistem partilerinden hiçbir farkımız kalmazdı.

Halk için, toplum adına ve büyük özgürlük amaçları peşinde koşturuyor ve bu konuda samimi isek Demirel, Özal, Çiller, Baykal, Erbakan, Erdoğan, Fethullah Gülen tarzında siyaset yapamayız. Yakınlarımızı ve kendimizi özel mülkiyet ve servet düşkünlüğünden korumalı; biriktirme, israf, tüketicilik, lüks ve göşteriş illetinden kurtulmalıyız.

Söylediklerimizle yaşamımız arasında paralellik yoksa oportünist, riyakar ve münafık oluruz.

İhtiyaç fazlasını paylaşmayı öğrenebilsek birçok sorun hallolurdu, Van depremzedelerinin sorunları da…

İyi ve doğru örnek Uruguay Devlet Başkanı Pepe Mujica’dir. Eğer Kürt halkı adına siyaset ve öncülük iddiamız varsa ve dürüst olacaksak Mujica gibi yaşamak zorundayız.

“Uruguay Devlet Başkanı Mujica kimdir ve nasıl yaşıyor?”

Merakı olanlar isterlerse küçük bir araştırmayla bulabilirler.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89