• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 2 °C

İstanbul’un doğusunda bitmeyen oyun

Yıldıray Oğur

Bundan 100 yıl önce 1914’ün yaz aylarında Alman Kayzeri Wilhelm, savaşa tutuşmakta olduğu güçlü İngiltere’yi ancak içeriden vurabileceğini düşündü ve doğudaki konsolosluklarına bir talimat gönderdi:

“Konsoloslarımız tüm İslam dünyasını bu yalancı ve vicdansız millete karşı ayaklandırmalıdır.” İngiltere’ye karşı Hindistan’a kadar uzanan sömürgelerinde yaşayan Müslümanları cihada davetti bu.

Kayzer’in ilk denemesi değildi bu. 1898’de İstanbul’a II. Abdülhamid’i ziyarete de bu yüzden gelmiş, kendi tasarımı Alman çeşmesini hediye etmişti. Kopardığı imtiyazlardan biri Berlin-Bağdat demiryolu hattıydı. O hattın üzerindeki “kompanie” şantiyelerinden birinin adı daha sonra Kobani oldu.

Kayzer İstanbul’dan sonra siyah bir at üzerinde beyaz üniformasıyla fethetmiş gibi Kudüs’e girdi, sonra Şam’a geçip Selahaddin Eyyübi’nin türbesine saf gümüşten bir kandil asıp, en iyi mermerlerden bir mozole yapılmasını emretti.

Ama bu kez bir sorun vardı. Kayzer’in cihada davet etme hakkı yoktu. O yüzden halifelik mührünü elinde bulunduran Osmanlılarla, İttihatçılarla ittifaka gidildi.

Kayzer’in ünlü oryantalist danışmanlarının başka bir planı daha vardı.

Alman casuslar, Kayzer’in gizlice Müslüman olduğunu, Hacı Wilhelm Muhammed adını alarak gizlice hacca bile gittiğini yaymaya başladılar. Hatta Kayzer’in Müslümanları kurtaracak beklenen Mehdi olduğunu haber veren Kur'andan Hurufi yorumlar bulundu. Alman milletinin de Kayzerlerinin arkasından İslam’a geçtiği dedikodusu yayıldı, uçaklardan İslam ülkelerinin üzerine bildiriler atıldı.

Aynı anda sandık sandık altın, silah ve propaganda broşürüyle Alman subaylar Türkiye üzerinden Hindistan’a kadar olan Müslümanları İngiltere’ye karşı cihada ikna etmek için yollara düştüler.

Alman yayılmacılığının önemli isimlerinden Paul Rohrbach bu kızılelmayı “Almanya’nın geleceği nerededir” sorusuna “Doğudadır, Türkiye’de, Mezopotamya’da, Suriye’de" diye cevap vererek formülize etmişti.

Yazının buraya kadar olan kısımları için topluca tek dipnot verilebilir. Peter Hopkirk’ün Türkçe’ye de çevrilen olağanüstü kitabı “İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun.”

İstanbul’un doğusunda oyunun bitmediğinin açık olduğu günlerden geçerken yeniden dönüp bakmakta yarar var.

Almanlar iki Almanya’nın birleşmesinin, Berlin Duvarı’nın çökmesinin 25. yılını kutluyorlar bugünlerde. Bu 25 yılda Almanya, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş diz çöktürülmüş Almanya’dan, ayağa kalkan ve sahalara dönen bir Almanya’ya gelmeyi başardı.

Bu Kayzerist ideal sadece sağcı Hıristiyan Demokratlara ait de değil. Sosyal demokrat Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier “Almanya'nın dünya politikasının sadece ana hatları üzerinde yorum yapması için çok büyük olduğunu” söyledi geçenlerde. Münih Güvenlik Konferansı’nın açılışında konuşan insan hakları aktivisti-rahip Cumhurbaşkanı Gauck bile Almanya’nın dünyadaki rolünün güçlenmesinden bahsedip, askerî müdahalelere hemen karşı çıkılmamasını istemişti. Alman Dışişleri, daha aktif bir dış politika prensibiyle hareket ettiğini ikna etmekten çekinmiyor, BND Alman tarihinin en pahalı inşaat faaliyetiyle Berlin’deki dev merkezine taşınıyor.

Alman birinci televizyon kanalı ARD’nin anketine göre Almanların yüzde 74'ü de Almanya’nın sahalara dönmesini destekliyor.

Almanların sahalara döndüğü yerlerin başında Suriye geliyor. Batı dünyası Esad rejimini gayrimeşru ilan etmişken Alman istihbaratı BND’nin başkanı Schindler’in Şam’ı ziyaret edip Esad’la görüştüğü ortaya çıkmıştı. Almanlar bu ayrıksı duruşlarını AB’nin Suriye’ye yönelik silah ambargosu, muhalifleri silahlandırma girişimlerini bloke ederek gösterdiler. Alman Dışişleri Suriye meselesinde Rusya ve İranlı çözümü açıkça savunuyor.

Galler’deki NATO zirvesinde Alman Dışişleri Bakanı’nın Esadlı çözümü de savunduğunu Ankara kulislerini takip eden gazeteciler defalarca hükümet çevrelerinden duymuştur.

Alman dış politikasındaki ikinci kırılma ise Kürtlerle ilgili yaşanıyor. Kosova ve Afganistan’a asker göndererek acemiliğini atan Alman devleti, ilk kez bir kriz bölgesine silah gönderdi. Irak Kürdistan yönetimine gönderilen silahlar için resmî tören bile yapıldı.

Geçen hafta Almanya Dış Operasyonlar Sorumlusu Karl Heinz Fritz, Alman Genelkurmay Başkanı Yardımcısı York Volmir başkanlığındaki bir heyet Erbil’e gidip Kürdistan istihbaratının başındaki Mesrur Barzani ile görüştü.

Almanların Kürt meselesine ilgisinin tarihi epey eski. En son çıkan Snowden belgelerinde Alman istihbaratı BND’nin 2009’dan itibaren Türkiye’yi en öncelikli dinlenecek ülkeler arasına aldığı ortaya çıkmıştı. 2009 tarihi sürpriz değil. Ankara kulislerinde bu sorunun cevabını arayanlara o tarihin Oslo süreci, Hakan Fidan ve Davutoğlu’nun sahne aldığı tarih olduğu hatırlatılıyor sadece.

Biraz daha fazla soru soranlara da son dönemde Almanların sadece Erbil’e değil, Kandil’e de sık sık gittiği söyleniyor. Kandil’e çözüm süreci masasından kalkmayla tehdit etme, Kobani ayaklanması için cesaret verenin bu ziyaretlerdeki teklifler olduğu da eklenerek.

Bu off the record bilgilerin, soranlara söylenmesinin sebebi Türkiye’nin Kandil trafiğinden haberdar olduğunun duyulmasının istenmesi muhtemelen.

Ama açık kaynaklardan da rahatça teyit edilebilecek off the record bilgiler bunlar.

Üç hafta önce Spiegel’e konuşan ve Merkel’in sağ kolu diye bilinen Hristiyan Demokrat politikacı Volker Kauder, açık açık IŞİD’e karşı PKK’nın silahlandırılmasını önermişti. Tabii “Türkiye’nin olurunu alarak” diye de dibine kibarlık olsun diye ekleyerek.

Bu düzeyde bu teklif bu kadar açıkça dillendirilmişken Gehlen’in kurduğu Alman istihbaratının teklifi muhatabına iletmediğini düşünmek Alman dehasıyla dalga geçmek olur.

CIA’nin bile 1000 eski Nazi subayını eski günahlarını unutup, bilgi ve birikiminden yararlanmak üzere Soğuk Savaş’ta Ruslara karşı kullandığının ortaya çıktığı günlerde özellikle. En entelektüel Liberal Alman gazetesi FAZ’ın editörü Udo Ulfkotte’in Alman devleti tarafından gazetecilerin nasıl kullanıldığını anlattığı kitabının çıktığı günlerde bir de…

Böyle görüşmelerin PKK’yı barıştan daha fazla heyecanlandırmayacağını düşünmek de 30 yıldır bu coğrafyada böyle ittifaklarla var olagelmiş silahlı bir örgütün kurmay aklına saygısızlık olur…

Kayzer II. Wilhelm'in “Doğu birini bekliyor” sözünden 100 yıl sonra Almanlar Doğu’ya geri dönüyor. Zaten bir onlar eksikti. Geç bir devlet olan Almanların geç kalmış emperyal heveslerinin dünyaya maliyeti iki dünya savaşı olmuştu. Bu üçüncü heveskârlığın maliyeti de Türkiye’deki barışa çıkmaz inşallah.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89